Biz bu b.ku niye yedik

0
411

Son günlerde yine tırmanmaya başlayan terör sivil hedefleri de vurmaya devam ediyor. Neredeyse otuz yılı bulan PKK eylemlerinin çetelesini tutmak artık uzun bir zaman almaya başladı. 1984 de Eruh’ta başlayan, 1993’de Başbağlar gibi müthiş infial uyandıran hadiselerin ardı arkası kesilmiyor. Dönemsel ateşkes hadiseleri dışında bu ülkenin çocukları dağlarda ölmeye devam ediyor ve en nihayetinde yine bu ülkenin Kürt olmayan vatandaşları arasında Kürt=PKK(lı) düşüncesi daha da keskinleşen bir düşünce oluşturuyor.

Yaz dönemini batının da en batısında geçiren biri olarak gözlemlediğim insanların artık çevrelerinde gördükleri her Kürt vatandaşa kuşkuyla baktıklarıdır. Yaşadığım Çerkes köyünde de, bağlı bulunduğumuz Biga’da da durum bu. Ağırlıklı olarak inşaat sektöründe çalışan ve artık sayıları binleri bulan Kürt vatandaşların çevredeki bu algıdan rahatsız olduklarını da gözlemledim kendi çapımda.

Bütün bu tespitleri yüzlerce binlerce kez değişik medya organlarında okumuşsunuzdur muhtemelen. Çerkeslerin sesi olma noktasındaki Jıneps’te bu konuya bir kez daha vurgu yapma ihtiyacı hissetmem, içerisinde yaşadığım Çerkes toplumunun da az önce belirttiğim tespitlerden farklı düşünmediğini vurgulamak içindir.

Aslında yazmak istediklerim de bu değildir. Lakin dilim ve elim varıp bir türlü dilimin ucuna kadar gelenleri söyleyemediğim için biraz top çeviriyorum açıkçası. Söyleyeceklerimin yanlış anlaşılacağından emin olarak ve belki de bu tepkilerden biraz da çekindiğimi -korktuğumu söylemeliyim açık yüreklilikle.

Önce en son söyleyeceğimi en başta söyleyerek, düşüncemizi ortaya koyalım. Sonrasında açarız nasılsa.

Bir fıkra ile konuya girelim. Bilinen meşhur bir fıkradır. Ağa ile uşağı atlı arabalarıyla yolda giderken, at pisleyince ağa uşağına “ atın pisliğini yersen at da senin araba da” der. Uşak teklifi cazip bulur ve pisliği yer. Gidecekleri yere giden ağa ve uşağı bu kez dönüş yolunda iken at yine pisler. Yaptığından rahatsızlık duyan uşak aynı teklifi ağaya yapar bu sefer. Atı ve arabayı kaybeden tamahkâr ağa da dayanamaz ve pisliği yer. En nihayetinde dönüp geldiklerinde uşak ağaya: “Ağam giderken de at ve araba senindi. Yine senin. Peki biz bu b.ku niye yedik?”

Otuz senedir süren sıcak bir savaşa, Dersim vs. gibi olayları da hesaba alırsak neredeyse seksen yıldır süren bir huzursuzluk kaynağını bir türlü çözemeyen bir devlet var karşımızda. Köylü çocukları karşılıklı birbirlerini öldürüp duruyor yıllardır. Savaş ekonomisi cebimizden tırtıklamaya devam ediyor. Kan meraklıları hariç her iki tarafın da bıkıp usandığı bu gayya kuyusu çocuklarımızı alıp yutuyor, paramızı emip tüketiyor ama bir türlü huzur gelmiyor.

Kuzey Afrika’dan gelen dalga domino taşları misali Esed’e dayandı. Saddam’ın zaten defteri çoktan dürülmüştü. Kaddafi’nin perişan sonu, Mübarek’in akıbeti derken Esed’in de fazla dayanamayacağı aşikar.

Kişiler, rejimler ve haritalar sürekli değişiyor-değiştiriliyor değiştirttiriliyor… Son yüzyıla bakarsak eğer tarih, coğrafya ve özellikle atlas bilgilerimiz ne kadar çok değişmiş görürüz.

Birilerinin çok hoşuna gitmese de Kuzey Irak’ta fiilen bir Kürt devleti kuruldu. Görünen o ki, İran, Suriye ve Türkiye topraklarının da bir kısmını içeren büyük bir Kürt devleti siparişi yolda. Eninde sonunda gidilecek yol o gibi gözüküyor. Bu teslimiyetçi bir ruh halinin “ver kurtul” hezeyanı gibi algılansa da sonunda insanın diyesi geliyor hani. Akan kan duracak ve en sonunda her iki tarafın insanları daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşları huzur ve refaha erecekse “ver kurtul” be kardeşim!..

Son cümleye ne kadar çok kızan, küfredecek olan var biliyorum. Bu gönlümden geçen sonuç değil bilesiniz. Mantığım onu söylüyor ve bu geleceğin yolunun taşları döşeniyor yıllardır.

Esas gönlümden geçen, akl-ı selim Türk ve Kürt politikacılarının, aydınlarının ve kanaat önderlerinin akıllarını başlarına devşirip bu ülkede huzur tesis etmeleridir. Akan kanı durdurmalarıdır. Vampirliğin sonu yok. Bu sonunda kutup ayılarının kendi kanlarını emerek ölmeleri gibi bir sonucu da doğuracaktır. Korkarım ki iş zaten oraya doğru gidiyor. Kutup ayılarını avlamak için çok keskin baltaların ucuna kan sürüp karların arasına saklarmış avcılar. Kan kokusuna giden ayı baltayı yalarken dilini keser, sonra da anlamadan kendi kanını emmeye başlarmış. Kendi kanını tüketen ayı sonunda güçsüz kalıp avcıların eline düşermiş.

Düşüncem odur ki yolumuzun sonu budur.

Ya da; en sonunda, biz bir arada ve barış içerisinde yaşamayı becersek de beceremesek de akan kana bakıp biz bu b.ku niye yedik diyeceğiz…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz