Siyasette “nesne” olmak

0
472

Türkiye’de siyasetin muhafazakarlaşması AKP iktidarı ile değil, esas olarak seksen darbesiyle başlamıştır. Kenan Evren’in mitinglerde Kur’andan ayetler okuyarak konuşmasına başlaması hafızalarda canlıdır hâla ve siyasetin düzlemi o dönemde adım adım değiştirilmiştir. Demirel, Çiller Türkeş, Baykal gibi politikacıların biçimlendirdiği kapitalizme uygun muhafazakarlık bugünkünden bir başka düzlemdir aslında. İdeoloji olarak dini temel alan (skolastik) yaşama biçimi ile örülen dönemin muhafazakarlığı, belirli aşamalardan ve konjoktör değişimlerinden geçerek günümüzdeki biçimini almış görünüyor. Siyasetin bu yeni biçimi halka bir tavsiye, bir telkin olarak değil; gündelik yaşamı ve ilişkileri belirler durumdadır.
Çerkesler’in genel anlamda gecikerek İslamiyeti kabul etmeleri ve bu kabulün İran üzerinden Ortadoğu kökenli tarikatlar aracılığıyla yayılması ile radikalleşmeye yatkın olmaları da düşünülürse; Osetlerde, Çeçenlerde, Adıgelerde, İnguşlarda farklı İslami inanç biçimlerinin olması anlaşılır gibi. Dini inançlarının gündelik yaşamlarını biçimlendirmesi, hatta düzenlemesi ile dönemsel-toplumsal duruşlar ayrı değerlendirilebilir. Çarlık Rusya’sını Kafkaslarda kilitleyerek kolonyalist-emperyal yayılmacı amaçlarını durdurup engellediği için, Kafkas-Rus savaşlarında Çerkesler ilerici konumda olmuşlardır. Osmanlı topraklarına sürülüp, padişaha şartsız biatlarıyla ( ki o, İslamın halifesi) gericileşmiş, kurtuluş savaşında hatta İttihat ve Terakki’den başlayarak merkezi iktidara ve giderek emperyalizme karşı duruşları ilerici olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda Çerkeslerin tasfiye edilmesiyle Cumhuriyet dönemleri boyunca güçlenen merkezi iktidarlara yakınlaşmaya devam eden muhafazakarlaşma süreci yaşanmıştır. Bugünkü biçimi Tayyip muhafazakarlığı ile Gülen muhafazakarlığı bileşimi, iktidara yakın bir durum. Cumhuriyetin hiç bir döneminde genel eğilim olarak, toplumsal haklar, hatta gündelik bireysel haklar toplamı olarak merkeze karşı muhalif kesimde durmamışlardır. Kaldı ki, Cumhuriyet öncesinde de siyasette özne oldukları dönemde toplumsal talepleri olmamıştır. Bu durumdan iki önemli sonuç çıkartılabilir. Biri, kendilerine ait bir ulusal duruşları ve politikaları hiç bir dönem olmamıştır. İkincisi ise, hemen hemen her dönem güçlü olan merkeze yakın durmuş olmalarıdır. Güçlüye karşı durmanın bedelini ağır ödemiş olmalarından olsa gerek; güçlünün yanında durmayı ulusal bir içgüdüye dönüştürmüş gibiler… Bu durum sadece diasporada değil, Kafkasya’daki cumhuriyetlerde de aynı. Hatta daha ileri boyutta olduğu söylenebilir.
Cumhurbaşkanı seçim sürecinin başlamasıyla yeni siyasi hareketlilik öne çıkmaya başladı. Çerkesler de siyasi güç odakları arasında bölünürken, yeni diyebileceğimiz bir duruş uç vermiş gibi görünüyor. Solun ve Kürtlerin adayına oy vermeyi düşünenler; hatta, ona oy verilmesini teşvik eden, kampanya hesabına utangaç bağışlar yollayan ve sosyal medyada ilan eden Çerkesler… Şimdilik sosyal medyada yer alan duruşta, içkin bir sıkıntıyı da içinde taşıdığı için; kör bir tartışmayı da sosyal medyaya taşımış görünüyor. S. Demirtaş ve üç Çerkes aktivistin ellerinde Adıge bayrağıyla sosyal medyada yayınlanan resminin altına, ‘’Çerkesler Demirtaş’ı destekliyor’’ ibaresi konmuştur ki bu doğru değildir. Olsa olsa sayısı resimdeki sayıyı bir kaç kez katlayacak kadardır destekçileri. Belki de daha çok. Ama Çerkeslerin çoğunluğu değildir. Örneğin ‘’Kürtler destekliyor’’ dendiğinde kuşku olmaz. Bilinen bir durum. Saymaya da gerek yok. Sanırım o çoğul eki, kendisini kapsamayan Çerkesleri kızdımış gibi. Kendi içinde olsa bile bir tartışma geleneğine sahip olmadıkları için de, tartışmalar sığlaşmış hatta çirkefleşmiştir denilebilir bile…
Sözü edilen bu seçmenlerin otuz yıllık Kürt politikasına ve programlarına sempati duyduğunu daha önce pek görmedik. Aslında Kürtler de Çerkes sözcüğünü siyasi sözlüklerine yeni aldılar. Durum böyle olunca şah soru burada sorulabilir. Bu Çerkesler Türkiye’nin demokratikleşmesine bağlı olarak Kürt özgürlük hareketinin programına mı oy verecekler? Yoksa Kürtlerin parlamentodaki grup toplantılarında Çerkeslerden söz eder olmalarından doğmuş bir sempatiye mi? Kürt sivil siyaseti otuz yıldır var. Gerilla hareketlerine bağlı oluşan sivil siyaset, dönemsel olarak, ya dağa-gerillaya enerji taşır. Ya da sonrasında dağdaki enerjiyi sivilde, yani düzde politikaya tahvil eder. Kürt politikasında otuz yıldır bu durum bir kaç kez yer değiştirmiş olup günümüzde, KCK yapısıyla dağdaki enerjiyi sivilleştirmeye çalışıyor görünüyor. Sorun, merkezi İslami siyasi iktidarla bunu yapmayı becermeye çalışması… Böyle düşünüldüğünde, AKP yanlısı Çerkes seçmenlerin Demirtaş’ı destekleyen Çerkeslerden daha çok olduğudur. Ama onların cumhurbaşkanı adayı var zaten… Bir arayışları yok. Oylarını ve bağışlarını Selehattin Demirtaş’a verecek olan Çerkes solunun bir bölümü; kolera ile veba arasında kalmışken, bu yeni adaya oy vermek, kısmen rahatlatacaktır umarım. Unutmamak gerekir ki, zaten, Demirtaş kazanmak için değil, kaybetmek için aday.Yüzde on hedef koymuş, kazanamama üzerine kampanya yürüten bir adayla tarihi ve gündelik sorunları çözme düşüncesi zaten abesle iştigal olur. Ama Kürtler için, Kürtlerin dağda üretilen gücün düzdeki oranı açısından bir anlam taşıyor olabilir… Çerkesler ise, genel eğilime dayalı merkezi bir birlik politikası yani siyasi güç üretemediği sürece siyasi yapılarla ittifak değil; tüm cumhuriyet dönemi boyunca olduğu gibi siyasette özne değil, nesne olma konumlarını korumuş olacaklar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz