Siyasi körlük

0
207

10 Ağustos 2014 Pazar günü Türkiye, halk oylaması ile on ikinci Cumhurbaşkanını seçti. RTE, kesinleşen sonuçlara bakılırsa rakiplerini tartışmasız geçerek seçilmiş görünüyor. Sonuçların kesinleştiği andan başlayarak seçim süreci unutulmuş, sonuçlar üzerine spekülatif tartışmalar başlamış ve devam etmektedir. Fakat, bazen ‘’kazandım’’ dediğiniz durumda sonuçla ortaya çıkan güç size yetmiyorsa, kazanmış olmuyorsunuz. Kazanmak için %50+1 oy yeterli iken bu, kazançlı çıkmak anlamına gelmeyebiliyor. RTE açısından bu seçim sonucunun olumsuz yanı %51.8 lik bir sonuç olması. Bu sonuç onun ileriye dönük amaçları/niyetleri için yetmeyen bir sonuç. Dolayısıyla, siyasal alanda taktiksel değişiklikler olabilir süreçte.
Buraya moda söylemle bir komplo teorisi koymadan edemedim. RTE ile F. Gülen arasındaki ölümüne savaşın şiddetine uyan bir neden bulamadım. Aralarındaki ittifak sürecinde dışa vuran önemli bir neden yoktu. Düşündüm de, ittifak yıllarına bakılırsa; yani on iki yıl önce, F.Gülen daha ünlü, daha çok kesimi etkiliyor, daha popüler ve RTE’den çok çok daha zengin. Peki iktidara gelmek için yapılan anlaşma, F. Gülen’in Amerika’dan (ki Amerika’ya da gönderildi…) cumhurbaşkanı seçtirip tıpkı Humeyni gibi büyük bir karşılama ile Türkiye’ye dönmesi ve Türkiye’nin dönüştürülmesi olabilir miydi? Bence olabilirdi. Peki ne değişti? Bu süreçte Gülen tarikatı oylarını çoğaltmayı küçümsedi. RTE’ye güvendi. RTE daha popüler oldu. Muazzam bir oy miktarını denetler oldu ve RTE Gülen’den daha zengin oldu. Kendi muazzam zenginliğinin ötesinde ortak amaç için kullanılmak üzere rezerv edilmiş çok büyük bir nakit bütçenin de varlığı artık bilinen gerçek. Kişiliği, amaçları ve hedefleri değişti. Ve dedi ki, ‘’ neden cumhurbaşkanı ben olmayayım?’’ Oldu da… Aralarındaki ölümüne savaşın şiddetine en uygun gerekçe bu gibi geldi bana. Mümkün değil mi? Eğer bu yorumda bir hakikat yanı varsa, önümüzdeki dönemde siyasi taktiksel değişiklikler değil, stratejide değişimler görmemiz kaçınılmaz gibi. Bunun ipuçlarını Davutoğlu’nu kendi yerine atadığı törende yaptığı konuşmada, ‘’Büyük restorasyon hareketi hiç bir ara vermeden ve kesintiye uğramadan devam edecektir’’ diyerek verdi zaten. Aynı konuşmada, ‘’AKP köklü bir devlet geleneği içinde ortaya çıkmış, bu köklü geleneği inşa ve ihya etmek için yola çıkmış kadroların hareketidir’’ diye eklemiştir. Din ile devlet arasındaki ilişkide her ikisinin de birbirine ihtiyaç duyduğuna şart görürler. Ayrılmaz ikili. Yani ‘’dinin devlete ihtiyacı var, devlet de dine muhtaç…’’ Aksi halde zaten laik ve çağdaş olurdu… Önümüzdeki dönemde olacaksa siyasette stratejik değişimin hangi çerçevede ve hangi yapısal alanlarda olacağının ipuçları artık iyice görünür durumda gibi. Belki de kritik mesele seçim sonucunun %60-70 değil de %51.8 olmasında… Siyasi tatktik ve zamanlamayı belirleyen unsur gibi…
CHP adayı yalnız bırakılmış bir siyasi Don Kişot. Ortalıkta memnun olmayan oyları arayıp durmuş ama sonuç fiyasko. Büyük bir seçmen kitlesi adını bile doğru telafuz edemeden seçim süreci bitti. Aday, içinde şark kurnazlığı taşıyan çaresizliğin ürettiği bir adaydı. CHP başarılı olduğunu düşünüyor ve söylüyor. Ne denir? Sonuçlar, CHP’deki fay kırıklarını görünür kıldı. Alışılmış durum. Bir süre sonra bu çizgiler tekrar grileşir , kararır ve görünmez olur, siyasi yaşam rutin akışına döner. CHP’ye tek çıkış yolu olarak MHP ile birleşmek kalmış gibi görünüyor. Keza MHP için de… CHP içinde bu gidişatın, Kılıçdaroğlu ile ‘’olmaz’’ diyenlerin veremedikleri cevap; ‘’peki kiminle?’’dir…
S. Demirtaş ise beklenmedik bir performans göstererek düşük oy, yüksek itibarla seçimi tamamlamıştır. Aldığı %9.8 lik oy onu, Cumhurbaşkanı seçtirmemiş ise de halkın gönlündeki cumhurbaşkanı modelini sunmuş, halk da bunu anlamış, benimsemiş ama gidip RTE’yi seçmiştir. Bunun açılması, tartışılması gereken çeşitli nedenleri var elbette. Ancak görülüyor ki sırf doğru aday olmak da seçilmek için yetmiyor. Geçen yazıda değinmiştim. Seçilmemek üzerine strateji ve söylem kurarak yürütülen bir kampanyada sonuç baştan belli idi. Kampanyadan sorumlu Genel Başkan yardımcısı bir Tv kanalında ‘’%6 oy alırsak başarı sayacağız’’ demişti. Kandil’deki Karayılan’ın sözünü ettiği entelektüellerden olsa gerek. Kampanya sorumluları kazanacaklarına inanmazsa, halkın doğru adayı seçemeyeceğine inanırsa sonuç baştan bellidir. Ama sonuçlar onları da yanılttı. S. Demirtaş’a %9.8 oy verilerek, bir anlamda en azından, S. Demirtaş gibi bir politikacıya olan toplumsal ihtiyaca dikkat çekildi diyebiliriz. Bu yorum zorlama gibi gelse de, oy kullanamayan mevsimlik işçiler, tatilciler ve yine oyunu kullanamayan yurt dışındaki seçmenleri ‘’Boykot’’ çağrısına uymuş zanneden ve böyle yorumlayan TKP’nin yorumu kadar uçuk ve zorlama olamaz…
Çerkesler bu seçimlerde tartışmasız RTE’ye oy verdiler desek yanılmayız. Sandık sonuçlarını görmemiş olsak da bu böyle. Feridun Büyükyıldız sosyal medyada, Uzunyayla’daki on köyde kullanılan oy dağılımını paylaştı geçenlerde. RTE %71, S. Demirtaş’a ise dokuz köyden birer oy çıkmış. (Eskiden olsa bu birer oy öğretmen oyu derdik. Şimdi on köyde bile bir okul yok ki.) Bunu genellersek çok fazla yanılmayız. Çerkesler oylarını kullanırken etnik bir azınlık vatandaş, etnik sorunları olan yurttaş hatta Çerkes olarak bile düşünmemişler, TC vatandaşı olarak düşünmüşlerdir. Oysa hem vatandaş hem de kendi etnik kimliğiyle düşünmek biri birine karşı şeyler değildi. Vatandaş olarak RTE’ye oy vermeyi bir anlamda anlarım, ama, Çerkes olarak oy vermenin mantığını anlayamam sanırım. Oy verenin de anladığını düşünmüyorum; olsa olsa siyasi miyopluk, hatta, siyasi körlük dense yanlış olmaz.
Sonuç olarak, RTE seçildi, S. Demirtaş ve partisi kazançlı çıktı, CHP kaybetti. Çerkesler ise seçimdeki ağırlıklı oylarıyla, Çerkes kimliklerini önemsememiş, TC kimlklerine ve huhafazakar yaşam biçimine sıkı sıkı sarılmışlardır diyebiliriz. Çerkesler bir kez daha kendileri için değil, yine başkaları için davranmışlar dersek yanılmayız sanırım. Çerkesler, kendilerini etnik ve vatandaşlık kimlikleriyle birlikte düşünüp davranmaya başlamaz ise hızlı ilerleyen yok olma (Artık asimile olma hafif kalıyor. Sanki asimile olmaya başlama gibi anlamlar üretmesi muhtemel. Onun için asimile değil, yok olma kavramını kullanmak gerek sanırım) sürecini daha da hızlandırmış olurlar. Çok değil bir iki seçim sonunda Çerkes oylarının ‘’etnik özelliği’’ de kalmayacaktır zaten…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz