Oset Masalı

0
9

Aynı köyde yaşayan Ahsar ve Aslan komşuymuş. Ahsar çok çalışkan ve iyi bir adammış. Sabah erkenden kalkıp gece yarısına kadar çalışırmış. Biri ondan yardım istediğinde elinde ne varsa verirmiş.
Ahsar ise açıkgözlü, kurnaz ve hırslı biriymiş. Çalışmayı sevmezmiş ve yanında çalışanlarla hep tartışırmış. Sadece tek bir şey düşünürmüş: Daha zengin olmak için ne yapmalı? Aslan’ın mütevazı evine gidip hep isteklerde bulunurmuş.
-Sevgili komşum, bana odun getir. Komşu komşuya yardım etmez mi? Ah komşum, ahırı onarmama yardım et.
Ahsar kendi işini erteleyip komşusuna yardım etmeye gidermiş. Zengin komşusu teşekkür bile etmezmiş. Tek bir kuruş verirken bile elleri titrermiş.
Yıllar böyle geçip gidiyormuş. Ahsar, soğuk bir sonbahar günü ormana odun için gitmiş. Uzun süre çalışmış ve acıkmış. Tek düşüncesi varmış: Eve gidip karnını doyurmak ve biraz ısınmak… Odunları sıkıca bağlamış, at arabasına yerleştirmiş. At tepeyi çıkmakta zorlanmış ve bağlarından kurtularak kaçmış. Ahsar arabayı kendisi çekmeye başlamış ve eve yetişmiş. Adeta acıyla öten bir kuşun sesini duymuş. Sesi takip etmiş ve çitin üzerindeki kırlangıcı görmüş. Kanadı kırılan kırlangıç soğuğun da etkisiyle titriyormuş. Kırlangıcı kucaklayan Ahsar bir yandan da söyleniyormuş.
-Senin kanadını kıran mutluluk yüzü görmesin. Kanadın kırılmasaydı daha sıcak yerlere uçmuş olacaktın…
Ahsar eve girmiş, karısı kırlangıcın kırık kanadını sargıya alıp, “Merak etme, ölmeyeceksin. Bahar geldiğinde istediğin yere uçacaksın” demiş.
Ahsar ve karısı yaralı kırlangıca çocukları gibi bakmışlar. Bahar geldiğinde kırlangıç iyileşmiş. Ahsar kırlangıcı uçması için dışarı çıkarmış. Havaya yükselen kırlangıç cıvıl cıvıl ötmüş ve sonra Ahsar’ın evinin çatısında bir yuva yapmaya başlamış. Bunu gören Ahsar ve karısı sevinmişler. Havalar soğuyup kuşların daha sıcak yerlere gitme vakti geldiğinde kırlangıç adeta hoşça kalın der gibi yüksek sesle öterek uçup gitmiş.
Ahsar ve karısı, “Acaba baharda yine döner mi? Bizi hatırlar mı?” diye düşünmüşler.
Kırlangıç onları unutmamış. Baharda yuvasına dönmüş, neşeyle ötüyormuş.
Kırlangıcın sesini duyan Ahsar ve karısı, “Bizi unutmamışsın” diye sevinmiş. Kırlangıç üzerlerinde kanat çırpıp Ahsar ve karısının ayaklarının altına bir tahıl tanesi atmış. Tahılı eline alan Ahsar ne olduğunu anlamaya çalışmış.
-Bir tahıl tanesi ama daha önce böyle bir şey görmemiştim.
Karısı cevaplamış.
-Toprağa ekelim. Büyüdüğünde ne olduğunu anlarız belki.
Bahçeye ekip beklemeye başlamışlar. Kısa sürede filizlenen tohum geniş yapraklarla toprağı bürümüş, çiçeklenmiş ve sonunda kocaman bir kabağa dönüşmüş. İnsanlar merakla kabağı görmeye geliyormuş.
Zengin komşu Aslan da gelmiş.
-Şunun şurasında komşuyuz, bana bu kabağın tohumlarını verirsin tabi ki. Ben de bahçemde böyle kocaman kabağın yetiştiğini görmek istiyorum.
O akşam Ahsar ve karısı olgunlaşan kabağı kesmek istemişler. Kabağı kesmek için bıçakla deneme yapan Ahsar başarılı olamamış. Balta ile denemiş ama balta kırılmış. Kabak bir anda kendiliğinden parçalanmış ve altın paralar ortalığa saçılmış. Herkes şaşırmış ve bu mucize dilden dile geçmiş.
Haberleri duyan Aslan hızla Ahsar’ın bahçesine koşmuş.
-Altınlar nerede? Haydi göster.
Yemyeşil çimenlerin üzerindeki altın yığınını görünce kıskançlıktan çıldırmış Aslan…
-Sevgili komşum, bu tohumu nereden aldığını söyle bana…
Dürüst Ahsar başına gelenleri en başından itibaren anlatmış.
Aslan büyük bir hızla kendi avlusuna koşmuş ve kırlangıç aramaya başlamış. Çitte oturan ve neşeyle cıvıldayan kırlangıçları görünce yavaşça onlara doğru yaklaşıp eline bir taş almış. Taşı kırlangıçlara fırlatmış, kırlangıçların çoğu çığlıklar içinde uçmaya başlamış ama bir tanesi kanadı kırıldığı için uçamamış. Avucunun içine koyduğu kırlangıcı eve götüren Aslan, kırık kanadı sargıya almış ve kuşu bir dolaba koymuş. Kış boyunca kırlangıcı beslemiş, bir yandan da “Bahar çabuk gelse bari” diyormuş. Bahar yaklaşırken kırlangıç iyileşmiş. Aslan onu özgür bırakınca bulutlara doğru süzülüp gözden kaybolmuş. Aslan gökyüzüne bakıp, “Tüm kış boyunca boşuna beslememişimdir onu umarım. Belki hiç dönmeyecek” diye söyleniyormuş.
Yaz, sonbahar ve kış geçmiş. Aslan sabırsızlıkla bekliyormuş. Sonunda bahar gelmiş. Aslan bütün gün bahçede yürüyüp gökyüzüne bakıyormuş. Ama görünürde kırlangıç yokmuş. Bir süre sonra başının üzerinde uçup öten kırlangıcı fark etmiş ve sevinçle beşmetini yere fırlatarak kırlangıca seslenmiş.
-Heyyy, haydi tohumu at…
Kırlangıç tohumu atmış. Aslan tohumu hemen toprağa gömmüş ve gece gündüz başında beklemeye başlamış. Önce çiçeklenen bitki sonra kabağa dönüşmüş ama Aslan o kadar sabırsızmış ki “Hadi daha hızlı büyü, Ahsar’ınkinden iki üç kat hızlı büyü” diye fısıldıyormuş kabağa… Kabak zamanla olgunlaşmış, kocaman olmuş ve koparılma zamanı gelmiş. Gece yarısını bekleyen Aslan, yanında çalışanlara kabağı eve taşımalarını emretmiş. “Kimse içinden çıkan altınları görmesin, borç falan isterler” diye geçiriyormuş içinden… İşçiler kabağı evin en uzak odasına zorla taşımışlar. Aslan işçileri uyarmış.
-Şimdi gidin uyuyun, sakın gözetlemeye kalkmayın.
İşçiler gidince karısı ve çocuklarının uyuyup uyumadığını kontrol eden Aslan odaya girip kapıyı kilitlemiş. Kabağın yanına oturup beklemeye başlamış. Kabak aniden sallanmaya başlamış ve yarılmış. İçinden altın yerine tıslayan yılanlar çıkmış. Açgözlü Aslan’ı ısırmaya başlamışlar. Aslan bağırıp yardım istemiş ama kimse duymamış.
Boşuna dememişler: “Ne ekersen onu biçersin”. (l-skazki.ru)

Çeviri: Serap Canbek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here