İfrat, Tefrit

0
462

Çok duyarız bu iki sözcüğü. Genellikle de, ikisini bir arada kullanır; ama sanırım, içeriğini pek de bilmeyiz. Genç kardeşlerimiz kızmasın; ama onlar daha da bigane kalırlar bu türden sözcüklere.
Derdimizi anlatabilmek için, isterseniz önce her iki kelimenin sözlük anlamlarını birebir yazayım.
İfrat: Aşırı gitme, ölçüyü aşma, gereğinden fazla ileriye gitme.
Tefrit: Gereğinden daha aşağıda olma durumu.
Tartışmaları hep bu düzlemde yapıyoruz maalesef. Ortasını bulamıyoruz bir türlü. Ya hep, ya hiç de diyebilirsiniz buna. Siyah ve beyazdır renklerimiz. Gri tonlara asla itibar etmeyiz.
Hal böyle olunca da, tartışmalar gittikçe alevleniyor; ürkütücü bir durum ortaya çıkıyor.
Yazıya oturduğumda; bir ara, “ne var, ne yok” gibisinden gazetelerin internet sayfalarına bakınca dondum kaldım. Bu sefer de Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un vurulduğunu ve hayatını kaybettiğini öğrendim. Kambur üstüne kambur anlayacağınız. Ayıkla pirincin taşını…
Üst akıl, adım adım bütün senaryolarını sahnelemeye devam ediyor…
Artık haberleri izleyemez hale geldik. Bunaldık. Konsantrasyonumuz dağılıyor açıkçası. Daha da dik durmanın gerekliliğini de belirterek; konuyu başka bir noktaya götüreyim.
Az evvel Facebook sayfamdaki bir arkadaşım (!) zavallının şöyle bir yorumu var. “AKP’lileri arkadaşlıktan siliyorum” Ben ondan önce davranıp; “Behey gafil arkadaşlık teklif ederken aklın neredeydi” deyip arkadaşlığımı sonlandırdım.
Farkındayım yazı çok dağınık gidiyor…
Üst üste gelen abukluklardan sonra, kafamı toplayamıyorum bir türlü. Oysa neler yazayım diye geçmiştim bilgisayarın başına…
“Bu kadar mı insanlığımız yitirdik?” diye kendi kendime söyleniyorum bir yandan. Adam Çerkes. Muhtemelen, kafamızdaki kalpağa tav olup, arkadaşlık göndermiş vakti zamanında. Biz de hüsn-ü niyetle kabul etmişiz. Hangi milletten, hangi siyasi görüşten olursa olsun gönderilen arkadaşlıkları kabul ederim. Yeter ki “gerçek” bir kişi olsun. Fotoğraflarıyla, ailesiyle, çevresiyle gerçek bir kişi ise tereddütsüz kabul ederim bütün teklifleri. Baktım sahte bir hesap, hemen silerim arkadaşlığı. Yoksa asla ve asla; siyasi, etnik vs. gibi sebeplerden sınırlamam arkadaşlıkları.
Madem bu yola girdik devam edelim. Sanal alemdeki tartışmalara da girmem kolay kolay. Düşüncelerimin paralelinde olsa bile yorumlamam yazılanları; yorumlayanları karalamam, aklamam. Bilirim ki illaki biri, bir çıkıntılık yapıp saçmalayacak; düpedüz hakaret edecek; dümdüz küfredecektir. Çamura taş atmaktansa görmezden gelir güler geçerim.
Uysal koyun olduğumuzdan değil elbet. Biz dünya görüşümüzü çok şükür hiç kimseden çekinmeden ortaya koyarız yeri ve zamanı gelince. Başta JİNEPS olmak üzere meramımız anlatabileceğimiz mecralar olduğu için, özellikle Facebook üzerinden polemiklere girmem.
Zaman zaman ne idüğü belirsiz bazı densizlerin düpedüz küfürlerine (hem de sinkaflı) maruz kaldığımız için, “bırak havlasın köpek” deyip çekilirim kenara. Ailesi, öğretim kurumları ve toplum eğitememiş de ben mi adam edeceğim iti…
Çok yerde yazdım ve şifahi olarak da anlatmışımdır. Biz üç kardeşiz. Biri kız, diğeri erkek iki kardeşimle siyasi olarak asla anlaşamayız. Taban tabana zıttır fikirlerimiz. Ama ne çare ve ne mutlu ki kardeşimdir benim onlar. Birisi onların fikriyatına toptancı bir zihniyetle küfrettiğinde karşısında beni bulur. Kendime yapılmış sayarım bu hakaretleri ve küfürleri.
Benim esas hayret ettiğim; toplumda akl-ı selim sahibi olarak görünen insanların sanal alemdeki bağnazlıkları. “Tayyip” ile yatıp, “Tayyip” ile kalkıyorlar. Gözlerindeki çapağı ondan bilecek durumdalar. Neredeyse bütün paylaşımları iktidarı ve özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ı karalamak üzerine. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış misali; sırtları minderden kalkmayan bu babayiğitlerin, sürekli efelenişlerini görünce insan ister istemez acı acı gülüyor.
Siyasetin mayasında tabii ki eleştiri olacak. Elbette ki aykırı görüşler serdedilecek. Ama artık neredeyse paranoya haline gelmiş Erdoğan takıntısı. Dolar fırlamış; terör artmış; ekonomi küçülmüş hiç ama hiç umurlarında değil. Zil takıp oynayacaklar neredeyse. Alternatif bir siyasi projeleri olsa anlayacağım. Bir programdan bahsetseler; kadrolarını yenileyip “dün dünde kaldı cancağızım; bugün yeni bir şeyler söylemek lazım” deseler onu da anlamaya çalışacağım. Ama beyhude çaba. Bozuk plak gibi hep aynı şeyi söylüyorlar: Bunlar gitsin!..
Peki anladık kardeşim de, kim gelecek? Hangi siyasi vizyonla beni ikna edecek?..
Bütün bunlar kocaman soru işaretleri olarak duruyor. Siyaset dilleri sadece “ iztemezük” üzerine kurulu. Hal böyle olunca da, halk bunu yemiyor ve sandık her önüne konduğunda, bunların ensesine tokadı patlatıyor.
Hülasa diyeceğim şudur:
Ülkemiz zor günlerden geçiyor. “Üst akıl” operasyon üstüne operasyon düzenliyor. 15 Temmuz’da en büyük kozlarını oynadılar; tutmadı. Şimdi gittikçe daha da çirkefleşiyorlar. Her türlü melaneti bekliyoruz açıkçası…
Ve işin en önemli püf noktası da şu:
“Tayyip gitsin”den başka sözü olmayan biçareler…
Ülke elden gidecek yahu! Görmüyor musunuz?..
Bu ülkede yaşayan halkların birçoğu gibi biz çerkesler de, bu topraklara sürgün geldik. Vatan kaybetmenin acısının ne olduğunu iyi biliriz.
Büyük Çerkes Sürgün ve Soykırımı’nın yarattığı travmayı da hala atlatabilmiş değiliz.
Anavatanımız Kafkasya olsa da; bu toprakları da 152 yıldır vatan belledik. Kuruluşundan beri bu cumhuriyetin çocuklarıyız biz. Etle tırnak olduk.
Bir daha vatan kaybetme lüksümüz olamaz!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz