Dillerimiz ölmesin

0
31

Merhabalar,

Uzun bir aradan sonra yeniden sizlerle beraber olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Gelin, birlikte bir beyin fırtınası yaratalım.

Dil, yaşayan bir organizmadır. Topluluğu ile doğar, milleti ile tarih içinde gelişir; zenginleşir. Konuşanlarının sayısının azalmasıyla değil, konuşmadıkları için de ölür. Dünyada bugün 6000 civarı resmi; BM kayıtlarına göre de çeşitli lehçelerle beraber 8000’e yakın; kimi milyarlarca konuşanı bulunan kimi sadece bir köyde konuşulan dil bulunmaktadır. Dünya çapında;

Çince 1.300 milyon
İngilizce 427 milyon (en yaygın dil),
İspanyolca 266 milyon
Hintçe 260 milyon
Türkçe 220 milyon
Arapça 181 milyon
Portekizce 165 milyon
Bengalce 162 milyon
Rusça 158 milyon
Japonca 124 milyon
Almanca 121 milyon
Fransızca 116 milyon ile en çok konuşulan dilleri arasında yer almaktadır. Her biri kendi arkaik formunu zaman içinde geliştirerek zamana ve şartlara uyarlamayı başarmış.

Bengalce dışında hepsi birer imparatorluk dili olmuş. Fransızca, bir dönem Lingua Franca (Ortak dil) olarak dünyada yaygınlığını sürdürmüş. Ta ki, İngiliz etki alanının güçlenmesine kadar.

Dünyada kullanılan yazı sistemleri ise; Latin, Arap, Slav, Gürcü, Japon, Çin, Ermeni ve Yunan alfabeleridir. Türklerin, Vikinglerin Runik Alfabe sistemi vardı.

Bunlardan bize ne, serzenişlerini duyar gibiyim. Anlatayım efendim…

Dünyada her yıl çok sayıda dil ölmekte, yok olmaktadır. Yaklaşık 2500 dil tehdit altında.
Maalesef, Kafkas Dilleri bu tehdit çemberinin içinde bulunuyor. Ethnologue.com verilerine göre; Abazaca (Abazaşta) kesinlikle tehlike altında iken; Abhazca (Apsuşüa) ve Adigece (Kabardey lehçesi dahil) ciddi tehlike altında sınıflandırılmış durumdadır. Bu gerek anavatanda, gerekse diasporada aynıdır.

Kaybolup giden WUBIHÇA

Türkiye’deki üç dil kayboldu. Bunlardan sadece biri hepimizin bilgisi olduğu, canımızdan kopan parçamız; Wubıhça (Twәbza). 1992’de Tevfik Esenç’in vefatıyla bu dil, artık rüyada bile görülmüyor.

Bir dilin tehlike altında sınıflandırılabilmesi için dokuz kademe var.
o Dilin kuşaktan kuşağa aktarılması
o Dili konuşan kişi sayısı
o Dili konuşanların toplam nüfusa oranı
o Dilin kullanım alanlarında değişiklikler
o Yeni alanlara ve ortamlara dilin tepkisi
o Dilin öğrenilmesi, o dilde okuma yazma öğrenilmesi için gerekli materyallerin varlığı
o Devletlerin ve kurumların tutum ve politikaları, buna dilin resmi durumu ve kullanımı da dâhil
o Toplumun bireylerinin kendi dillerine yönelik tutumu
o Dille ilgili var olan belgelerin miktarı ve niteliği.

Dillerimizi ölmekten nasıl koruyabiliriz?

UNESCO’ya göre; bir dili yok olmaktan korumanın en önemli yolu, o dili konuşan insanların evlatlarına öğretebilmesi, konuşulabilmesi ve öğrenilmesi için uygun koşulların sağlanabilmesidir. Üniter ve federatif devletlerin, azınlık dili konuşan topluluklarla iş birliği yapması gerekmektedir.

En belirgin etken ise dili konuşan topluluğun dile olan tutumu, çok dilliliği ve azınlık dillerine yönelik hâkim unsurun göstereceği saygıdır. Yani dilin yaşaması için gerekli ortamdır. Ayrıca, azınlık dilini konuşan topluluğun bunu bir ödev olarak değil, topluluğa ait zenginlik olduğunu bu zenginliğinde hâkim çevreye zenginlik ve itibar olduğunu hissettiren toplumsal ve siyasi bir ortam oluşturmasıdır.

Peki, bizim dillerimiz, neden gereken ivmeyi kazanamıyor? Kendi deneyimlerimden yola çıkarak diyebilirim ki, sonradan öğreniyorsanız işiniz zor. Öncelikle öğrenmeyi bir ödev olarak görüyoruz. Bundan vazgeçmeli, kişisel ve mensubu olduğumuz milletin bir zenginliği olduğunu kabul etmeliyiz.

İkinci soru ise; nerde kullanacağımız ve amacımızın ne olduğudur? Sahi, Adigece öğrenirken amacımız nedir? İş hayatında mı kullanacağız? Dost sohbetlerinde, xaselerde ne konuşuluyor mu diye hava atmak için mi yoksa bir şeyler üretebilmek için mi?

İş hayatında eğer Kafkasya’da yerel bir firma İle dış ticaret yapılmıyorsa üzgünüm ama dilimizin ticari bir değeri yok. En azından şimdilik.

Yani edebiyat, sanat ve akademik olarak bir şeyler üretebilmemiz gerekiyor. Bu üretilen materyaller, yazılı olmalı, okunmalı: hikâye, makale ne olursa…

Ancak ciddi iki sorunumuz daha var: Anavatanda kullanılan alfabelere karşı duyulan antipati ve metodoloji eksikliğimiz. Şunu yenmemiz gerekiyor; burada bir tek hikâye bile üretmemişken, 90 yıllık bilgi ve emek birikimini, sırf alfabenin zorluğundan ya da adından dolayı duyduğumuz kinle elimizin tersiyle itemeyiz.

Uzun zamandır Abazaca ile uğraşıyorum. Bu dilde materyal ve kaynaklar oldukça çeşitli. CD, yeni eğitim kitapları. Bu özellikle diasporada öğretmek üzerine kurulu bir sistem. Biz Adigeler ne yazık ki bir metodoloji ve kaynak sorunu yaşıyoruz. Daha da kötüsü hala alfabeyi kurcalıyoruz. Zaman kaybettirdiğini düşünüyorum, ya siz?

Buraya kadar, toparlayacak olursak dillerimiz tehdit altındadır. Süratle üretmeli, üretilenlerin lehçe farkı gözetmeksizin yaygınlaştırılması sağlanmalı; öğrenenlerin ve öğreticilerin metodoloji ile kaynak sorunları çözülmelidir. Öğrenenlerin ise, dili bir ödev, bir görevmişçesine öğrenmesinden ziyade; severek, isteyerek kendilerini geliştirmeye yönelmesi, ne için öğrendiklerinin idrağına varmaları gerekmektedir.

En önemlisi dili bilenler… Öğrenenleri motive edin. Malum, motivasyon olmayınca takatınız da kalmıyor.

ANADİLİNİZİ VE DİĞER DİLLERİ SEVİN, BAĞRINIZA BASIN. BÜLBÜL GİBİ ŞAKIMAYI BEKLEMEYİN, YOLUNUZ UZUN.

Sevgi ve muhabbetle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here