İki yaşam arasında: Suriyeli Çerkes sığınmacılar anlatıyor

0
20107

Suriye’deki savaş sırasında milyonlarca insan yerlerinden oldu. Çerkesler de 19. yüzyılda anavatanları Kafkasya’dan sürgün edilişinin ardından yeniden sürgüne mahkûm edildi.
Golan-Kuneytra bölgesinden ayrılan Çerkeslerin bir kısmı Şam’a geçerken Türkiye’ye sığınanlar ve Kafkasya’ya dönenler de oldu.

Suriyeli Çerkes sığınmacıların yaşam hikâyelerini paylaştıkları yazı dizisinin ikinci bölümünde 30’lu yaşlarında Türkiye’ye gelen Sawsan, Khaled, Nada, Bashar ve Katia, deneyimlerini Jıneps Gazetesi’ne anlattı.

Sawsan’ın mücadelesi: Bitmeyen bir yolculuk

Sawsan, 2012 yılının sonunda ailesiyle birlikte Türkiye’ye gelmiş. Bir yıl İzmir’de kalıp ardından İstanbul’a yerleşmişler. Buraya geldiklerinde kimseyi tanımıyorlarmış, Antakyalı bir Çerkes gelmelerine yardımcı olmuş:

“Arapça konuşan Antakya’dan bir Çerkes savaş başlayınca Facebook üzerinden haber vermeye ve insanlara yardım etmeye başladı. ‘Suriyeli Çerkeslere yardımcı olabiliriz, ev verebiliriz’ diyordu. Ayarladık ve geldik. Neredeyse bir yıl kadar kirada yardımcı oldular.”

Evde çalışan yalnızca kendisiymiş. Tüm aileye bakmanın büyük sorumluluk olduğunu ifade ederken “Kendimi makine gibi hissediyordum” diyor ve ekliyor:

“Hastanede Arapça çevirmen olarak çalışıyordum. Türkçem neredeyse yoktu. Çok zordu. Yol uzaktı. O zamanlarda kendime hiç bakamadım. Sabah 6’da kalkıyor, akşam saat 9’da anca eve dönüyordum. Ailemi göremiyordum. Hiç kimseyle konuşamıyordum, birlikte oturup yemek bile yiyemiyorduk. 1.5 yıl böyle geçti.”

Son çare: “Botla Yunanistan’a geçtim”

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne göre geçici koruma kapsamındaki mültecilerin çalışma izni çıkarabilmeleri için verilen geçici koruma kimlik belgesinin düzenlendiği tarihten itibaren altı ay geçmesi gerekiyor. Ardından çalışma izni veya çalışma izni muafiyetine başvurabilirler.

Sawsan, çalışma izni ve ikametgâh için uzun süre uğraştığını ancak olumlu bir sonuç alamadığını belirtiyor. Hastanede çalıştığı dönemde ise sigortası yokmuş. “SGK’den geldiklerinde bizi hastaneden dışarı çıkarırlardı” diyor. İşten ayrılmak istediğinde ise kendisine ‘başka bir hastanede çalışması yasak’ ibareli bir belge imzalatılmış: “Attım bu imzayı. Çıkmak istiyordum artık. ‘Yeter’ dedim.”

2019’da ise burada tek kalmış. 2013’te bir kardeşi, 2015’te ise diğeri ülkeyi terk ederken annesinin 2017’de, babasının ise annesinden 7 ay sonra hayatını kaybettiğini belirtiyor.

Türkiye’de mültecilerin şehirler arası yolculuk yapabilmesi için Göç İdaresi’nden “seyahat izin belgesi” ibraz etmesi gerekiyor. Bunu temin etmek ise kolay değil.

Sawsan da yıllarca evrak işleriyle uğraşanlardan. 7 yıl İstanbul’da kalıp resmi hiçbir evrak işini halledemeyince “Artık bırakıyorum” diyerek son çareyi Türkiye’den ayrılmakta bulmuş. Yunanistan’dan botla Avrupa’ya geçişini şöyle anlatıyor: “2019’un 10. ayında Avrupa’ya gitmeye karar verdim. Bodrum’a gitmek için yol izni almaya gittim, izin vermediler. Bir şoförle anlaştım, İstanbul’dan Bodrum’a kadar geldim. Bodrum’da 5 gün kaldıktan sonra botla Kos Adası’na geçtim. Yunanistan’da da 4 ay kaldım. Şu anda Hollanda’dayım.”

“Artık güçlüyüm, yaşadım ve atlattım”

Sawsan’a göre mülteci bir kadın olarak yaşadıkları onu çok zorlamış ama kuvvetlendirmiş de.

Başından geçenleri anlatırken sürekli sıfırdan başlamak zorunda kaldığını ve bunun yorucu olduğunu söylüyor. Suriye’den Türkiye’ye, İzmir’den İstanbul’a, Bodrum’dan botla Yunanistan’a, oradan da Hollanda’ya… Şimdi nasıl hissettiğini sorduğumda “Artık hiçbir şeyden korkmuyorum. Her şeyi yapabilirim” diyor.

“Huduttan pasaportla geçtim ben, o zaman kapılar açıktı” diyor ve ekliyor: “Kim ‘ne zaman, nasıl’ diye sorsa ağlamaya başlıyordum. Artık güçlüyüm: Kötü günler geçirdiğim için, büyük bir aileye baktığım için, para konusunda zorlandığım, hasta annemle ve babamla ilgilendiğim için, hepsini yaşadım ve atlattım.”

Suriye’deki anılarına döndüğünde ise derneklerden, arkadaşlarından bahis açılıyor. Düğünlerden, ceug gecelerinden bahsediyor. Artık özledikleri insanlara Türkiye’deki arkadaşları da eklendi. Şimdi ise Hollanda’da oturma izni ve vatandaşlığa başvuracağını söylüyor, böylece kolaylıkla Türkiye’ye de gidip gelebilmeyi ümit ediyor.

Kucaklarında çocuklarıyla sınırları aşanlar anlatıyor

Khaled ve Nada’nın deneyimleri ise Sawsan’dan biraz daha farklı. Evli çiftin bir yıl önce yaptıkları vatandaşlık başvurusu hâlâ işlemde. Khaled 45 yaşında, Nada ise 38. İkisi de şu anda İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor.

Khaled ve Nada’nın Golan’dan (Kuneytra) Türkiye’ye gelişinin üstünden neredeyse 9 yıl geçmiş. 3 çocuk sahibi olan ailenin en küçük üyesi Türkiye’ye geldiğinde daha 1 yaşındaymış.

Khaled ile konuşurken Nada benim için cümleleri Arapçadan İngilizceye çeviriyor, Khaled ise Çerkesçe ve Arapça konuşuyor, biraz da Türkçe. İlk geldiklerinde Nada’nın Türkçe bilen kız kardeşinin kendilerine çok yardımcı olduğunu söylüyorlar. Bu anlamda çoğu işlerini daha kolay halletmişler.

Yine de mülteci olmanın kendisi onlara göre “acı dolu bir deneyim”. Kabullenmesi ise zor. Khaled bundan şöyle bahsediyor: “Her şey bir gecede oldu. Uyuduk ve uyandığımızda oradan ayrılmak zorundaydık. Hep ‘Yarın döneceğiz’ diye düşündük. Geldiğimizde hiçbir şeyimiz yoktu. Bize ait olan her şeyi, ailemizi, işimizi orada bıraktık. Çok sancılıydı.”

Nada’nın bu durumu kabullenmesi de uzun zaman almış. Yaşadıkları köyün bombalandığını ve evlerinin çapraz ateşte kaldığını anlatırken “Her zaman bir gün geri dönmeyi bekledim” diyor. Zamanla ise artık burada yeni bir yaşam kurması gerektiğine kendini inandırmış.

 

“O günden beri ailemizi hiç görmedik”

Ailesini geride bırakanlar için geriye dönüşle ilgili hissedilenler daha karmaşık olabiliyor. Bir yandan ailelerini ayrıldıktan sonra hiç görmemiş olmalarının duygusal açıdan çok zorlu olduğundan bahsediyorlar, diğer yandan ise Suriye’ye geri dönebilmek hâlâ düşük bir ihtimal. Kendileri gitmeyi seçseler dahi Türkiye’ye geri dönme şansları yok. Çocuklarının burada okuyor olması, artık yeni bir yaşam kurmuş olmaları ve Suriye’deki koşulların günden güne zorlaşıyor olması onları geri dönmekten alıkoyuyor.

“Günün birinde yaşadığı yeri bırakacak insanlardan değildim, her zaman güçlü aile bağlarımız oldu. Böyle bir dramatik değişikliğe hiç alışamadık. O günden beri ailemizi hiç görmedik” diyor Nada. Vize koşulu hem kendi hem de eşinin ailesinin Türkiye’ye gelebilmesinin önündeki en büyük engel.

Çocukların Suriye’yi hatırlayıp hatırlamadıklarını sorduğumda yalnızca Setenay’ın (15) oradaki evlerine dair bazı anıları olduğundan bahsediyorlar. Yaşları daha küçük olan 12 yaşındaki Aslan ve 10 yaşındaki Şamil’in anılarını ise yalnızca buradaki yaşamları oluşturuyor. Yine de görüntülü aramalar ve telefon konuşmalarıyla Suriye’deki aileleriyle sürekli iletişim halindeler.

Golan Tepeleri’nden sürgün edilenler: Geriye ne kaldı?

Geriye dönük olarak Suriye’deki yaşamlarından bahsederken oradaki Çerkes diasporasını anıyoruz. Golan Tepeleri, 1878 Berlin Anlaşması’nın ardından Balkanlardan çıkartılan Çerkeslerin sürüldüğü yerlerden biri. 13 Çerkes köyü olan Golan’da 1967’deki İsrail işgali sonrası Çerkesler bir sürgün daha yaşadı. Bugün Golan’ın kurtarılmış bölgesi Kuneytra’da hâlâ Çerkesler var. Nusra Cephesi’nin 2011’de bazı Çerkes köylerini ele geçirmesiyle birçoğu yeniden göçe maruz kaldı. Bazıları Türkiye ve Şam’a, bazıları ise anavatan Kafkasya’ya döndü.

Nada, Golan’dan bahsederken oradaki Çerkeslerin birbiriyle sıkı ilişkileri olduğunu anlatıyor. “Yaşadığımız yerde farklı köylerden Çerkesler toplanırdı, çok kalabalık buluşmalar, düğünler yapardık” diyor.

Şimdi orada kalanlar ise çok az. 2013’teki savaş koşulları o zamanlar iki köyün daha boşaltılmasına neden oldu. Bazıları Avrupa’ya, bazıları ise Türkiye’ye geçti. Nada’nın anlattığına göre geriye kalmış iki Çerkes köyü tekrar Suriye hükümetinin kontrolü altına girdi. Yalnızca birkaç aile geri dönebilmiş, yaşı çok olanlar ya da gidecek başka hiçbir yeri olmayanlar.

Nada ve Khaled’in görüşmemiz sonrasında bana gönderdiği, çocukları Setenay, Aslan ve Şamil’in olduğu bir video vardı. Çerkeslerin bitmeyen sürgününü anlatan çocukların söylediği gibi… “Herkesin içinde yaşadığı bir vatanı vardır. Ama bizim içimizde yaşayan bir vatanımız var.”

“Suriye’de bir dernekte tanışmıştık”

Türkiye’de tutunabilmeyi başaranlardan ikisi de Bashar ve Katia çifti, 7-8 ay öncesinde Türkiye vatandaşlığı almayı başarmışlar. 8 yıldır Türkiye’de yaşıyorlar. Humus’tan Mısır’a, oradan da Türkiye’ye geçmişler. Bashar 48, Katia ise 38 yaşında.

Çerkesler için tanıdık gelecek bir hikâye ile birbirleriyle tanışıyorlar, Katia tanışmalarını şu şekilde anlatıyor: “Suriye’de derneğe giderdim. Hatta birbirimizi ilk olarak dernekte gördük ve tanıştık.” Sohbetin devamında gülerek “Sonrasında evlendik” diye ekliyor.

Evlilikle ilgili olarak Katia Suriye’de Çerkeslerin sadece birbirleriyle evlendiğini, burada ise daha farklı olduğunu söylüyor. Suriye’deki yaşamlarından bahsederken oradaki Çerkeslerin birbirini daha iyi tanıdığını da ekliyor. Bunda coğrafyanın Türkiye’ye kıyasla daha küçük olması etkili. Köyler arasındaki iletişim de haliyle daha kuvvetli.

“O zamanlar birbirine yakın 7 köy vardı” diyor Bashar. “Sadece Humus’ta ise 7 bin kadar Çerkes var. Neredeyse hepsi birbirini tanıyor.” Kıyaslarken burada aynı apartmanda oturan iki Çerkes ailenin birbirini dahi tanımama ihtimalini örnek veriyor.

“Buradaki Çerkesler bile Çerkesçe konuşmuyor”

Türkiye’ye geldiklerinde Türkçe bilmemeleri birçok zorluğa neden olmuş. Katia da Nada gibi İngilizce öğretmeni. “İngilizce, Arapça ve Çerkesçe konuşuyorduk, ancak kimse İngilizce konuşmuyordu. Buradaki Çerkesler bile Çerkesçe konuşmuyor” diyor Katia.

Yine de Çerkes olmalarının Türkiye’deki koşullarını iyileştirdiğini söylüyorlar. Derneklerin ve insanların kendilerine aile gibi davrandıklarından bahsediyorlar. Buradaki yaşama adaptasyon sürecinde de bu kişilerden yardım almışlar.

Ya geriye dönüş?

Suriye’ye geri dönmekle ilgili çekinceleri ise ortak. Katia artık Suriye’de döneceği bir şeyin kalmadığından bahsediyor. Kızları buraya geldiklerinde daha 5 yaşındaymış, ilk üç ay çok zorlansa da şimdi hayatından memnun. Okuyor ve resim çiziyor. Bu yıl liseye geçecek.

“Şimdi dönemem. Kızım okuyor ve orada okuma fırsatı olmayacak” diyor ve ekliyor: “Ben zaten kızım için çıktım oradan. Bir Müslüman gibi düşünüyorum, yer hep Allah’ın. Biz neredeysek oraya hizmet etmeye çalışacağız.”

Bashar’ın annesi ve kardeşleri hâlâ Suriye’de. “Annem 75 yaşında, nasıl gelecek?” diyor. Bashar’a göre vize olmadığı için kaçak yollarla ancak gelebilirler ama bu çok pahalı ve zor. Oradaki yaşam koşullarından bahsederken “Elektrik yok. İş yok. Para yok” diyor. Her şeye rağmen belki 10 sene sonra gitmenin hayalini de diri tutuyor.

Şimdi gerçekleştirmeyi çok istedikleri bir proje için uğraşıyorlar. 6 sene öncesinde açtıkları ve sonrasında kapatılan Arapça dil kursunu yeniden açacaklar.

Daha deneyimli, daha güçlü ve daha sağlam olduklarını vurguluyor insanlar. Türkiye’de barınabilseler de barınamasalar da… Sınırları kucaklarda geçen mülteci bebeklerin aileleri onlar: Anıları diri olanlar. Geriye dönüp baktıklarında zorlu ve acı dolu tecrübeler edinmişler. Ama bu kendilerini yaşama tutunmaktan ve mücadele etmekten alıkoymamış.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here