Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Oubykh Mektupları Aralık 2020

Arnavutkaldırımı döşeli yokuşta sadece çıkmak çok zor değildi, inişi bir başka dert idi.
Hafif olduğu için bisikleti omzuna asar, düzlüğe kadar inerdi. Annesi tersaneye indi mi inmedi mi diye bakardı.

Omzuna astığı bisikleti, diğer elinde öğle yemeği ile, ve hiç eksik olmayan hafifçe sarkan göbeği ile inerdi o yokuştan her sabah…

Haliç bir çırpıda geçilir, Kasımpaşa tersanesinden gelen çekiç sesleri giderek azalırdı…
Sabah güneşini alan kemer, ihtişamına ihtişam katardı…

Bir solukta Vefa’ya ardından Mabeyinci Yokuşu’na kadar, göbeğim erisin diye giderdi…
Pek bir şey değişmezdi, evden getirdiği yemeği fırından aldığı yeni çıkan sıcak somun ile bitirirdi…

Akşama kadar açlığa dayanamazdı. Köprülü’nün önünde hayırsever dükkândan dağıtılan fakir fukara helvasını ekmek arası yapardı, yoksa nasıl gitsin aç aç bisikletle.
Tersane paydos ederken gelirdi semtine. Asker hastanesi kapısını kapatmış olurdu, doktorlar çıkardı demir kapıdan…

Beyaz giymiş nöbetçi askerler, hastaları mı koruyor, kendilerini mi koruyor, yoksa vatan mı koruyorlardı bilinmez, fakat ciddi duruşlarından hiç taviz vermezlerdi…
Eve geldiğinde işleri bitmek bilmeyen, paslı gemilere bakar, onlarla giderdi denize…
Haliç zincirini kıracak, açık denizlere gidecekti, bilmediği Panama olacaktı gidip göreceği yer…

Dalgalar arasında süzülecekti, bisikletten kurtulacaktı, kıçına batan taş sızısı olmayacaktı… Pera, Karaköy çocuğu nasıl olunur gösterecekti tüm limanlara…

Kahve götürecekti yanında, çay götürecekti… Tütün her yerde var diyorlardı, ama ucuz değildi…

Bisikletini satacaktı, kimse binmezdi ona…

Beş tane misketi vardı, onları asker doktorun oğluna satmayı hayal etti.

Çarşıda çektirdiği fotoğraf vardı, Kalpakçılar’da çektirmişti, soranlara diyecekti, dünyanın en büyük çarşısı diyecekti, duymayan yoktur diye vazgeçti fotoğrafını almaktan.

Kalem ve defter almak lazım, diye düşündü. Tüm denizciler yazar, seyir defteri diye…

Kaptan oılmasa da, yazacaktı seyir defterine…

Gördüğü dalgaları yazacaktı, gördüğü balıkları yazacaktı, gördüğü gemileri yazacaktı…

Gördüğü ıssız adalarda kimse yok diye yazacaktı…

Geminin bisiklet gibi gitmediğini, onu rahatsız etmediğini yazacaktı…

Tersane kapandı, gemiler paslı duruyor…

Bisiklet hurdacıya gidecek kadar eskidi, merdiven altında duruyor…

Pencereden görülen manzara hâlâ değişmedi…

Bisikletli, Şehir Hatları Vapuru ile Üsküdar’a gidiyor her gün…

Halat sağlammış…

Yazarın Diğer Yazıları

Oubykh Mektupları – Haziran 2026

Açılmamış bir defter… İçinin nasıl olduğu bilinmiyor… Çizgili, çizgisiz, kareli… Artık ne önemi var… … Açılmayan o defter, kapanmaz… … Duvara yazılır, yazının üstüne bir başkası daha yazar… ‘Kilroy was here…’ ‘Hain Evlat...

Oubykh Mektupları – Mayıs 2026

Son seyahat… Arabaya biner binmez soruyorum, nerelisin… Türkçe sorduğum için biraz şaşırıyor önce ama sonra hemen Azerbaycan diyor… Neresinden dediğimde, Lenkeran diyor… Portakalı güzel, çayı ‘lap yaxsı’ diyorum… Gülümsüyor,...

Oubykh Mektupları Nisan 2026

Biletler geldi… Yine tekerlek üstü... Beşinci ve altıncı koltuk... Teker üstü olduğu yetmezmiş gibi sol tarafta koltuklar, karşıdan gelen araçların farları gözleri rahatsız edecek… Biletler sessizce alındı, birkaç...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img