İnsan hakları

0
294

Değerli dostlarım, “Hatti-Hititler (Ht) ve Çerkes Tarihi”yle ilgili çalışmalarımın dışında hiçbir şeyle ilgilenmemek için kendime söz veriyorum. Ama sözümün eri olamıyorum. “Neden?” sorusunun yanıtını bulmak yine bana düşüyor. Hani derler ya, “Şeytan dürtüyor” diye. Beni de dışımda gelişen olaylar, söylem ve yazılar dürtüyor. Elbette ki, “sözümün eri olamamak” zaafımı hiçbir gerekçe aklayamaz. Bu anlamda dostlarımın hoşgörüsüne sığınıyorum. Kusuruma bakmayınız.

Nedir; tekrar beni kışkırtan? Şudur: SÖZCÜ GAZETESİ köşe yazarı Sayın Soner Yalçın’ın 03.03.2021 tarihli “KANDAN BESLENEN SİYASET” başlıklı yazısıdır.

Sayın Soner Yalçın, “Sözcü”nün kesintisiz okuyucusuyum. Başta Sayın Uğur Dündar beyefendi olmak üzere inanınız, sizleri “BİR KÜLTÜR EMEKÇİSİ” olmanızın dışında “ÖRNEK İNSANLAR” olarak görüyorum. Bunları “yalakalık” saymayınız. Ne sizlerin ne de benim buna ihtiyacı yoktur.

Şimdi gelelim esas meseleye; Sayın Soner, iki elin parmak sayısını geçen başlıklarla dile getirdiğiniz yazıdaki “TÜRKİYE’DE KÜRTÇE YASAK MI?” ile başlayan sunumunuzu okuyan hiçbir insan buna “HAYIR” diyemez. Ancak Sayın Soner, sorun da burada saklı. Nedir o? O da şudur; TC’ de “kültürel kimlik” ve “siyasal kimlik” karmaşası var. Siz ve sizin gibi düşünen ve bu kimliklere ait özgün tarihsel değerleri birilerinin bağışı veya ianesi gibi görmek. Amiyane tabirle, “Her şeyi verdik. Daha ne istiyorsunuz ulan!” misali. Sayın Soner, bu mesele yani, “Kültürel aidiyet ve kimlik” pazarlıkla çözülebilecek bir konu değildir. Hele sayısal çokluk egemenliği dayatması ile hiç çözülemez. Çözülemediği de ortada. Peki, ne yapacağız? Yanıtım; şu anda dünyada bunu asgari sınırlarda çözen ülke ve yönetimler var. Elbette ki her ülkenin bu anlamda bulunduğu coğrafya ve o coğrafyada yaşayan insan toplumlarının buna uygunluğu da dışlanamaz. İşte burada meseleyi değerlendirme, “YÖNETENLERİN” insan aklı önceliğinde olmak üzere somut “Bilgi” ve “Belge”nin tanıklığında DİYALOG önem kazanır. “YOKSUN, varsın ama seni tanımıyorum”. Bölücü, bölgeci, etnik milliyetçi, terörist” gibi ŞİDDET ve HAKARET içeren davranışlar sonuç getirmedi. Ve getirmiyor. “KORKU” yaratarak da meseleyi hallettiğini sananlar yanılıyor. Çünkü korku, konunun açıklıktan kapalılığa geçişini getirir. Bu daha tehlikelidir.

Sayın Soner, söz konusu ettiğiniz “ÖZEL OKUL” ve benzeri oluşumlar, sizin söylediğiniz gibi “Açın, işletin, kapatın” kavramları ile gerçekleşiyorsa, TC’deki tüm benzerlerine uygulamak gerekmez mi? Örneğin, Diyanet’e bütçe ayırmaya gerek var mı ve dahası benzeri tüm kurumlara aynı tavsiye neden geçerli değildir? Ne kolay değil mi? “Kültürel kimliğinizi yaşatın” demek. Sayın Soner, siz de hiç maaş almadan yaşayabilir misiniz? Derseniz ki; “Arkadaş yazıyorsan, yazıyorsun, bana veya bize ne? Kendi imkânlarınla yaşa!” Eee dostum, Kürt, Çerkes, Laz veya farklı kültürlerin yaşaması için tıpkı sizin gibi onların da “paraya” ihtiyaçları var. Hepimiz yurttaşlık görevlerini yerine getireceğiz. Ama ödediğimiz vergiden “PAY” başkası için, öyle mi? İlahi Soner Bey ne olur, hiç olmazsa siz ve sizin gibi insanlar aklımızla dalga geçmeyiniz. Ayrıca şu “Bölünme sendromu”ndan bir kurtulun lütfen. Bölmek ve bölünmek öyle kolay mıdır? Biz Çerkesler kendimizi (genelde) siyasi kimliğimizle “Türk” diye kabul ediyoruz. Kültürel kimliğimizle de Çerkesiz. Ve bu anlamda “VAR” olmak, “VAR” sayılmak ve “VAR” olduğumuzun “YASALAR”la teminat altına alınmasını istiyoruz. Çok mu kötü bir şey istiyoruz? Biz, zaman aralıklarıyla değişen siyasilerin oy deposu olarak kullanılmak istemiyoruz. İşlerine geldiği gibi, “Bazen var” ve “Bazen yok” sayılan oyuncak malzemeleri değiliz. Şimdilerde ise oy için ulustan millete ve buradan da ümmete evrilen zihniyetin farkındayız. Dün, “Kürt” kavramının, Kart-Kurt’tan geldiğini söyleyenlerin şimdilerde “Kürt kardeşlerimiz” noktasında oluşları bir aldatmacadır. Kendinizi boşa kandırmayınız. Bu ülkede kendi kültürel kimlikleri ve özgün dinsel inançları olan insan ve toplumlar en az sizler kadar yurtseverdir. Üstünde yaşadığı toprakların ve birlikte olduğu halkların ve özellikle TC’nin kıymetini bilecek kadar duyarlıdırlar.

Sayın Soner, bu tarz yazıları okumadığınızı, okumayacağınızı ve okusanız da ciddiye almayacağınızı da biliyorum. Eh “Ağzı olan konuşur” hesabından, bendeniz de iki kelam etme ihtiyacı duydum. Sağ olun.


NOTLAR:

1- “İnsan Hakları” çok güzel bir kavram. Ancak bu hakkı veya hakları çiğneyen veya “YOK” sayan da İNSAN. O halde, burada İNSANI,

a- Kadın veya emekçi kadın hakları,

b- Çocuk hakları,

c- Engelli insan hakları,

gibi kategorize edersek, yine sureten İNSAN olan birileri, dinsel inanç ve cinsiyet öncelikli anlayışı bahanesi ile kadınları öldürme hakkını kendinde görür. Peki, ne yapacağız? Yanıtım şudur; “İNSAN İNSANDIR”, onu çeşitlendirmek doğru değildir. Şayet, “HAYVAN HAKLARI” diyorsak; onu da mı

a- Kedi hakları,

b- Köpek hakları (evcil, yabani)

c- Böcek hakları,

d- Yırtıcılar ve vahşiler vs.

gibi mi çeşitlendireceğiz? “HAK” bir BÜTÜNDÜR ve TÜMÜNÜNDÜR. Hiçbir gerekçe göstermeden, hele “hak etmedikçe” gibi bir tuzağa düşmeden “ÖLDÜRMEYECEKSİN” buyruğuna sadık kalacaksın. Burada ‘ama’, ‘ancak’, ‘lakin’ olmaz.

2) Kadın cinayetlerinin en önemli nedeni, CİNSELLİKTİR. Ülkemizde bu konuyla ilgili cinayetlerde bunun dışında bir gerekçe aramak beyhudedir. Yapay gerekçeler ise ahlak, namus ve ihanet kavramları üzerinedir. Oysa özü “Erkek” denilen ve öyle görünen insan müsveddelerinin cinsel obje gördüğü “KADIN”ı kaybetme çılgınlığıdır. Peki, öldürerek tamamen kaybettiğinin farkında değil midir? Bunun yanıtı ise “Öyle de kaybettim, böyle de kaybettim” anlayışıdır. Çaresi şudur; başta folklorik ögelerin erkek erkeğe icrası olmak üzere cinselliğe dayalı ayrımcı söylem ve eylemlerden, özellikle yetkili ve etkili insanlar kaçınmalıdır. Belki de kızanlarınız olacak ama Çerkeslerde cinselliğe dayalı şiddete ve cinayete pek rastlanmaz. Neden?

3- Yine ne yazık ve ne acıdır ki DİNSEL inanç merkezli ve bu konuda görevli veya görevsiz bazı kimselerin, cinsiyet nüfusundaki azlık veya çokluk nedeniyle çok eşliliği savunması ürkütücüdür. Arap kabile kültürü olan bazı yaşam tarzlarını dinselleştirip sunanlarımız ve maalesef bunu kabul eden insanlarımız da mevcut. İçimizi acıtan cinayetlerde bunun da rolü olabilir mi?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here