Okur Paylaşımı: Kargı Koyu

0
83

Nâzım Hikmet şiirinde “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan/ Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan/…” tanımlaması yapıyor Anadolu için. Datça Yarımadası da adeta Akdeniz’le Ege Denizi’nin sınırını çizercesine karadan denize uzanmış bir doğa harikasıdır. Öyle ki, yarımadanın eskileri “Balıkaşıran’dan bu yana geçenler, akıllarını orada bırakır gelirler” derler. Datça bir anlamda zeki deliler, çılgınlar, âşıklar ve direnenler diyarıdır.

Balıkaşıran demişken çat pat İngilizcesiyle otobüsteki yabancı turiste “luk madam, dis is ak si, dis is ege si” diye tanıttığı bölgesidir yarımadanın. Yani iki deniz arasındaki en dar kara bölgesidir. Eskiden bir denizden diğerine geçmek isteyen balıkçıların zamandan kazanmak için kayıklarını sırtlayıp karadan geçtikleri rivayet edilir. Rivayet işte!

Datça’nın tarihi ve doğal güzellikleri anlatmakla bitecek gibi değildir. Karanın uç noktasındaki antik Knidos kenti dönemin tıp merkezi, yarımada ise kentin ecza deposu imiş. Kazma vurduğunuz her yerden antik döneme ait kalıntılar çıkma olasılığı oldukça yüksektir. İsteriz ki herkes buraları gezip görsün, öğrensin. Ama dikkat! Balıkaşıran’dan geçerken aklınızı iyi saklamayı ihmal etmeyin, aksi halde bir daha dönemez, biz çılgınlara katılmak durumunda kalırsınız.

Datça Yarımadası her iki yakasındaki bitki örtüsüyle, hayvan popülasyonuyla*, rüya gibi koylarıyla her faninin mutlaka görmesi gereken bir cennettir. Amaaa, işte bu “ama” biraz can yakıcı, yüzümüzdeki gülümsemeyi yok edip ağlamaklı bir şekilde dudağımızı sarkıtacak bir “ama” olacak. Zira sözünü ettiğimiz bu güzellikler şimdi kötücül akılların saldırısı altında. Başta kumzambağı** olmak üzere zengin endemik bitki örtüsüne sahip olan Gebekum bölgesi, çam ormanları, geniş tarım arazileri ve muhteşem sahiliyle Alavara bölgesi, şimdi de Cumhurbaşkanlığı kararıyla bir gecede yasal olmayan bir şekilde 128 dönüm kamuya ait Hazine arazisi Özelleştirme İdaresi’ne devredilen Kargı Koyu… Oysa o bölge özel habitatların ve koruma altında türlerin bulunduğu Özel Çevre Koruma alanı olarak biliniyor. Bu, araştırmalar ile belirlenmiş ve ilan edilmiş bir alanın parçası. Ulusal ve uluslararası koruma protokolleri ile yönetilmesi gereken bir alan özelleştiriliyor. O bölgede yapılacak her şeyin ekosistemle uyumlu olması gerekiyor.

Merkezde yaşayan bizlerin yaz-kış gidip mavinin her tonunu barındıran denizinde yüzdüğümüz, piknik yaptığımız, binlerce yıllık antik Karya yolunda doğa yürüyüşlerine çıktığımız Kargı Koyu ve adı geçen diğer bölgeler şimdi talana açılıyor. Medyadan Kargı Koyu’nun belirlenen 128 dönümlük bölgesine otel ve otopark yapılacağı bilgisini aldık. Yani tüm doğa hallaç pamuğu gibi atılacak; ağaçların, papatyaların, gelinciklerin, acanthus’ların***, tüm renklerin üzerine beton atılarak grileştirilecek, tertemiz denizindeki posidonia çayırları**** yok olacak, yaşam alanları dağıtıldığı için akdenizfokları yuvalarından olacak*****, kuzeyindeki dağlar nedeniyle rüzgâr almadığı için durgun ve tertemiz olan denizi kirlenecek.

Bu kötücül akıllara “dur” diyen Datça Demokrasi Platformu Kent Savunması bileşenleri bir dizi etkinlik düzenledi. Basın açıklaması, change.org kampanyası, ıslak imzalı dilekçe kampanyası, sosyal medyada hashtag çalışması, Kargı Koyu’nda insan zinciri (tabii tüm etkinlikler maske ve mesafe kuralı gözetilerek, kapalı salonlarda lebalep değil, açık havada, doğada) yapıldı. Çalışmalar yereli aşıp ulusal medyada defalarca yer aldı. Gazeteler, bazı TV kanalları geniş yer verdiler. HDP ve CHP vekilleri hem yerelde hem de Meclis’te desteklerini dillendirdiler. Ve platform dedi ki: “Bizler yaşam alanlarımızı ve bulunduğumuz bölgenin ekolojik dengesini bu saldırılara karşı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Ancak toplumsal faydayı değil, yalnızca sermayenin kârlılığını gözeten bu düzenin yarattığı ekolojik krizin küresel düzeyde insanlığı ve genel olarak dünya üzerindeki canlı yaşamını tehdit ettiği bir dönemde bu mücadelenin yalnızca Datça ile ilgili olmadığını çok iyi biliyoruz. Datça’yı savunmak insanlığın geleceğini ve doğal yaşamı savunmanın bir parçasıdır.

Bugün Datça’da yaşayan farklı kesimlerden ve anlayışlardan insanlar olarak bu sorumlulukla ve ortak kaygıyla yaşadığımız kenti savunmak için bir araya geldik. Mücadelemizi Kargı Koyu’nun özelleştirilerek yağmalanmasına neden olacak bu karar iptal edilene kadar sürdüreceğiz. Önümüzdeki dönemde imza kampanyası, hukuksal girişimler, sosyal medya kampanyaları ve etkinliklerle bu direnişi büyüteceğiz. Açgözlü şirketlerin Datça’yı yağmalamalarına, doğal yaşamı yok etmelerine izin vermeyeceğiz.”

Datça halkının son sözü ise “TOPRAĞIMA, SUYUMA, HAVAMA, KOYUMA, KIYIMA DOKUNMA!”dır.

*Datça’da nesli tükenmekte olan hayvanlar arasında olan kedigiller familyasından karakulak yaşamaktadır.

**Kumzambağı, nergisgiller familyasına ait, kıyı kumullarında yetişen soğanlı bir bitki türüdür. Nesli tehlike altında olup ülke dışına çıkarılması suçtur. (VikipediA)

***Ayı pençesi olarak bilinen Akdeniz Bölgesi bitkisidir. Nispeten büyük, loblu veya dişli yapraklardan oluşan bir rozete ve dik bir başakta morumsu ve beyaz çiçeklere sahip çok yıllık bir bitkidir. (VikipediA)

****Posidonia karadan denize dönüş yapmış olan Akdeniz’e endemik çiçekli bir bitkidir. Deniz tabanında 30 metre derinliğe kadar inen ve kıyı ekosisteminde çok önemli yer tutan çayırları oluşturur. (VikipediA)

*****Orman Bakanlığı ile Su Altı Araştırmaları Derneği Akdeniz Foku Araştırma Grubu’nun hazırladığı eylem planında Datça Yarımadası en ucundaki Knidos Burnu’ndan Kargı Koyu dahil Datça ilçesi batı girişine kadar olan kıyılardaki yerleşim yerleri ve kıyı tesisleri dışında kalan yapılaşmamış ve el değmemiş tüm kıyılar akdenizfoklarının yaşam alanı olarak gösteriliyor (Sedat Kaya).

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here