Müziğin arkeoloğunun ardından ‘Kalan’

0
287

Hasan Saltık, 2 Haziran 2021’de kalp krizi nedeniyle Bodrum’da vefat etti. Ardında çok önemli çalışmalar, kaynak eserler, albümler, en önemlisi dostluklar bırakarak…

Kurucusu olduğu Kalan Müzik etiketi aynı zamanda kaliteli müziğin, eşsiz işlerin de göstergesi haline geldi.

Vedasını, Kalan’dan arkadaşları şöyle duyurdular: “Bazı şeyleri duyurmak çok zor, büyük acıları… Belki sonra, dilimiz döndüğünde… Şimdi kısa sürmüş ömre sessizce ağıt yakıyoruz. Hasan Saltık yaşadı, devri daim olsun.”

Toprak altında kalmış pek çok ezgiyi ortaya çıkaran Hasan Saltık’ın kültürümüze, müziğimizin kayda geçmesine katkılarını hatırlayarak, saygıyla anıyoruz. Devri daim olsun.

Onunla çalışma şansını yakalayan Ayça Örer, Perit Jan Aydemir ve Gökhan Şen, duygularını Jıneps için yazdı.


Çerkes Ezgisi (Kavgayı Seçtim) – Grup Ekin (1990)
Sıtim Shighue Sikhopshonuw Wey (Yürek Çağrısı) – Grup Yorum & Hava Karadaş (1991)
Seteney (Bahar) – Kardeş Türküler (2006)
Daymohk (Anavatan), Çocuk Haklı – Kardeş Türküler (2011)
Çerkes Ezgileri – Xexes – Gökhan Şen (2011)
Çerkes Ezgileri II – Xexes – Gökhan Şen (2014)
Çerkes Düğünü – Losan Timur (2014)
Çerkes ve Düş – Losan Timur (2015)
Guşı’a Uered – Noxçiyço (Toprak Kokusu) – Şevval Sam (2015)
Kayseri Ğogum (Kayseri Yolunda), Yol – Kardeş Türküler (2017)
Лъэмыж (Köprü) – Perit Jan Aydemir (2020)


Bir albüm hayalinin peşinde

Bir gün dalgınlığıma gelmiş, telefonumu sessize almamışım. O da çantamın en diplerinde kaybolmuş. O 30 saniyelik bitmeyen arayış, köklerimin peşinde bir arayışın başlangıcıymış meğer.

YouTube henüz açılmıştı. İçinde heyecanla bir şeyler arıyor, bulduklarımız karşısında şaşkına dönüyorduk. Dünyanın ucundan sesler, görüntüler parmaklarımızın ucuna gelmişti. O günlerde tanıştım “Daymohk”la. Bir Çeçen kampında, en fazla 8-9 yaşında bir çocuk söylüyordu. Arkasında dinleyenlerin gözü yaşlıydı. İzlerken, bizim de. Sonra düzgün bir kaydını bulunca, telefon müziği olarak onu kullanmaya başladım. Böyle de yıllar geçti.

Bir gün Kalan Müzik’e gittim. Ne işim vardı, bilmiyorum. Orada hep bir işim olurdu. Yeni çıkmış bir albüm, Hasan’ın bulduğu bir belge, yurtdışından getirdiği kitaplar… O heyecanla anlatır, yetişebildiğim kadarına eşlik eder, bir kısmını yazıya döker, bir kısmını sonrasında yazılmak üzere ertelerdim.

O gün nasılsa, telefonumun sesi açık kalmış. Unutmuşum. Telaşla çantamda aradım, buldum, tam açacaktım ki, Hasan “Dur” dedi. “Ne çalıyor?”

Ayaküstü anlattım. O zaman akıllı telefonlar yoktu, Suat’ın bilgisayarından açtım YouTube’u. Dinledik beraber. “Güzelmiş” dedi.

Aradan aylar geçti, Ankara’daydım. Kardeş Türküler’den Feryal Öney aradı, “Ayça” dedi, “Sen Çeçence bir şarkı önermişsin, neydi o?” “Daymohk”un “Çocuk Aklı” albümünde yer almasının hikâyesi böyle başladı.

Hasan Saltık’ı “anlat” deseler, böyle anlatırım. İnsanı kollarından tutar, denize savururdu. Siz denizden korkardınız, o korkmazdı. Siz yüzeceğinize inanmazdınız, o sizin yerinize inanırdı. “Bana Çerkeslik yapacağına, Çerkes albümü yap” dedi, beni de bir denize attı.

Günlerce değil, aylarca değil, iki yıl boyunca şarkılar aradım, müzisyenlere ulaştım, eserleri dinledim, dinlettim. Bir türlü istediğimiz noktaya gelemiyor, aradığımız şeyleri bulamıyorduk.

Umutsuzluğa kapılır gibi olduğumda, “Ya böyledir bu işler, insanlar kendi kültürlerini bile unutur, canını sıkma” derdi. Doğruydu, biliyordum. Hasan’ın giriştiği ilk kültür kazısı bu değildi. Zazaların, Ermenilerin, Süryanilerin, Levantenlerin, Lazların nice unutulmuş eserini çıkarmış, bu işin zorlukları yanında kolaylıklarını görecek kadar ustalaşmıştı.

Sanırım en umutsuzluğa düştüğüm anda ortaya çıkan şey, hayatım boyunca gözlerimin dolmasına neden olacak güzellikteki albümdür. Arayışlarımızın bir noktasında Gökhan Şen’le karşılaşmıştık. Hasan “Bak Gökhan’a yalnızca stüdyo verdik, tertemiz kayıt edip getirdi” diye sevinçle albümün ilk halini dinlettiğinde yaşadığım ferahlamayı sanırım pek az yaşamışımdır.

Nihayet “XEXEC”, Kalan Müzik etiketiyle çıktığında derdim biter sanmıştım ama bitmedi, “Eee başka albüm yok mu?” sorusu yakamı hiç bırakmadı.

Eğer beni Dersim’de doğan bir çocuk kollarımdan sarsmasa, muhtemelen o kadar eser dinleyecek merakım hiç olmayacaktı. Gönen’de kalan köyümü, Kafkasya’dan gelen atalarımı, soykırımdan kurtuluşlarını, Çerkes Ethem sonrası yaşadıkları ikinci sürgünü o günlerde öğrendim. Kendi kültürümün sokaklarında onun sayesinde yürüdüm.

Hasan Saltık’a bir gün veda etmem gerektiğini söyleseler, inanmazdım. Veda etmeli miyim, onu da bilmiyorum. Unkapanı’ndaki pencereden Haliç’e baktığım anda odayı dolduran mızıka sesinin hatırası dün gibi. Bu, hayatımda aldığım en kıymetli hediyelerden biri olmaya hep devam edecek.

Zaten insanlığın ortak kültürü için çabalamak dışında bırakabileceğimiz gerçek bir hatıramız var mı sahiden?

 Ayça Örer


Senin dostun olabilmek büyük şeref!

Sanat yapmanın, sanata dair bir değer üretmenin ve kültürel olguları hatırlatmanın insanların zihinlerine dokunduğunu bilirdim. Fakat bunların, bu topraklarda can bulan halkların ayrı ayrı benlik bilinci kazanmasına da vesile olmasına, var olanı perçinlemesine Hasan ile şahit oldum. 

Çok defa. 

Bu yüzden Hasan çok özeldir.

Azımsanmayacak kadar insan için.

Hasan Saltık’ın bu coğrafya halklarına kazandırdığı hazinelerin, gün yüzüne çıkardığı kültürel değerlerin ve ortaya koyduğu projelerin önemi ve değeri onu tanıyan herkes tarafından hem bilinen hem de güzelliklerle birlikte dillendirilen bir gerçektir. Bu coğrafyaya bu şekilde damgasını vurmuş bir kimsenin dolu dolu yaşamı boyunca küçük bir yol arkadaşlığını paylaşabilmek ise benim için büyük bir şans, hem gurur hem de onur duyuyorum her düşündüğümde.

Bu sebeple yaşamımda bir dönüm noktası da olan kendisiyle dostluğumuzun başlangıcından ve ona dair en sevdiğim huylarından bahsetmek istiyorum daha çok. Çünkü Hasan’ı Hasan Saltık ve Kalan yapan şey huyudur.

2009 senesiydi, İstanbul’da olduğum bir vakit, yine o dönemde Radikal’de gazeteci olan Ayça Örer ile tanıştım ortak arkadaşlarım aracılığıyla. Tanışmamız esnasında, benim daha önceden Kayseri’de yarı amatör kayıtlar yaptığımı ve arkadaşlarımla bir albüm yayımladığımı duyan Ayça, beni Hasan Abi ile tanıştırmayı önerdi ve randevulaşmanın akabinde kendisiyle Unkapanı’nda Kalan Müzik ofisinde görüştük. 

Her şey çok hızlı gelişti. İçinde hep Çerkesler ile ilgili bir şeyler üretebilmek isteği, bunun yine bizim toplumumuzun yaklaşımları sebebiyle başarıya ulaşamamasının eksikliği varmış.

Henüz ilk görüşmemizde “Siz ne kadar paye bir milletsiniz, kimsenin peşinden koşmadım sizin peşinizden koştuğum kadar”’ gibi bir laf edince içimden ‘Haklı adam’ diye geçirsem de ufak çaplı bir şaşkınlık da yaşamadım değil. 

İlk görüşmemizdeki tatlı sert mizacı, açıksözlülüğü, huyları ve de özellikle Çerkes müziği üreticileriyle yaşadığı olumsuz tecrübelerini anlatış biçimiyle kendimi ona yakın hissetmem hiç zaman almadı. 

Kendisiyle tanıştığımız dönemde de yeni bir albüm çalışması içerisinde olduğumu duyan Hasan Abi, albümü Kalan’dan çıkarmayı teklif etti ve böylece Neşet Ertaş’ların, Grup Yorum’ların, Erkan Oğur’ların, Fikret Kızılok’ların ve daha nicesinin yol arkadaşı olmuş Kalan’la, Hasan’la yol arkadaşlığımız başladı.

“Çerkes Ezgileri” albümümün büyük bir posterini odasına giden koridorun başköşesine astırdı “Bu herifin albümünü başköşeye koyun” diyerek. Yıllardır orada durur, ülkeye damgasını vurmuş kimseler ile aynı duvarda.

Çerkesler ile ilgili bir değer üretebilme konusunun kendi nezdinde ne kadar önem taşıdığını sadece daha önceki sitemleriyle değil, bitmeyen iştahı ve somut adımları ile de her fırsatta gösterdi. Bu coğrafyaya damga vurmuş onlarca sanatçı ve yüzlerce albüme rağmen sanki benim duyduğumdan daha çok gurur duyuyor, benden daha çok mutlu oluyordu. Bunu Hasan’da görebilmek benim için hem enteresan bir duygu hem de hissettiğim onuru perçinleyen bir hadisedir.

İnattı Hasan. Ortaya bir değer çıkarma konusunda çok inattı. Çıkan aksilikleri, tecrübeyle harmanlanmış inadı ile ivedilikle çözmek bir tarafa dursun, o işin tüm paydaşlarını tatlı sert üslubu ve neşesiyle motive ederdi.

Hızır gibiydi. Konu müzik olmaksızın kendisinden rica edilen hiçbir şeye kayıtsız kalmaz, gündelik hayata dair olan isteklere de hızlıca cevap verirdi. Öyle ki, bir şeye ihtiyacım olsa beni yönlendirecek birilerini bulması bir telefonuma bakardı. 

Kendini her şeyde sorumlu hissederdi. Örneğin “Hasan’ı kısa bir şekilde tarif et” deseler şöyle tarif edebilirdim; kendisiyle ilgili veya ilgisiz fark etmeksizin çözüme ulaşması gereken herhangi bir konu konuşulduğu anda, henüz ne yapacağını düşünmeksizin eli telefonuna gider ve bahsi edilen konu ile ilgili kimi araması gerektiğini elinde telefonu bekleterek düşünürdü. Bu denli her hadisede kendini sorumluluk sahibi hisseden başka bir kimseyle yolumun kesişeceğini düşünmüyorum.

Kendisine Lıkhnı getireceğim diye gümrükte limitin üzerinde kalan çok şişeyi gümrük memurlarına kaptırmışlığım, getirebildiklerim için “Hasan’a vereceğim” diye çok arkadaşımdan sitem görmüşlüğüm vardır. Nalçik’te yaşadığım dönemde her ziyaretimde mutlaka getirirdim, kendisi daha çok viski ve rakı tercih etse de eşinin Lıkhnı ve Amra’yı çok beğendiğini belirtirdi, ben de eksik etmezdim elimden geldiğince.

Beşiktaş Kulübü’ne üye olmayı hep çok istemişimdir, kendisini görmek için ziyaret ettiğim bir gün, ortamdaki diğer dostlarıyla yaptığı muhabbette birkaç futbol kulübü yöneticisinden ve anılardan bahsedildi. Bahsederken beni de işaret ederek “Bu arkadaş da Beşiktaşlı” dedi ortamdakilere, “Henüz eksiğim abi, üye olmadım” deyince o anda eline telefonu aldı ve “Kimi arasam, kim var ki?” diye düşünerek Fenerbahçeli bir dostunu aradı, “Benim çok sevdiğim bir arkadaşım var şimdi burada, yanımda, onun Beşiktaş kongre üyesi olması lazım” dedi ve telefonda konuştuğu kişiye telkinde bulunarak telefonun diğer ucundaki kişinin arkadaşı olan o zamanki başkan Fikret Orman’ı arattı. Ertesi gün kulübe gittiğimde üyelik referansı olarak belgemde o dönemki yönetimin ilk üç kişisinin adı yazıyordu. Ne kadar mutlu olduğumu hep anımsarım. 

Maykop’ta yapılan Tıj İlkay Misafirhanesi için Kayseri’de organize ettiğim yardım gecesinde, albüm çalışmalarında, yaptığım projelerde maddi beklenti olmaksızın sanatçı ve müzisyen desteği Hasan Abi sayesinde gerçekleşmiştir.

Bu ve bunun gibi, sadece müzik değil, sosyal, ticari, profesyonel ve özel yaşamımın her ihtiyaç duyulan anında da varlığını hatırlatmış, bana referans olmuştur.

Nice anı, nice yaşanmışlık, nice gurur… Ne şanslıymışım.

Her şeyi tamdır bir insanın Hasan olabilmesi için; bir şeyi, inadı eksiktir örneğin.

Zihninde ve gönlünde taşıdığı bunca tecrübe, bunca çevre, bunca güç, bunca arzu, bunca iyilik ve bunca huy ile ortaya çıkar Hasan Saltık. 

Hasan için söylenen bir klişe vardır; “Hasan Saltık bu coğrafyanın ebedi kültür bakanıdır” derler. 

Ebediyen de öyle kalacaktır.

Dolmaz, doldurulamaz.

Senin dostun olabilmek büyük şeref.

Işıklar yoldaşın, devrin daim olsun “moruk”.

Marem Gökhan Şen


Nevi şahsına münhasır

Hasan Saltık, Anadolu’nun zenginliğinin, bu zenginliğinin ne kadarının yitirildiğinin ve zamanla ne kadarının yitirileceğinin farkında olan sayılı insandan biriydi. Kesinlikle herkesin özel olduğuna inanan bir insan değilimdir. Hatta bu hayatta gerçekten özel olduğuna inandığım sadece birkaç insanla karşılaştım. Hasan Saltık da onlardan biriydi. Dünyaya ve Anadolu’ya kazandırdığı değerler ancak onun sahip olduğu biricik özelliklere sahip biri tarafından ortaya konulabilirdi. Çünkü; Anadolu’nun yorgun bir rüzgârı gibi bütün coğrafyayı dolaşmayı bilirdi.

Eski arşivlik plakların peşine düşerek başladığı yola, toprağa kokusunu bırakan ezgilerin izini sürerek devam etti. Anadolu’nun her yerinde adeta müzikal bir arkeoloji çalışması başlattı. Her yöreye ait eserlerin peşinde gerek araştırmacıların fonlanmasına gerek Kalan Müzik’in stüdyolarında kaydedilip derlenmesine imkân sağladı. Hatta artık icracısı mevcut olmayan ezgilerle karşılaştığında eseri detaylıca araştırdıktan sonra ezginin ait olduğu toplum tarafından yeniden özgün ve otantik formlarında diriltilmesine vesile oldu. “Maftirim” bunun en güzel örneğidir. 15. yy’da İspanya’dan Osmanlı’ya sürülen Safarad Yahudileri ile Sufi Müslümanların Edirne sinagoglarında beraber söyledikleri bu ilahileri keşfeden Hasan Saltık, bulduğu notaları kayda geçirdi. Ardından bir sinagog korosunca üzerinde çalışılarak Kalan Müzik stüdyolarında bu Maftirimlerin kayıt altına alınmasıyla beraber çopurlanmış toprağın altında kalan 500 yıllık gelenek dünyaya tekrar kazandırıldı.

Hasan Saltık, etnik müziğin yanı sıra Türk modern, halk ve sanat müziğinin en önde gelen icracılarını bir araya getirerek geleneksel Türk müziğine de katkılar sundu. Dönemin çetin siyasi koşullarından dolayı kimse tarafından sahiplenilmeyen Kürt halk müziği, Alevi – Bektaşi nefesleri ve protest müzik icracısı grupların ve sanatçıların sonuna kadar arkasında durdu.

“Köprü” albümümüzün çıkış sürecinde defalarca Unkapanı’na uğradım. Her gittiğimde eğer içeride, odasındaysa kendisiyle biraz daha hasbihal edebilmek adına Hasan Abi’yi sorardım. Sohbeti, üslubu ve derinliği gerçekten nevi şahsına münhasır bir insandı. Anadolu halklarını, kültürlerini belki de o kültürün çoğu mensubundan daha iyi tanırdı. Bir seferinde bana Çerkesler için zamanında çok uğraştığı fakat toplum tarafından pek karşılık alamadığından yakınmıştı. Pek bilinmez ama kendisi özellikle Çerkes Ethem meselesine toplumumuzun çoğu ferdinden daha fazla kafa yormuş ve tarihin aydınlatılması için oldukça mesai harcamış biriydi. Hasan Saltık, üzerine çalışacağı etnik grupların hakkında eline ne geçerse okur ve dinler, coğrafyalarını gezer ve onları en yakından tanımaya çalışırdı. Kendisi Çerkesler ile de alakalı sözlü ve yazılı tüm materyalleri inceleyip, Çerkesler hakkında genel bir kanaate vardıktan sonra Çerkes Ethem meselesini daha detaylıca araştırmak için Atina’ya gitmiş ve Yunan devlet arşivlerinde çalışan bir devlet görevlisinden Çerkes Ethem ile alakalı tarihi arşiv belgelerini incelemek istediğini dile getirmiştir. Maalesef kendisine bu konuda izin verilmediğini de bana anlatmıştı.

Aslında işin en üzücü tarafı da böyle nevi şahsına münhasır bir insanın bir daha gelmeyeceğinin farkında olmak… Kendisine Abhaz şaraplarını anlata anlata bitirememiştim. Hatta elime geçen ilk şişeyi kendisine ulaştıracağıma dair söz vermiştim. Maalesef ne ona ne de bana nasip oldu. Kendisi bir devrin başlangıcı ve sonuydu. Yine de 24 senelik hayatımın kısa bir döneminde de olsa onunla denk gelmek ve tanımak benim için çok değerliydi. Devri daim olsun…

Perit Jan Aydemir

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here