Jıneps anketi değerlendirme – 1 – Siyaset ve kimlik

0
161

Uzun süredir düşündüğümüz, bir ara “Haydi” dediğimiz ama ertelediğimiz anketi gerçekleştirdik. Anket sorularının hazırlanması, yanıtların değerlendirilmesi Mehmet Eser’in eseri. Özverili emeği ve desteği için teşekkür ediyoruz.

Soruları yanıtlayan abonelere, okurlara ve abone olmayanlara teşekkür ediyoruz.

Öneriler, yorumlar, değerlendirmeler, eleştiriler, tepkiler, katkı talepleri… Bizler için ufuk açıcı oldu gerçekten. Katkı için öneride bulunup iletişim bilgisi verenlerle irtibat kuracağız. Hemen her konuda katkıya açık olduğumuzu bir kez daha buradan belirtelim.

Temmuz ve ağustos sayılarımızda genel değerlendirmeleri paylaştık. Anket sorularından 24 ve 27,  “Gazetenin sürdürülebilmesi için önerileriniz” ve “Eklemek istediğiniz bir konu varsa lütfen belirtiniz” ucu açık konulardı. Gelen yanıtların tümünü geçen ayki sayımızda verdik.

Bu sayıda, andığım iki maddenin yanıtları içindeki; “Siyasete girmeyin, kültürel konuları işleyin”, “Tek taraflı siyasal çizgidesiniz”, “Başka bir etniğin savunucusu gibi görünüyorsunuz”, “Siyasi iktidara muhalefet nedeniyle zarar görebilirsiniz”, “Başkalarının tetikçisi olmayın” gibi yaklaşımlar konusunda düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Jıneps’in aynı zamanda siyasi bir yayın olduğu zaten biliniyor. “Neden siyaset, neyin siyaseti” gibi bir çerçevede kalarak yazacağım. Sesimin ulaşabildiklerinden aksi yönde düşüncelerin gazeteye/bizlere ulaştırılması, onların da gazetede yayımlanması en büyük dileğim/dileğimiz. Her zaman belirttiğimiz gibi; “Aynı düşünmüyor olabiliriz, böyle olması çok normal, düşüncelerimizi şiddet ve nefret içermediği sürece özgürce paylaşabilmeli, tartışabilmeliyiz. Hiçbir ön yargı olmadan, birbirimize ne anlattığımızı anlayarak ve fikir sahibi olmanın ötesinde bir yaklaşımla yapacağımız tartışmalar bizi zenginleştirecek, gelecek güzel günlere dair umutlarımızı arttıracaktır. Gazetemizin sayfaları eleştirilere, karşı düşüncelere her zaman açıktır.”

Siyasetle etnik kimlik ilişkisi önemli. Yaşamın her alanıyla -kültür, ekoloji, emek, kadın, mülteci, çocuk…- ilintili olan demokrasi, etnik kimlik sorunuyla da doğrudan ilintilidir. Her şart altında eşitlik temelinde değerlendirilmesi gereken sorunda, kültürel-demokratik haklar olmadan kimlik özgürlüğünden söz edilemez. Bunu ben söylemiyorum. Konuya dair yazan akademik, bilimsel hemen her çevreden insan bunu açıkça belirtiyor. Örnek mi; “Dilinizin ölmesini önlemek istiyorsanız, bağrında büyüdüğünüz kültürü dünyaya tanıtmak, saygı duyulmasını sağlamak ve sevdirmek, ait olduğunuz topluluğun özgürlüğü, demokrasiyi, onuru ve refahı tanımasını istiyorsanız, savaş önceden kaybedilmemiş demektir. Her kıtadan gelen örnekler zorbalığa karşı, karanlıkçılığa karşı, ayrımcılığa karşı, küçümsemeye karşı, unutuluşa karşı ustaca mücadele edenlerin, çoğu zaman davalarını kazandıklarını gösteriyor” (Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler).

Siyaset yapmamak, demokrasi talebinden vazgeçmek anlamına geliyorsa bu vazgeçiş de siyasi bir duruştur aslında ve evet Jıneps böyle durmuyor ama farklı duruşların, siyasetlerin de sesini duyurabilecekleri bir zemin olmak istiyor ki bu çaba da aslında demokrasi talep eden siyasetinin sonucudur.

Jıneps; bağımsız bir süreli yayın organı olarak ilk sayısından bugüne eşitlikten, adaletten, demokrasiden, birlikten yanadır. Yani tarafsız değildir, tarafı çok net olarak demokrasi daha fazla demokrasidir.

Çerkes kimliğinin yaşayabilmesi, geleceğe taşınabilmesi, çocuklardan-torunlardan emanet alınanın, hiç değilse emanet alındığı gibi, mümkünse üzerine koyarak teslim edilebilmesi için bundan başka bir yol bilmemektedir. Bu anlamıyla iktidara muhalif olabilir hatta muhalefete de muhalif olabilir. Savunulan ve uğruna mücadele edilen konu, kimliğe dair her şeydir. Kültürdür, yaşam biçimidir, anadilidir, tüm kimliklerle eşit olabilmektir, egemen kimliğin ve egemen dilin bütün alanlarına talip olmaktır; yayın, radyo, tv, kamusal alanda anadilin kullanımı… Bütün bunlar demokrasi ile olabilir ama elbette bize öğretilen, ezberletilen demokrasi ile değil. İşte mücadele asıl olarak bu noktadadır; bize ezberletilen demokrasi ile bizim talep etiğimiz arasında. Deyim yerindeyse demokrasi kırıntısından ibaret temsili demokrasi egemen olanın istediği düzeni sürdürmesine, tek dil, tek millet, tek din üzerinden yürümesine hizmet etmektedir. Gerçek demokraside ise hiçbir etnik kimliğe, dile ayrıcalık yoktur.

İşte tam da bu nedenle Çerkeslerin yaşadıkları ülkelerde, talepleri “daha fazla demokrasi” olmalıdır. Demokrasi var, demokrasi var” (Maalouf, age) tespitinden de hareketle net ifade etmeli; “Demokrasiden halkın kendi kendini yönettiği, kendi kaderinin kendi elinde olduğu, hiçbir dış iradenin söz konusu olmadığı, insanların özgür iradeleriyle yaşamlarını düzenlediği, insan onurunu yaralayan, insan özgürlüğünün gerçekleşmesini engelleyen, sömürü, bağımlılık, hâkimiyet ilişkisinin söz konusu olmadığı, velhasıl insanın insana kulluğunun sona erdiği bir insan ve dünya toplumu anlaşılmalıdır” (Fikret Başkaya, Çığırından Çıkmış Bir Dünya, Özgür Üniversite kitaplığı).

“Demokrasinin gerçekleşmesinin bir ön koşulu da, insanların toplumsal sorunlarla, başka türlü ifade etmek gerekirse, siyasetle aktif biçimde ilgilenmesidir” der Başkaya. Çerkesler amasız fakatsız siyasetin bilinçli ve aktif öznesi konumuna gelmeli, katılmalı, sahiplenmeli, Çerkes kamuoyunu işler hale getirmeli, kendi geleceğine karar verebilmeli, kamusal ve siyasal alanda birlikte hareket edebilmeli, siyasi kararlar alabilmeli. Etkin ve sorumlu bireyler, istediklerimizi gerçekleştirebilmek için özne bireyler, izleyen değil katılan bireyler olmak durumundayız.

Farkında olarak veya olmayarak siyaset konuşuyoruz zaten. Anadilimiz-kültürümüz yaşasın, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığı tanınsın, Abhazya’ya direk ulaşım vb. derken/konuşurken siyaset yapıyoruz aslında… Partilere katılmamız, parti üyesi olmamız da gerekmiyor, platformlarda siyaset yapabiliriz, yapmalıyız. Bizim adımıza başkalarının konuşması, siyaset üretmesini beklememeliyiz, temsilen bir siyaset ataması yapmamalıyız. Durumumuz, taleplerimiz, gelecek… hayal ettiğimiz her ne varsa bunun için özne durumunda bir çalışma yürütmeli, kendi siyasetimizi kendimiz yapmalıyız. “Siyaset yapmayın” diyenler siyasetsiz bu işin nasıl olabileceğini, siyaset yapmadan olamayacağını düşünenler de nasıl bir siyaset yapılacağını anlatmalılar. Konuşmalı, tartışmalı ve ortak yolu bulabilmek için çaba göstermeliyiz. Düşüncenin özgürce ifadesinde hareketle konuşurken, yazarken tek kısıtımız şiddet ve nefret dili kullanmamak olmalı.

Kimliğine yabancılaşan, kimliğini açıktan reddeden Türk milliyetçisi partilere üye olup oy verebilen ama benzer “kaderi” paylaştıkları kimliklerle, resmi söylemlerden kaynaklı ezberler nedeniyle bir arada durmaktan kaçınan anlayışı tersyüz etmek; sorgulamak, talep ve mücadele etmek, dayanışmak, ikiyüzlü siyaseti teşhir etmek gerekiyor. Dünden bugüne bütün iktidarların, kimlik ölçeğinde objektif analizi bir başlangıç olabilir.

Kimlik sorununun çözümü her şart altında demokratik zemindir. Barış içinde, özgür ve eşitler olarak bir arada yaşayacağımız, ayrımsız herkes için demokrasinin uygulandığı, ülkenin zenginliklerinin eşitçe paylaşıldığı bir çözüm.

Farklı görüşleri yayımlamak üzere bekliyorum. Anket değerlendirmesine devam edeceğim…

Önceki İçerikAslınıza dönün!
Sonraki İçerik1-3 Eylül 2001 Beslan Katliamı’nı unutmayacağız.
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here