Sözcükler

0
872

Dildaşlarım, yoldaşlarım ve arkadaşlarım, yıllardır, yazı ve sözlerimle, altını ısrarla çizdiğim bir konudur. “Ben, dinden değil, dilden söz ediyorum” diye (DİLBİLİMCİ olmadığımı da biliyorum). Elbette ki, dilden söz ederken, ister istemez “Dinsel İnanç” dilinden de yazmak ve söylemek zorunludur. Bu durum bana şu anıyı hatırlatıyor: 1962’de Erzincan Askeri Lisesi’nde okurken bir biyoloji öğretmenimiz vardı. Aslan Erzurumlu. Bir gün, ders anlatırken, çok sinirlendi ve “Çocuklar, anlatiyörüz, anlatiyörüz, anlamiyürsünüz. Ben mi anlatamiyürüm, siz mi anlamiyürsünüz?” dedi. O arada, hatırladığım kadarıyla, “Suat” isimli (ki o da Erzurumlu idi) bir öğrenci, “Hocam, siz çok güzel anlatiyörsünüz. Ama, bizler anlamiyörüz, hele şu Ali varya, o hiç anlamiyör. Çünkü hocam, o Çerçes” demişti. Öğretmen de Suat’a “Ulan benimle dalga mı geçiyörsün?” diye bağırmıştı.  

Dildaşlarım, şimdilerde, bir kısım kardeşlerim, “Anavatanda çok güzel din dersleri verdi. Çok güzel Çerkesçe konuşurdu” vs. diye yazıyorsunuz. Ölenlerin arkasından “sorgulayıcı” konuşmak veya yazmak elbette ki doğru değildir. Söz konusu kardeşlerimize, Tanrı’dan rahmet dilerim. Bu ayrı bir konu. 

Yine 1991-92 yılları idi. Nalçik’teyim. Yakinen tanıdığım ve çok sevdiğim, oralı ve yetkili bir dostum, “Ali, Türkiye’den gelen veya gönderilen bir imam, İslamiyet’i anlatacakmış. Sen de gelir misin?” dedi. Ben de kabul ettim (İsim vermiyorum ama merak eden olursa telefonda arz ederim). Takkeli, sakallı, tespihli (abartmıyorum, aynen öyle idi) başladı konuşmaya. Ama diaspora Çerkesçesi ile. Yani sözel bir dille. Günleri, ayları ve daha pek çok kavramı Türkçe sözcüklerle ifade ediyordu (hafta, müftü, cuma, ramazan, dua, ahlak, peygamber vb.). Bir ara arkadaşım “Ali, ‘hafta, müftü, fıtrat’ nedir?” diye soruyor. Ben de “Konuşması bitsin, sonra izah ederim” diyorum. Sevgili dildaşlarım, bizlerin konuştuğu Türkçede, bazı sözcüklerin ayıplı sayılan kavramları içerdiğini zannedenler mevcuttur. Örneğin “Amca” dememek için “Emice-Emmi” der. “Amerika” dememek için “Emerika” der. Benzeri bazı sözcükler de, ayıplı sayılan Çerkesçe sözcükleri çağrıştırır. Yine, enteresandır, anavatana dönmüş ve orada işyeri açmış bir arkadaşım, çalışan kızları toplayıp, onlara işyeri ile ilgili uyarılarda bulunurken şöyle diyor: “Sizler ‘huyunuzu’ değiştirmezseniz burada çalışamazsınız.” Kızlar da hafifçe başlarını önlerine eğerek gülümsemeye başlıyorlar. Söz konusu arkadaş, bu duruma çok sinirleniyor. Kızlardan biri “Уэ динэхьыжь, уэ жыхуэпIар тхьуэжыфынукьым” diyor. Arkadaşımız da nedenini soruyor ve öğreniyor. …………………? Ne yazık ve ne acıdır ki, şu anda, sanal âlemde, dilimizde mevcut bazı sözcük ve kavramları kullanırken, Türkçe sayılan bazı kavramlarla izaha çalışılmaktadır. Örneğin “HARMAN” sözcüğüne “HAM”, “ÇARIK” sözcüğüne “GÖNŞIRIK” demektedir. Oysa “Harman-IуапIэ”, “Çarık-Фэ вакьэ”dır. Bir saygıdeğer büyüğümüz de ısrarla “Кьэбэрдей” kavramını “Kabarma” ile anlatmaya çalışıyor. Oysa “Kaberdey” isminin ne kabaran “TAY”, ne “KABARMAK” ne de “KUBARMAK”la ilişkisi yoktur. Telefonda, dilimin döndüğü kadar, kendilerine anlattım. Ama olmadı. Ayıp olmazsa, dildaşlarımdan istirham ediyorum, ya anayurtta yazılmış lügatleri veya naçizane yazdığım “Sözcüklerin Dilinden Adigheler”i bir gözden geçirsinler. 

Sevgili dildaşlarım, anavatan insanı, 157 yıldır, dili, dini ve her tür tarihsel değerleriyle yaşadı. Ve bugün de yaşıyor. Lütfen, oraya çomak sokmayın. “Dini” öğretme senaryosunu, Osmanlı’nın yetiştirdiği Şeyh Şamil ve dahalarıyla yaşadık. Bu suda, kaç defa daha yıkanırsak, uyanacağız? Lütfen, sizin “DİNİNİZ” sizin, onlarında “DİNİ” onların olsun. Bugüne dek, onları yaşatan dinsel ve kültürel değerleri, yarı yamalak bildiğimiz “Mu-Salmanizm” diliyle hırpalamayınız. Dinsel inancımızı, Tanrı armağanı dilimizle icra etmek yasak mıdır? Din âlimlerimizden istirham ediyorum, “Elif lam mim(ra) lareybefi” ve “vemraatıhu” kavramlarının Türkçesi nedir? La = yok ise ЛIа nedir? Уэ, “Iубых”çada “Tanrı” demektir. Yani “Тхьа”.  

NOTLAR: 

1- Зибзэ хуимыжыр Ибзэ токIуэдэж

2- УЩИЕ ПСАЛЪЭ
Жьэр гъэкъабзэ
Бзэр гъэIэсэ
ПцIы умыупс
Псэм удэмылажьэ
Жьыгъэм зумыгъэхь
Хьэм уемыхьэкъу
Къуэм уемыубзэ
Бзаджэм уемыуалIэ
ЛIыгъэм уримыбий
Уи бий лIакIэ
Уигу жьы думыгъэху
Уи напэр хужьу
Уи щэныр дахэу
ЦIыхум уахэтмэ фIыуэ
Укъалъагъуищ

Kaynak: АДЫГЭ ПСАЛЪЭЖЬХЭР

3- Dünyanın neresinde yaşamış veya yaşıyor olsun, inanç alanında veya sosyal alanda topluma yararlı olmuş ve kabul görmüş insana saygı duymayan kişi veya kişiler, insanlıktan nasibini almamış demektir. Yarar göstermiş insanların dili, dini, ırkı ve cinsiyeti öncelikli değildir. Onları kabul eden ve inanan insanların ortak değerleridirler. Bu anlamda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden insanlarda zerre insan kanı yoktur (Türk kanı DEĞİL). 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz