Kurgulanan gerçeklik – İŞte GENÇler (13. Bölüm)

0
203
Film, dizi, tiyatro izlemek aslında o anı, dönemi, mekânı ’sanmak’ değil midir? 
Kitap okurken yazarın betimlemelerinin gücü ve ayrıntısı ile hayalimizde yarattığımız ve tüm kitabın akışını bunlara göre yorumladığımız sahneler, görsel sanat dallarına gelince ‘işte yapılmışı var’ formatında sunuluyor bize ve bizler de olmamızı istenen yılda, mekânda, enstantanede olduğumuzu ‘sanıp’ film, dizi, tiyatronun anlatmak istediği ana adeta ışınlanıveriyoruz.  
Öyle ki koltuğumuzda oturup ‘Amadeus’u izlerken yaşamıyla müziği zıt kutuplarda ilerleyen, müzik dehası Mozart’ın 18. yüzyılında bir nevi volta atıyor, ‘12 Yıllık Esaret’i izliyor ve acımasız kölelik dönemi/ sistemi karşısında dehşete kapılıyoruz. Bir yandan ‘Son İmparator’u izleyip samuray kültürüne biraz olsun vâkıf olunca ‘keşke dünyadaki tüm insanlar birbirini tanımaya çalışıp empati kurabilse’ hissine ulaşıyor, diğer yandan ‘Arayış’ı izleyip Rus-Çeçen savaşı sırasında parçalanmış ailelerin ve yetim kalan çocukların trajedisine, pek çok halkta da olduğu gibi, nasıl ‘seyirci’ kalındığını bir kez daha görüyoruz. 
Ve her bir izlememiz biter bitmez en önemli kriterlerimizden birine, “Ne kadar gerçekçiydi” sorgusuna dönüyor, oyuncular, senaryo, müziğin yanı sıra “Sahneler de çok gerçekçiydi” diye beğenimizi ortaya koyuyoruz. Başka bir deyişle ‘kurgulanmış bir gerçeklikte’ gerçeğe yakınlığın başarısını arıyoruz.  
İşte bu başarıdaki en büyük katkılardan birini sağlayan, görsel sanatların tümü bir orkestraysa oradaki en önemli enstrümanlardan biri olan ‘Sahne/Dekor Tasarımı ve Temini’ bu söyleşimizin konusu… Ve bu işi çok severek, özveriyle yapan 1995 Çorum doğumlu (Şapsığ- Huşt sülalesinden) sevgili Dilara Kılıç da konuğumuz… 
19 Mayıs Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Görsel İletişim Tasarımı bölümünden mezun olan Dilara, kendini hep yakın hissettiği işi, “Dekor Şefliği” ile bu sektörün mutfağında aralıksız çalışıyor.  
Bakalım, okuyalım neler yapıyor…

-Aldığın eğitimden farklı bir işi mi yapıyorsun? Ve bu kararından memnun musun? 

-Çocukluğumdan beri hep dekorasyona ilgi duydum, aldığım eğitim de aslında yaptığım işten çok uzak değil. İkisinde de sanatsal bakış açısı gerekli, bu sebeple bu mesleği yapmaya başladığımdan beri keşke daha erken başlasaymışım diyorum. Çok memnunum. 

  

-Set dekoratörü mü deniliyor yaptığın işe? Bu işin tanımı içinde bir dizinin ve/veya filmin sahnelerine uygun mekânların hem tasarımı hem de bu tasarıma uygun fiziken gerçekleştirilmesi mi var? Ya da başka neler neler var? 

-Aslında set dekoratörü denmiyor fakat iş açılımı olarak bakarsak; tam olarak bu terime uygun. Dizi, film, reklam, klip vb. medya işlerinin tasarımı ve birçok alanda da uygulamasını yapıyoruz dediğiniz gibi. Bunun haricinde senaryoda yazılı olan aksesuarların temini ve kontrolü de bizde oluyor. 

  

-Peki nasıl yapılıyor bu sahne/set dekoru? Hazır ürünlerler mi yoksa sipariş ile mi? 

-Satın alma, kiralama ve gerektiğinde kendi üretimimizle dekoru tamamlıyoruz. Aslında hangi seçenek daha uygunsa ve yönetmenin de talepleri üzerine ilerliyoruz.  

  

-Özellikle mevcutta artık olmayan mobilya, aksesuar vb. bulmanın kolay olamayacağını düşünerek dönem dizilerinde ya da filmlerinde o yıllara uygun dekoru hazırlamak konusunda ne gibi zorluklar yaşanabiliyor? 

-Sıfırdan üretim yaptırmak ya da yapmak zorunda kalıyoruz, maliyetli ve meşakkatli oluyor. 

  

-Dekorların işi bittikten sonra ne oluyor? Tiyatrolarda depolarda saklanabiliyor örneğin. Bu sektörde de saklayıp tekrar tekrar kullanım mümkün oluyor mu yoksa kullan-at modeli mi geçerli?  

-Aynı tiyatrodaki gibi yapım şirketlerinin kendi depolarında saklanıyor. Çok spesifik şeyler olmadığı sürece ufak değişikliklerle veya aynı şekilde tekrar tekrar kullanılıyor.  

  

-Bu işi yapabilmek için hangi sektörler ile bağlantın olmak zorunda? Düşünüyorum da tedarikten nakliyeye epey bir kişiyle muhatap olmak gerekiyormuş gibi geliyor… 

-İnşaat sektöründen mobilya, beyaz eşya, baskı-ozalit… Dediğiniz gibi nakliye ve bağlantılı birçok sektörle muhatap olmamız gerekiyor. Sırf bu iş için var olan ve çok bilinmeyen meslek dalları da bunlara dahil.  

  

-İşinle ilgili konuşurken bir filmi, diziyi anlatırken eş dost, akraba, sanki oyuncu ya da senarist senmişsin gibi yorumlarda bulunuyor mu? Ve senin işinin ilk bakışta görünmeyen ama sıkıntı yaşatan gerçeği, özellikleri nedir aslında? 

-Tabii bu tarz yorumlarda bulunuluyor fakat aslında sanıldığı kadar çok değil. Ben genelde konuşmaya başlarken çalışma alanımı açıklıyorum bu tarz muhabbetlerle karşılaşmamak adına. Benim işimin en zor kısmı sizin de fark ettiğiniz gibi düzensiz çalışma saatleri ve son dakika istenen şeyleri mümkün olduğu, hatta olmadığı en kısa sürede temin etmek zorunda olmak. Yani bizde “olmuyor, yok” kelimeleri yasaklı kelimeler.  

  

-Set/ sahne dekorunda gerçekçiliğin önemi nedir ve nasıl sağlanıyor? 

-Bu, işin senaryosuna göre değişiyor. Bazen gerçeküstü ve tamamen bizim hayal dünyamıza bırakılıyor fakat özellikle dönem işlerinde bu duruma çok dikkat etmek gerekli ve öyle de yapıyoruz; en azından kendi adıma bunu söyleyebilirim.  

  

-‘Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu’ yönelimiyle sanal âlem ve set dekoru dersek… Son derece az adette gerçek ürünü sahneye yerleştirip geri kalanın dijital olarak oluşturulması konusunda ne düşünüyorsun? Ya da birinin diğerine üstünlüğünden ziyade hibrit bir çalışma olması mı muteberdir, ne dersin? 

-Bizim ülkemizde henüz bu alanda çok ilerleme kat edemedik, bunu mutlulukla söyleyebilirim. Aslında bir bakımdan gerekli buluyorum ama çoğunluğun dijital üzerinde gerçekleşmesi işin büyüsünü bozmaz mı sizce de? Ben dekorun ağır basması taraftarıyım bu sebeple.  

  

-Dekorasyon için gereken malzemeleri nereden/ nasıl temin ediyorsun? Bu teminler sırasında önceden yapımcının veya iş sahibinin belirlediği bir bütçeye göre mi hareket ediliyor? 

-Her işin ön hazırlığı oluyor, bu ön hazırlıkta senaryoda çok maliyetli şeyler mevcutsa oluru olan şeylerle revize edilebiliyor. Biz öngörülen bütçeyi sunuyoruz, yapım onaylarsa hazırlık başlıyor. Dekorasyonda gerekli aksesuarlar için kiralama şirketleri mevcut, tabii dışarıdan evimize alışveriş yapar gibi herkesin gidebileceği mağazaları da tercih edebiliyoruz. Ama dönem işlerinde mecburen antikacılar daha çok tercih ediliyor. 

  

-‘Setlerin gecesi gündüzü olmaz’ cümlesi senin yaptığın işi de kapsıyor olmalı. İş dışında kalan hayatın ile, özellikle de çoğunluğun çalışma saatlerinden farklı zamanlarda çalışıyor olduğunda, nasıl bir denge kuruyorsun? Ve bu durumdan nasıl etkileniyorsun? 

-Gerçekten gecemiz gündüzümüz olmuyor fakat ben işimi severek yaptığım için bu durumda denge kurmak yerine kendimi tamamen işe veriyorum. Zaten çoğu sette sadece uyumaya vaktimiz kalıyor diyebilirim. Benim için kötü etkisi, sevdiklerime vakit ayıramamak sadece.  

 

-Bu sektörde ilişki ağları, tanıdık olması durumları ne denli önemli? Örneğin ‘tanıdık birileri olmasa da reklamımız yeter’ denilebilir mi yoksa ‘en iyi işi yapsak bile mutlaka birinin referansına ihtiyaç duyulur’ mu dersin? 

-Yani bütün sektörlerde olduğu gibi tanıdık olması önemli bir durum fakat CV yeterli olmadığı zaman tanıdığın da çok bir etkisi kalmıyor. Referans bir yere kadar taşıyor, sonrası tamamen beceriyle alakalı.  

  

-Bazı işler vardır ki ‘cinsiyetçi’ etiketlerle anılırlar ya… Bu iş de biraz öyle midir? “Erkek işi bu, sen nasıl yapacaksın” diyenler oldu mu/oluyor mu? 

-Çok sık duyduğum şeylerden biri. Ama ben bu duruma tamamen karşıyım. Bu işte kadın olmak eksiklik değil, aksine erkeklerin yapabileceği şeylerle birlikte bakış açısı olarak daha ayrıntılı ve sanatsal baktığımızı düşünüyorum.  

  

-Nasıl set dekoratörü olunurdan başlayarak bu mesleği/ işi seçebilecek gençlerimize önerilerin neler olur?  

-Görsel sanatlara ve dekorasyona ilgiliyseniz ve bu alanlara uygun eğitimi almışsanız yapım şirketlerine veya sanat yönetmenlerine CV’nizi atmakla ilk adımı atabilirsiniz. Yani prosedür diğer meslek gruplarında olduğu gibi hemen hemen aynı işliyor. 

  

-Emekçi bir kadın olarak hem 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü hakkında hem de Çerkes toplumunda kadın olmak konusunda neler söyleyebilirsin? 

-Çerkes toplumunda kadın olmak benim için çok büyük bir şans. Eminim çoğumuz aynı şeyi düşünüyoruz. Xabze’nin bize sunduğu ayrıcalıklar eski dönemlerden günümüze kadar çok güzel bir şekilde korunmuş, bu durum benim için büyük bir gurur. Bu işe başladıktan sonra çok daha iyi anladım ki kadın olduğumuz için yapamayacağımızı söyledikleri her şeyi bir kenara bırakın. Biz istedikten sonra yapamayacağımız hiçbir şey yok. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü büyük bir gururla ve en içten duygularımla kutlarım.  

  

-Teşekkür ederim… 

Sevgili Dilara Kılıç’a… Kadın ve Genç birlikteliğinin pozitif farkını İşte’de en aktif şekilde gösterdiği ve bu güzel söyleşi için…  

Sevgili Jineps okurlarına… Gençlerimizin her sektörde varlığını en güzel şekilde gösterdiğini bildikleri, izlemeyi ve okumayı sevdikleri için… 

Kurgulanacak bir gerçekliğiniz olur ise…  

dlarakilc@gmail.com 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here