Oubykh Mektupları Aralık 2023

0
210

Buranın saati, oranın saati…

O kadar çok kendime ait saatim oldu ki…

Biri bir çizgi çekmiş, bir taraf artı olmuş bir taraf eksi olmuş…

Bir iki saat çok etki etmez, fakat on saat fark olunca, geceniz gündüzünüz karışır birbirine…

Kendime ait bir saatim var benim, kendime ait yerlerim var benim…

Örneğin, sahilde siyah şemsiyesi ile güneşin altında sabahtan akşama kadar bekleyen kadının olduğu yer…

Her vakit kahve içebilirim, uyku yaparmış, uykusuzluk yaparmış, pek etkilemez beni…

Kahvenin yanında olanı seçerim, sohbeti, insanı, konyağı…

O çok sevdiğim yerlere gidip, o sevdiğim şeyleri yapabilmek sevindiriyor beni…

Kendime ait saatimde, sevdiğim yerlerde olamadığım zamanlar, hayal ediyorum orada olduğumu…

Dalga sesini duyuyorum, sıcağı hissediyorum, soğuğu hissediyorum, rüzgârı hissediyorum…

Eğer hayal ettiğimi resmedebilseydim, ete kemiğe büründürebilseydim, gözümün önünde canlanırdı, kendi saatimde o sevdiğim yerde olurdum…

Hayal ettiğimi çizince Cin Ali serisi gelir, okuma yazma bilmeyen, çöp adam çizen beni görünce, hayalim küser bana…

Zihnimde, küstürmeden hayalimi canlandırırım… Yoldan döner, bu kadar ilham vermedim der hayal bana…

Hayal hayalimi küstürmem ama kıskandırırım, bir şemsiye, kara şemsiye altında, siyah giyinmiş kadın, evde fıstıklarını ocakta kavurmuş, denizin dalgasında sessizce oturup beni bekliyor…

Okunmuş okunmamış gazetelerden küçük külahlar yapmış, küçük çay bardağı ölçüsü…

Bir küçük çay bardağı ile yanık kokusunu içime çektiğim fıstıkları külaha koyup bana veriyor…

Nereden öğrendiğini bilmiyorum, sağ ol diyor…

Siyah giymiş kadın, siyah çorapları siyah ayakkabısı ile bütünlük içinde, boncuk yaşlı gözleri de siyah…

O sıcakta evde kavurduğu fıstıkları satarken bunalmıyor herhalde…

Denizden esen rüzgâr, o siyah şemsiyenin altında onu ferahlatıyor sanki…

Bir tek keyfi ayaklarını uzattığı tahta tabure, oturduğu ahşap kahverengi sandalye de siyaha dönmüş…

Sinop sahili çok uzakta…

Yakınlarda martılar, yengeçler ise keyifleri olursa, akşam vakitlerinde çıkacaklar…

Yanmayan sokak lambaları, sütunlar beyaz…

Desenleri bir örnek, denizi selamlıyorlar sahil boyunca, yananlar denizi aydınlatıyor…

Heykeller sıra sıra, en son pabuç kayık…

Deniz o pabucu nereye götürürse, kürek çeken denizci rüzgârla anlaşırsa Altın Post diyarından, kanın ilk aktığı yere, nefesin alınıp verildiği yere giderler…

Deniz, mavi…

Gök, mavi…

Dağlar, yeşil…

Toprak, yeşil…

Yaşlı kadın, siyah…

Şemsiye, siyah…

Hayalim değil artık, hayalimi kıskandıran gözümün önünde…

Zaman, benim zamanım, bana bedava…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz