Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Derneklerimiz – KAFFED – DÇB

Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) uzun yıllara dayalı çalışma sonucu kurulduğunu biliyoruz. 2022 Olağanüstü Genel Kurulu ile başlayan bir tartışma sürecinin içindeyiz.

Dünya Çerkes Birliği (DÇB) üyeliği ve Tüzük üzerinden başlayan tartışmalar, 2023 yılı Olağan Genel Kurul toplantısı sırası ve sonrası bazı üye derneklerin “faaliyetlere gözlemci olarak katılma, üyelikten ayrılma, üyeliği askıya alma” gibi tavırlar almasıyla devam etti.

Tavır alan derneklerimizden başlayarak federasyon üyesi derneklerimizle süreci değerlendirmek, gerek Türkiye’de gerekse uluslararası arenada önemsediğimiz “birlik” konusunun daha sağlıklı yürüyebilmesi için katkıda bulunmak istedik. Derneklerimize aynı dört soru yönelttik.

Mart sayımızda İstanbul Kafkas Kültür Derneği, Kayseri Kafkas Derneği, Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği yönetim kurulu veya başkanları ile yaptığımız söyleşileri verdik.

https://jinepsgazetesi.com/2024/03/derneklerimiz-kaffed-dcb/

Nisan sayımız için Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Samsun Çerkes Dernekleri ve Ceyhan Kuzey Kafkas Kültür Eğitim Derneği ile irtibat kurduk. 31 Mart yerel seçimlerine yönelik yoğunluk nedeniyle sadece Antalya Çerkes Derneği yanıtlarını gönderebildi.

https://jinepsgazetesi.com/2024/04/derneklerimiz-kaffed-dcb-2/

Mayıs sayımızda dönüş yapan Ankara ve Bursa Çerkes Derneklerini yayımladık.

https://jinepsgazetesi.com/2024/05/derneklerimiz-kaffed-dcb-3/

Haziran sayımızda Nazilli Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği’nin yanıtlarını yayımladık. İrtibata geçtiğimiz Samsun Çerkes Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Ayrancı, “Toplumumuzda yeni tartışmalara yol açmamak adına söyleşiyi uygun bulmuyorum” diyerek sorularımızı yanıtlamayacağını ifade etti. Adana Çerkes Kültür Derneği Başkanı Mutlu Kınık, görüş bildirmek istemediğini belirtti.

https://jinepsgazetesi.com/2024/06/derneklerimiz-kaffed-dcb-4/

İrtibat kurduğumuz derneklerimizden dönüş beklerken, Biga Kafkas Kültür Derneği ve Bandırma Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nin cevaplarını yayımlıyoruz.

 

“Ne yapmalı, nasıl yapmalı?’nın en somut cevabı ‘si-ya-se-tin i-çe-ri-sin-de ol-ma-lı!’ derim”

 

Jineps (J.): Nasıl bir KAFFED/Federasyon/Birlik hayaliniz var? Üye derneklerle ilişkiler, uluslararası kurumlarla ilişkiler, sürgün, soykırım, başta anadili olmak üzere kimliğe ve kültüre dair her konuda nasıl bir birlik? Mevcut durumun ihtiyacı karşıladığı seçeneği de var elbette.

Biga Kafkas Kültür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Enver Sağlam (E.S.): Biga Kafkas Kültür Derneği’nin (BKKD) Kasım 2023 ortalarından beri başkanıyım. Kuruluş tarihinden beri de dernekle bir şekilde dirsek temasım oldu. Ağustos 2016 öncesine kadar burada yaşamasam da BKKD’nin gelişmelerini hep takip ettim. Geldiğimiz noktada da dernek başkanlığı nasip oldu.

Enver Sağlam

Uzun yıllara dayanan gözlemim odur ki BKKD, KAFFED’in en zayıf halkalarından biri olmuş. Karşılıklı olarak bir iletişim sorunu yaşanmış. Şahsım adına şunu rahatlıkla söyleyebilirim; KAFFED’in üyeliğinden çıkmak gibi bir konu gündeme gelse büyük bir çoğunluğun pek umuru olmayacak gibi. Yönetimi oluştururken KAFFED delegesi olması için teklif yaptığım üyelerden sadece bir tanesi gönüllü evet dedi diyeyim, gerisini siz anlayın. Bu yazı gündeme geldiğinde soru linklerini YK üyelerim ile paylaştım ve “Söyleyecek sözünüz var ise paylaşın” dedim. Şu ana kadar tek kelimelik bir dönüş olmadı diye belirtmem lazım.

Bu durum tespitinden sonra sadede geleyim…

Bu iletişim daha doğrusu iletişimsizlik sorununun en baş sebebinin KAFFED’in kuruluşundan bu yana sergilediği ötekileştirici tavır olmuştur diye düşünüyorum. Öteleyen, iteleyen yapısıyla KAFFED’in Biga özelinde pek bir özgül ağırlığı olmamış gibi.

Daha sonra örnekleme yapacağım bir husus bunu anlatmaya yetecektir. 2010 yılında içerisinde bulunduğum Demokrasi İçin Çerkes Girişimi (DİÇEG) olarak Aydın Şen ve Murat Öztaş isimli iki genç kardeşimizin İzmir’e daveti sonucu gitmiş idik. Burada yapacağımız salon toplantısının KAFFED’in o dönemki yönetimi tarafından dernek binasında yapılmasına karşı çıkılmış; gençlerin son anda ayarladığı TCDD Alsancak Lokali’nde etkinlik gerçekleştirilmiş idi. Niye karşı çıkıldığını hâlâ anlayabilmiş değilim mesela. Devletten demokrasi talebinde bulunmak dışında bir söylemi olmayan gruptan rahatsız olmak ve engeller çıkarmak neyin nesidir Allah aşkına? Aynı şekilde ÇHİ, May 21, Kafkasya Forumu, BKD ve daha sonra ÇERFED vb. ile de benzer sorunlar yaşanmış ve özellikle 21 Mayıs özelinde anlaşamamanın en birinci öznesi KAFFED olmuştur. Çok örnek verebilirim ama yazı da lastik gibi uzar gider. Okurun da sabrını fazla zorlamamalı…

Aynı süreçte Biga’da yine DİÇEG organizasyonu yapmak istediğimizde, bir engelleme olur mu acaba diye o dönemin dernek başkanı Harun Şiren ile yaptığımız görüşme sonucunda sözünün arkasında durmuş ve genel merkezle çatışmaları olduğu halde organizasyonu yapmış idik.

Daha sonraki dönemlerde de gözlemlediğim için iyi biliyorum. Dernek başkanı ve bir-iki üye dışında KAFFED delegasyonu olmak kimse için cazip bir husus olmamıştır.

Biga Kafkas Kültür Derneği
Yönetim Kurulu

Enver Sağlam (Başkan), Cengiz Erdeğer, Murat Önver, Neriman Yasan, Ömer Yavuz, Önder Yamaç, Sevil Baykal Çakır.

Bu kadar ilgisiz bir derneğin genel kurullarda etkin olması zaten adil bir durum değildir. Öncesi bu tespitimi söylemekte fayda var. Bu yapıyı niye cezbedemiyoruz diye sormak da KAFFED için ciddi bir soru işaretidir.

Başta da belirttiğim gibi karşılıklı bir körlük durumu var. Bunun müsebbibi olanlar da parmak kaldırsın lütfen!

Anzavur Ahmet meselesi, Çerkes Ethem Bey, 150’liklerin içerisinde yer alan Bigalı Çerkes isimlerin de varlığı sanıyorum ki Bigalı Çerkeslerin asimilasyon sürecini hızlandırmış olmalı.

Hasılı, Biga tarafı zaten mesafeli. KAFFED cephesi de zaten kuruluşundan bu yana olumsuz eleştirilerin odağında olmuş hep.

“Üye dernekler ile ilişkiler, uluslararası kurumlarla ilişkiler…” gibi cümlelerle başlayan soruların keşke sihirli bir cevap anahtarı olsa ve her şey çözülüverse…

Kanaatimce yapılacak en doğru şey “ama”sız, “fakat”sız asgari müşterekler üzerinden yürümek; ötekileştirici tavırdan behemehal vazgeçmek… “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” mantığı ile hareket edilmemeli. Formal, informal ne kadar yapı varsa bir araya gelmenin şartları oluşturulmalı. Hiçbir yapı dışlanmamalı. Amiyane bir tabir olacak ama madem çatı kuruluşusun, madem büyük olduğunu iddia ediyorsun, “affetmek büyüklüğün şanındandır” deyip yepyeni beyaz bir sayfa açmalı.

En azından sürgün ve soykırım ile ilgili birliktelik sergilemek için KAFFED kendisine atfettiği ÇATI olmanın gerekliliğini göstermelidir. İnanıyorum ki akabinde bu kucaklayıcı söylem dalga dalga tabana yayılacaktır.

Her zaman söylediğim bir söz var. O dernek, bu vakıf, şu federasyon demeden bütün bu yapıların içerisinde aksiyon gösteren kişiler toplam nüfusumuza oranla “bir avuç insan” mesabesindedir. Hal böyle olunca doğru tavır, bu bir avuç insanın birbirlerini yemesi değil; bu dairenin dışarısında kalan sessiz çoğunluğu oyunun bir parçası haline getirmeye çalışmak olacaktır. Rakip olanlar dairenin içerisindekiler değil, dışında kalanlardır deyip tespitimi ortaya koyayım.

Mevcut durumun özeti şu:

Taşlar yerinden oynadı bir kere. Deve dişi gibi yapılar sahayı terk etmeye başladı ise eğer KAFFED çok ciddi bir özeleştiri süreci yaşamalı. Suçlamak çözüm değil, çözülme sürecini hızlandırmaya yarar sadece. Bir bakmışsınız ki Kayseri, İstanbul, Eskişehir derken KAFFED, KOFFED oluvermiş. Ondan sonraki söz: “Mevtanın ruhu için!..” Tabuta son çiviyi çakın, olsun bitsin.

 

J.: Siyasi kararları, hemen her sosyal tabakadan insanların üye olduğu kültürel derneklerin birliği gerçeğinden hareketle nasıl almalı? Dernekler ve KAFFED siyaseten neyi ne kadar yapabilir? Kimliğe dair talepler demokrasi ile ilintili. Kendinizi ifade edeceğiniz kamusal alanların en etkili olduğu yer TBMM ve orada temsiliyetimiz yok. Yerelde yoğun yaşadığımız kentlerde belediye başkanlığı seçimlerinde ağrılığımız tartışılır. Ne yapmalı, nasıl yapmalı?

E.S.: Siyasi karar sürecinde kültür derneklerinin bir şekilde yer aldığını düşünüyorum. Tabii ki dernekler tektip insanlardan müteşekkil değil. İsmi üzerinde dernekler birer sivil toplum kuruluşu. STK olmak başlı başına bir siyasi duruştur aslında. Önemli olan dernekleri, vakıfları güçlü kılmak. Nitelik ve nicelik anlamında dolu dolu olan derneklere siyasi yapıların ilgi göstermemesi mümkün değil. En kıytırık bir köy derneğine bile seçim atmosferinde siyasilerin biri gidip biri geldiğine göre, özgül ağırlığını kamuoyunda hissettiren bir derneğin siyasiler nezdinde nasıl bir cazibe merkezi olacağı gayet aşikâr.

Esas problem sadece bu değil elbet. Bu konuya benzer tartışmaların yaşandığı toplantılarda “Hazirun içerisinde herhangi bir siyasi partiye üye kaç kişi var?” diye sorduğumda el kaldıran sayısı üçü, beşi geçmemiştir. Hal böyle olunca da siyasi yapıların içerisinde esamimiz okunmuyor. Milletvekili, belediye başkanı, meclis üyesi gibi adaylıklar kişilerin bireysel çabası ile olmakta. Kendilerini sadece Çerkes/Kafkas kimliği ile bir yere taşımaları çok zor. Partilerin içerisinde ciddi bir tabanın yoksa eleğin üstünde kalmak mümkün değil. Ünlü bir sporcu, yakışıklı bir artist, sarışın, güzel bir ekonomist gibi unsurlar bile her zaman yeterli olmuyor. Bu türden popüler isimlere bile tabanlar mesafeli durur. “Şimdi sıra bende…” diyen partinin emektar kadroları paraşütçü birliği isimlere mesafe koyar. Bunun en açık örneklerinden biri Zülfü Livaneli’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığında yaşandı. Büyük bir afra tafra ile örgütü dışlayan o popüler Livaneli bile seçilemedi. Teşkilatı çalışmadı açıkçası.

Bir başka örnek de Zekeriya Temizel’in yine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığında yaşandı. Seçim kampanyasında Demokratik Sol Parti (DSP) teşkilatının ne kadar ilgisiz olduğunu bizzat gözlemlemiş biriyim. Dürüst, çalışkan bir bürokrat da olsa tabanla ilişkisi fazla olmayan bir adaya çalışmayan teşkilatın perişanlığını il ve ilçe binalarına gidişimizde görünce hayret etmiştim açıkçası. Karşılayan sadece üç-beş kişi idi. Sonuç malum.

Temizel’in seçim sürecinde İstanbul’da KAFFED’in şubesi yoktu. İstanbul’daki Kafkas dernek ve vakıfları koordinasyon kurulu “ama, fakat” demeden bir araya gelmiş ve sırf Çerkes olduğu için destek kararı almış ve adeta il/ilçe teşkilatı gibi çalışmıştı. Bu gerçeği de tarihe not düşelim böylece. Şahsım olarak DSP’li olmadığım halde bile bu konuda ciddi bir emeğim olmuştur.

Konunun bir de şöyle bir tarafı var: Çerkes/Kafkas camiası birlik olup Zekeriya Bey için çalışmış olmasına rağmen Temizel adeta “Ben Çerkesim” demeye çekinmiştir. Özellikle o dönem başkanı olduğum İstanbul Gaziosmanpaşa Kafkas Derneği’ne davet ettiğimizde bu tavrını çok net gözlemlemiştim.

Bir tespitimi de belirtip içimde ukde olan bir hususu açığa çıkarayım. Sayın Temizel seçim sonrası dernek temsilcilerini bir araya getirip kuru bir teşekkürü dahi çok görmüştür. Bu da biline…

“Ne yapmalı, nasıl yapmalı?”nın en somut cevabı “si-ya-se-tin i-çe-ri-sin-de ol-ma-lı!” derim. Hem de uzun soluklu. Olmuyor deyip küsmek yok. Mehdi Nüzhet Çetinbaş Abi gibi hemen kenara çekilmek yok mesela… Süleyman Demirel altı kere gitti, yedi kere geldi… Bilmem meramımı anlatabiliyor muyum?

 

J.: Türkiye ölçeğinde en geniş, deyim yerindeyse kahir ekseriyeti kucaklayacak siyaseten karar alıp uygulayacak bir yapı olmalı mı? Olabilir mi?

E.S.: “Türkiye ölçeğinde en geniş, deyim yerinde ise kahir ekseriyeti kucaklayacak bir yapı hayali” ham bir hayalden öteye gidemez. Farklı yapılar arkadaşımız Rahmi Deniz Özbay’ın deyimiyle “ne kadar çok dükkân o kadar çok müşteri…” aslında.

Bütün bu yapıların etrafında kümelenen insanlar var. Önemli olan bu her yapının içerisinde yoğun ve etkin olmaya çalışmak. Olabildiğince bu yapıları yan yana getirme becerisini gösterebilmek. Ast-üst ilişkisine girmeden doğru zaman ve zeminde birlikteliği sağlamanın yollarını bulmak. Klasik tabirle “Şef çok, Kızılderili yok” değil… Doğru yöntem, yeri ve zamanı gelince Kızılderili olabilmekten geçiyor.

Bir tespitimi daha belirterek cümleyi Çoğulcu Demokrasi Partisi’ne (ÇDP) bağlayacağım. Vakti zamanında (1994) şimdi siyaset mezarlığında yerini alan Yeni Demokrasi Hareketi (YDH) tecrübesini ilçe başkanı olarak yaşamış birisi olarak söyleyeyim ki ana eksen neyse o. Cem Boyner’in liderliğinde ve etrafında geniş, popüler ve iddialı bir kadro olan YDH, siyaset meydanına müthiş bir giriş yapmış ama ilk seçimde ağır bir mağlubiyet alarak kenara çekilmiş idi. Bu harekette epey emek, zaman, maddi kaynak harcayan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; ÇDP’nin yolu yol değil. Boşuna zaman, para ve insan israfı.

ÇDP’miz diyorum zira Çerkes kelimesi için de kullanılan “Ç” joker… Biz de Çerkesiz neticede. En başından beri söylemeye çalıştığımız husus doğru çıktı. Ve ÇDP geçen on küsur yıla rağmen bir arpa boyu bile yol gidemedi malum. Etnik temelli bir parti örgütlenmesi bana göre zaten yanlıştır. İçerinde yaşadığımız ülkenin gerçekleri ile uyuşmamaktadır. Benzer etnik temelli yapılar ülkenin temeline dinamit koymaktır deyip dostları fazla üzmeyelim. Bazı ateşli arkadaşları da kızdırmayalım.

 

J.: Dünya Çerkes Birliği’ni (DÇB) nasıl değerlendiriyorsunuz? 1997’de UNPO’da, Çerkeslerin XIX. yy’da yaşadıklarının sürgün ve soykırım olduğunu, Çerkeslerin çifte vatandaşlık ve tarihsel topraklarına koşulsuz dönüş haklarının olduğu kararlarının alınmasını sağlayan DÇB gerçeğinden hareketle kamuoyumuzda ‘2000 öncesi ve sonrası’ DÇB’nin iki farklı yanı oldu’ değerlendirmelerine katılıyor musunuz? Nasıl bir Dünya Çerkesleri Birliği/Uluslararası Birlik hayal ediyorsunuz? Diaspora merkezli birlik düşüncesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

E.S.: DÇB her dönem hep tartışıldı. İlk kuruluşunda da, ikili yapıda da ve hele hele son zamanlarda da… Kuruluşundan bu yana tartışmaları hep beraber sürükledi. Bir kesim tarafından söylenegelen “RUSÇU” damgasını silmek bir türlü mümkün olmadı.

Hele hele son zamanlardaki söylemler iyice ayyuka çıkan “RUSÇU” tartışmalarına karşı yapılabilecek en doğru şey, “Denizler durulmaz dalgalanmadan” deyip DÇB’yi lağvetmek belki de. Elbette ki anavatan çok çok önemli. Dünya devi bir Rusya Federasyonu’nun devasa gücü karşısında çaresiz kalmaktansa, dünya Çerkes nüfusunun ezici bir çoğunluğunun yaşadığı Türkiye diasporasında yeni bir yapılanmaya gitmek bile tartışılabilir. Sürgün hükümeti kurmak gibi bir şey bu belki de…

2011 KAFFED Genel Kurulu’nda ikinci bir liste çalışmasının içerisinde bulunan biri olarak söylüyorum ki bu türden çalışmalar aslında sağlık işaretidir. Canlılık belirtisidir. Sonrasında KAFFED Değişim Hareketi, Ümit Dinçer kardeşimizin kucaklayıcı, toparlayıcı ve de diğer yapılara karşı demokratik tavrı ile ortaya çıkan dönem ve en son ayrılma, dondurma hareketleri aslında belki de sonun başlangıcı olma yolunda bir adımdır. “Ben yaptım oldu” mantığına bir başkaldırıdır.

Ciddi bir özeleştiri sürecinin yaşanacağına kanaatim tamdır. Daha önce birkaç toplantıda da belirttiğim üzere daha önceki gibi “hariçten gazel okuyan biri” değil, şimdi içeriden eleştiren biriyim…

Son sözüm şu olsun:

Türkiye Cumhuriyeti merkezli bir Dünya Çerkes Birliği teşkilatlanması olabilir!

Ciddi ciddi tartışılmaya muhtaç bir konu.


“Sadece Çerkeslik odaklı siyaset izlemeli”

 

-Jineps (J.): Nasıl bir KAFFED/Federasyon/Birlik hayaliniz var? Üye derneklerle ilişkiler, uluslararası kurumlarla ilişkiler, sürgün, soykırım, başta anadili olmak üzere kimliğe ve kültüre dair her konuda nasıl bir birlik? Mevcut durumun ihtiyacı karşıladığı seçeneği de var elbette.

-Bandırma Kuzey Kafkasya Kültür Derneği Başkanı Bram Cihat Bayram (C.B): Diasporamızın %90’ının yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti’nde; dünya Çerkes varlığının hamisi bir KAFFED/Federasyon/Konfederasyon/Birlik hatta “Sürgünde Hükümet” ihtiyacı görülmektedir.

KAFFED’in bölge derneklerine eşit mesafede durup sık sık ziyaretler gerçekleştirip irtibatta olması. Şu anda hazırlanmakta olan anayasanın içinde KAFFED’in aktif şekilde rol alması.

Soykırım ve sürgün, her mecrada dile getirilip uluslararası kamuoyunun ve gelecek nesillerin bilinçlendirilmesi gereken tarihi bir görevdir.

Anadili eğitimi konusunda soydaşlarımızın hassasiyeti sağlanmalı, eğitim kurumlarında eğitmen konusunda çıkarılan engellerin ortadan kaldırılması için sertifikalı eğitmenlerimizin listesi Mili Eğitim Bakanlığı’na verilmeli.

 

Cihat Bayram

-J.: Siyasi kararları, hemen her sosyal tabakadan insanların üye olduğu kültürel derneklerin birliği gerçeğinden hareketle nasıl almalı? Dernekler ve KAFFED siyaseten neyi ne kadar yapabilir? Kimliğe dair talepler demokrasi ile ilintili. Kendinizi ifade edeceğiniz kamusal alanların en etkili olduğu yer TBMM ve orada temsiliyetimiz yok. Yerelde yoğun yaşadığımız kentlerde belediye başkanlığı seçimlerinde ağırlığımız tartışılır. Ne yapmalı, nasıl yapmalı?

Türkiye ölçeğinde en geniş, deyim yerindeyse kahir ekseriyeti kucaklayacak siyaseten karar alıp uygulayacak bir yapı olmalı mı? Olabilir mi?

-C.B.: KAFFED Çerkesleri direkt olarak ilgilendirmeyen konulardan uzak durmalı. Sadece Çerkeslik odaklı siyaset izlemeli. Yerelde ve genelde soydaşımız olan siyasi adayları üyelerimiz ve hemşerilerimize tanıtıp, oylarını o adaylara kanalize edebiliriz.

KAFFED tüm siyasi partilerle eşit mesafede bulunmalı ve özellikle hükümetle Çerkes TV’nin açılması konusunda gerekli adımların atılması… Güney Marmara sürgününün daha etkin bir şekilde insanlara anlatılması…

 

-J.: Dünya Çerkes Birliği’ni (DÇB) nasıl değerlendiriyorsunuz? 1997’de UNPO’da, Çerkeslerin XIX. yy’da yaşadıklarının sürgün ve soykırım olduğunu, Çerkeslerin çifte vatandaşlık ve tarihsel topraklarına koşulsuz dönüş haklarının olduğu kararlarının alınmasını sağlayan DÇB gerçeğinden hareketle kamuoyumuzda ‘2000 öncesi ve sonrası DÇB’nin iki farklı yanı oldu’ değerlendirmelerine katılıyor musunuz? Nasıl bir Dünya Çerkesleri Birliği/Uluslararası Birlik hayal ediyorsunuz? Diaspora merkezli birlik düşüncesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-C.B.: ‘2000 öncesi ve sonrası DÇB’nin iki farklı yanı oldu’ değerlendirmelerine katılıyoruz. DÇB’nin kuruluş yıllarındaki misyonuna dönmesi, DÇB’nin diasporadaki soydaşlarının sesine kulak vermesi ve çifte vatandaşlık konusunda gerekli adımların atılması ve DÇB’nin daha demokratik yapıya bürünmesi…

Yazarın Diğer Yazıları

RTÜK, Açık Radyo’nun lisansını iptal etti

“Kâinatın tüm seslerini, renklerini ve titreşimlerini” yasakladınız. Biliniz ki yasağınız ancak kâğıt üzerindedir. Özgürlükleri yaşamın her alanında kısıtlamaya devam ediyorsunuz, basın özgürlüğünü de. Kontrol altında...

Çeçenya ve Putin

İspanyol gazeteci ve insan hakları aktivisti Marta Ter Ferrer’in “Kadirov’un Çeçenya’sı: Kafkasya’daki Putin Rejimi” adlı kitabı yayımlandı. Ferrer’in 8 yıl boyunca Çeçenya’daki insan hakları ihlalleriyle...

3 roman tek kitapta toplandı

Kutarba Hayri Ersoy'un "Sürdüler, Sürgün Oldum", "Sürgün Sessiz Ölür" ve "Çöl Sıcağında Bile Üşürsün Sürgünsen" adlı romanları tek kitap haline getirilerek, Oktay Chkouta çevirisiyle...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img