V.K. Akayev* – A.B. Dokhaeva**
Sosyal bir olgu olarak etnik kültür, belirli bir halkın maddi ve manevi değerlerin üretimine dayalı uzun vadeli tarihsel gelişimi sırasında ortaya çıkar. Bir etnik grubun oluşumu; kültürel, manevi ve entelektüel değerlerin üretiminin sonucudur. (5, s. 31)
Etnik kültür oluşumunun süreci, hem mevcut etnik kültür sisteminde korunan hem de modernleşme ve küreselleşmenin etkisi altında üretilen kadim, pagan, tektanrılı ve seküler unsurları içerir.
Çeçenlerin modern etnik kültürü, özünde sufizm biçiminde uygulanan geleneksel İslam olan karmaşık, heterojen ve senkretik bir olgudur. İslam, Çeçenlerin etnik kültürüne kutsal bir nitelik kazandırmış olsa da yapısı İslama özgü olmayan unsurları da barındırmaktadır.
Günlük yaşamlarında İslamı uygulayan günümüz Çeçenleri arasında paganizm unsurları bugüne kadar varlığını sürdürmüştür
Çeçenlerin etnik kültüründe mitolojik ve folklorik görüşler, öyküler ve Hıristiyanlığın bazı unsurlarının yanı sıra pagan kültürünün önemli bir katmanı da korunmuştur. Bu unsurlar, Çeçenler arasında İslamın işleyişiyle ilişkili aşamalara dahil edilmemiştir. Bununla birlikte, günlük yaşamlarında ve bilinçlerinde gizli bir biçimde varlıklarını sürdürmektedirler. Paganizmden Hıristiyanlığa ve ardından İslama geçiş sırasında gelişen kültürel senkretizm, tekdüzelik ve homojenliğe doğru bir dönüşüme uğramıştır.
Günlük yaşamlarında İslamı uygulayan günümüz Çeçenleri arasında paganizm unsurları bugüne kadar varlığını sürdürmüştür. Çeçenler, tüm halklar gibi, eski zamanlarda arkaik düşünce düzeyini yansıtan tutarlı bir mitolojik inanç sistemi geliştirmişlerdir. Bu inançlar, önce Hıristiyanlık, sonra da İslam tarafından yavaş yavaş yer değiştirmelerine rağmen, günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Ancak, İslamın Çeçenlere sert bir şekilde dayatılması ve İslam vaizi Termaol’un (16. yüzyılın başları) çalışmaları sırasında veya Şeyh Mansur döneminde (18. yüzyılın son üçte biri) ortadan kaldırılamamışlardır. Şeyh Şamil de (1830’lar-1850’ler) bunu başaramamıştır.
Çeçenlerin kadim dinini inceleyen B.G. Dalgat, 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında (bu dönemde Çeçenler İslamı benimsemişlerdir) mitolojik tanrı panteonunu analiz etmiştir. Bu panteondaki “Yüce” veya “En Yüksek Tanrı”nın Diela (Dela, Dyala, Deyla) olduğunu belirtmiştir (2, s. 9). Çeçenlerin kadim mitolojik kültüründe bu tanrı hem güneş ve gökyüzü tanrısı hem de diğer tüm tanrıların babası olarak kabul edilir. Çeçenler Diela’yı sonrasında Allah ile özdeşleştirmiştir.
Tüm Çeçenler tarafından saygı duyulan bir diğer tanrı, “Diela-yokh-Tusholi” olarak adlandırılan ve kelimenin tam anlamıyla Tanrı’nın yüzü anlamına gelen Tusholi’dir (2, s. 72). Bu tanrıça, İnguşlar tarafından da saygı görüyordu. Doğayı ve bitki örtüsünü canlandırma eyleminin dişil yanını ifade ediyordu (bereket tanrıçası olarak kabul ediliyordu). Tusholi (Tuşoli) için önemli sayıda dini yapı inşa edilmiştir ve hakkında çok sayıda folklorik hikâye bulunmaktadır.
Kutsal alanlarda kült törenlerinde kullanılan yarım boy kadın figürü şeklinde ahşap ve gümüş heykelcikler ve metal maskeler bulunuyordu (7, s. 43).
Çeçenler, ortaçağda belirli zamanlarda pagan tanrıları Tuşoli ile gök gürültüsü ve şimşek tanrısı Sela’nın onuruna festivaller düzenlerdi. E. Schelling’e göre Tuşoli, doğurganlık bahşeden bir bahar tanrısıydı ve bu nedenle özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar tarafından saygı görüyordu (11, s. 32).
Çeçen tanrı panteonunda önemli bir yeri, gök gürültüsü ve şimşek tanrısı Sela işgal ediyordu. Gelinlerin koruyucusu olan Satu adında bir kızı vardı. O, Prometheus’un babası Zeus’tan ateşi çalmasına yardım etti. Pagan ayinleri çeşitli ritüeller aracılığıyla gerçekleştirilirdi: Dualar, şarkılar, danslar, falcılık, yarışmalar ve kurbanlar.
Animist inançlar ve insan ruhu kavramları Çeçen mitolojisinde önemli bir yer tutuyordu. Ruh; gözle görülemeyen, duman veya gölgeye benzeyen bir varlık olarak kabul ediliyordu; ayrıca bir sinek olarak da temsil ediliyordu. “Çeçenler, insan ruhunun göğüste ya da kanda olduğuna inanıyorlardı.” (2, s. 412)
Çeçenler, insanların ve totem hayvanlarının ruhlarının ölümsüz olduğuna inanıyorlardı. Çeçen dilinde “ruh”, “са-sa” olarak çevrilir; bu da bir kişinin refahını ve sağlığını belirleyen ışık, hava, hayati enerjidir. Ölüm, bu enerjinin kaybıyla ilişkilendirilir.
B.K. Dalgat’ın belirttiği gibi, Çeçenler “Sadece hayvanların değil, cansız nesnelerin de ruhanileştirilmesine inanıyorlardı; bir köpek, koşan bir kedi, dörtnala koşan bir at gören bir Çeçen, onları kurt adam sanabilir, yani onlara insan ruhu atfedebilir, onları insanlaştırabilirdi”… Sonuç olarak Dalgat, “Bir Çeçen, tüm çocuklar gibi belli bir derecede insanbiçimcidir” diyor. Biliminsanı, Çeçenlerin “doğal olayları açıklama ihtiyacının baskısı altında ruhlar yarattığını ve bunun da kişinin tüm çevresine nüfuz ettiğini” yazıyor (2, s. 47).
Çeçenler, ruhlar arasında bir hiyerarşi geliştirmişlerdi. Taşlarda, ağaçlarda veya diğer cansız nesnelerde yaşayan alt düzey ruhlar, hayvanlarda veya insanlarda yaşayamazlardı. Üst düzey ruhlar ise herhangi bir somut nesnede yaşayabilirlerdi. Bu hiyerarşi, insanlığın düşmanı olarak kabul edilen ve her zaman insanlara zarar vermenin yollarını arayan şeytani ruhları da içeriyordu.
Çeçen animist inançlarının ayrılmaz bir parçası da insanları doğanın zararlı etkilerinden korumayı amaçlayan nesnelere doğaüstü güçler atfeden fetişizmdi. Demir, Çeçen pagan kültüründe özellikle önemliydi. Yeni doğmuş bir çocuğu ruhların zararlı etkisinden korumak için yastığının altına demir nesneler konurdu. Bu gelenek günümüze kadar devam etmiştir; anneler ve büyükanneler, bebeğin yastığının altına hâlâ demir nesneler koymaktadır.
Çeçenlerin pagan kültürü, tılsımların ve muskaların doğaüstü gücüne dair bir kavram geliştirmiştir. Bir tür tılsım olan “жайна-jayna” (zamanla İslami çağrışımlar da kazanmıştır) kötü güçlere karşı korumaktadır. “Хайкал-haykal” da koruyucu özelliklere sahip bir muskadır (4, s. 42). Mesela nazardan korunmak için çocukların bileğine kırmızı akik ve kehribar boncuklardan yapılmış muskalar bağlanırdı. Bugün bu muskalar, üzerlerine Kur’an ayetlerinin yazıldığı kâğıtlar içeren küçük deri keselere dönüşmüştür.
Çeçenlerin pagan dünya görüşünde hayvanlara özel bir saygı duyulurdu. Bazı hayvanlar, ruhani ve doğaüstü güçlerin maddi tezahürü olarak görülürdü. En çok saygı duyulanlar geyik, yabanöküzü, boğa, yabandomuzu, koç, at ve kurttu. Cesareti kurt, zekâ ile kurnazlığı tilki ve kirpi, yüceliği ise aslan sembolize ederdi. Ataları temsil eden totemler de önemliydi: Ayı, kurt, tilki, kedi, yabanöküzü ve geyik.
Çeçenler eski zamanlardan beri ata saygı duymuş ve büyük önem vermişlerdir. Sözlü geleneklerde, atın konuşabildiğine inanılırdı. Örneğin, “Prens Monza ve Dul Kadının Oğlu” adlı “illi”de (destansı kahramanlık şarkısı) kahraman, binicisini kaybetmiş ata yardım etmek için ata doğru yönelir ve binicisini kaybettiği yere götürmesini ister. At, insan dilini anlar ve kahramana yardım ederek yaralı binicisinin toprak altında kaldığı tepeye götürür. Toynaklarıyla toprağı kazarak ona yardımcı olur.
İnsanların ekonomik ilişkilerinde büyü de Çeçenlerin kadim inançlarında önemli bir yer tutuyordu. (Çeçenlerin kadim inançlarında; ekonomik ilişkileri düzenlemede büyü de önemli bir yer tutuyordu. Tarımsal büyü; bir sabanı nehir üzerinden sürüklemek, çapaları nehirde yıkamak ve sürülmüş tarlayı ekimden önce tütsülemek gibi teknikleri içeriyordu. Uzun süren kuraklık dönemlerinde yağmur yağdırmak için “кьоршкьали-korşkalii” adı verilen bir ritüel yapılıyordu. Küçük ağaç dallarıyla süslenmiş bir erkek çocuğun önderliğindeki çocuklar ve gençlerden oluşan bir grup, köydeki her evi ziyaret ediyordu. Evin kadını dallarla süslemiş çocuğu suyla ıslatıyor ve gruptakilere yiyecek (genellikle tatlılar) dağıtıyordu.
Bu karmaşık büyü uygulamaları hayvancılık, avcılık, el sanatları ve şifacılık gibi tüm faaliyet alanlarına yayılmıştı. Yerel şifacılar, kurutulmuş bir ayı pençesi, kara kedinin kuyruğu veya kurt kuyruğu gibi nesneleri kullanarak büyülü ayinler gerçekleştiriyorlardı. Büyü için hedef alınan kişinin ayakkabılarını, bir giysi parçasını, kurtsütü otunu (ipek otuna benzer bir bitki cinsi), tırnak ve saç kırpıntılarını kullanıyorlardı. Çeçenler, sözlerle ve nazarla bir kişiye zarar verilebileceğine inanıyorlardı ve bu nedenle nazardan korunmak için birçok muska kullanıyorlardı (7, s. 256).
Çeçenler arasında uygulanan başka bir büyü türü de “шар чу пхьидхаор-şar çu phidkhaor” (kurbağayı ayrana atmak) olarak adlandırılıyordu. Bu ritüel, suçunu itiraf etmeyi reddeden bir hırsıza karşı uygulanırdı. Ayran dolu bir kâseye konan kurbağa şiştiğinde, hırsızın da şişmesi ve suçunu itiraf etmesi beklenirdi. Bu olmazsa, masum kabul edilirdi. Bu uygulamada psikolojik bir unsur vardı: Dağlılar, suçlunun bir şekilde mutlaka cezalandırılacağına inanıyorlardı ve bu inanç tüm topluma yerleşmişti. Çoğu zaman, hırsızlık yapan kişi psikolojik baskıya dayanamaz ve yukarıda açıklanan büyünün uygulanacağını öğrendikten sonra suçunu itiraf ederdi.

Çeçen pagan kültüründe çeşitli falcılık biçimleri de yaygındı. Çeçenya’daki zikir ritüelinin kökenlerini analiz eden A.P. İppolitov (3), Çeçen kültüründeki pagan tezahürlerine dikkat çeker. “Dağlılar arasında koç kemiğiyle fal bakmaya пхенерь-phener”, hatta çoğu zaman “пхенерь-хажер-phener-khazher denir” diye yazmıştır (4, s. 18). Falcı, pkhener-khazher ritüelini gerçekleştirirken koçu keser, kaynatır ve hayvanın ön bacak kürekkemiklerinden birini çıkarır. Dikkatlice temizledikten sonra kürekkemiğine bakarak geleceği tahmin eder. Tahminin temeli, ışığa tutulduğunda kürekkemiğinde görünen koyu veya açık lekelerdir. Kürekkemiğinde sıklıkla kan lekeleri ve damar desenleri bulunur. Kan lekeleri kötü, trajik olayların işaretidir (4, s. 19). İppolitov ayrıca “палтасар-paltasar” (taş falı) ritüelini anlatır. Yaşlı bir falcı kadın, 9 küçük taşı fırlatır ve 2 tanesinin üzerine sevgililerin isimlerini fısıldardı. Seçilen 2 kişinin arasına düşen taşlara bakarak, birlikteliklerinin olumlu mu yoksa olumsuz mu olacağına karar verir, bu birlikteliğin süresini ve ortaya çıkabilecek engelleri belirtirdi.
Çeçenlerin İslam temel değerlerine dayanan dini dünya görüşünde bir başka pagan unsur da korunmuştur: Nazar inancı ve tedavisi, “Дол диллар-dol dillar” (4, s. 17) adı verilen pagan ritüeliyle gerçekleştirilir.
Kendilerini Müslüman olarak gören Çeçenlerin belirli bir kesiminin dünya görüşü, İslami değerlerin yanı sıra pagan inançları da içermektedir. Bunlar, İslami ve seküler değerlerle birlikte manevi kültürlerinde mevcuttur ve senkretik bir bütün oluşturur. Benzer bir durum, Kafkas etnik grupları dahil olmak üzere dünyanın birçok halkının etnik kültüründe de görülür.
Adigelerin, Abazaların ve Svanların kültürlerini kapsamlı bir şekilde inceleyen E. Schilling, Çeçenler ve İnguşlar arasında da ortak olan benzer pagan inançlarından bahseder. Eski dini kültürleri, kutsal yerler (korular ve ağaçlar), yağmur yağdırma ritüelleri; demirin, şahsiyetlerin ve ölü kültünün saygı görmesiyle karakterize edilir (11, s. 41-48).
Schilling, hem bireysel etnik gruplara özgü unsurları hem de iki veya daha fazla halk tarafından paylaşılan ortak unsurları kaydetmiştir.
Karadeniz Şapsığlarının bir yağmur yağdırma ritüeli vardı. Kuraklık sırasında kadınlar ve kızlar, kürekten yapılmış ve kadın kıyafetleri giydirilmiş bir kuklayı taşır ve suya atarlardı. Kuklayla her evin önünden geçerlerdi. Kukla ve onu taşıyan herkes suyla ıslatılırdı. Ayrıca başka bir ritüelleri daha vardı. Yağmur yağdırma ritüeli sırasında, hayvan derilerini toprak üzerinde sürüklerlerdi. Bu ritüeller diğer Adigeler tarafından da uygulanırdı (11, s. 48).
Abazaların da kuraklık dönemlerinde yaptıkları bir yağmur yağdırma ritüeli vardı. Rahip, şimşek tanrısı Afa’ya dua ettikten sonra bir boğa kesilir, eti ritüele katılan herkesle paylaşılırdı (11, s. 56). Abazalar ayrıca, kadınlar tarafından hazırlanmış bir kuklayı nehirde yıkama ritüeli de gerçekleştirirlerdi (11, s. 57). Görünüşe göre bu ritüel, Çeçenlerin “korşkalii” dedikleri ritüelden farklıydı. Çeçenler bu ritüeli canlı bir genci ıslatarak gerçekleştirirken, Abazalar cansız bir nesneyi (kukla) ıslatarak yapıyordu.
Kuzeybatı Kafkasya’nın dağlık bölgelerinde yaşayanlar arasında rastlanan bu olgular, onların yaşam biçimlerinde ve dünya görüşlerinde pagan kültürünün derin köklerini ve İslamı yüzeysel olarak özümsediklerini, İslam etkisinin de büyük olasılıkla cenaze törenleriyle sınırlı kaldığını göstermektedir.
K.K. Malkonduev, Balkarlar ve Karaçayların İslam öncesi inançları hakkında şöyle yazmıştır: “Bu halkların kadim inançları derin bir arkaizmin izlerini korumuş ve bize bu etnik grupların dini ve mitolojik kavramlarını nispeten eksiksiz bir şekilde aktarmıştır. Bazı mitolojik öyküler, halkın dikkate değer şarkılarının yaratılmasına temel oluşturmuş, bu şarkıların kült imgeleri büyük ölçüde kültürel kahramanları temsil etmiştir.” (6, s. 395)
Çağdaş Rus modernizasyonu ve küreselleşme süreçleri bağlamında Kuzey Kafkasya halkları, her zaman olumlu etki yaratmayan kültürel ve radikal dini yeniliklerin etkisine maruz kalmaktadır. Kuzey Kafkasya halklarının geleneksel etnik kültürlerini revize etme, pagan unsurlardan arındırma ve İslami birleşim temelinde steril bir karakter kazandırma girişimleri mevcuttur.
Etnik-mezhepsel kültür, etnik ve dini bileşenlerin birlik ve bütünselliğini temsil eder. Göreceli bağımsızlığı, etnik kültürle yakın bağlantısı ve manevi alanda etnik gruba özgü dini değerlerin hâkimiyeti bakımından dini kültürden farklıdır. Etnik-mezhepsel kültür, kültürün dini ve seküler yönlerinin etkileşimiyle şekillenir.
Çeçen etnik kültürünün gelişimi, pagan bir kültürün, buna karşılık gelen bir dünya görüşünün, yaşam tarzının oluşumuyla ve tektanrılı din olan İslamın etkisi altında Çeçen paganizminin aşılmasıyla ilişkili karmaşık ve çelişkili bir süreçtir.
Çeçenlerin yukarıda özetlenen pagan dünya görüşü, belirli bir kültürü, yaşam tarzını, dünya görüşünü ve buna karşılık gelen davranışları temsil eder. Bu kültür yüzyıllarca Çeçenlerin yaşamlarına hâkim olmuş ve doğal olarak Kafkasya’nın diğer halklarının kültürlerinden de etkilenerek hem ortak hem de ayırt edici özellikler kazanmıştır. R.I. Seferbekov ve D.M. Shigabudinov, örneğin Dağıstan ve Kuzey Kafkasya halklarının tanrı panteonunda ortak unsurların varlığını kanıtlayarak bu konuda yazılar yazmıştır (10, s. 81).
Çeçenlerin pagan kültürü, evrimi boyunca dönüşüme uğradı; zaman zaman eski unsurları terk edip, etnik grubun kültürel birliğini güçlendirmek için gerekli olan yeni unsurları edindi. Bu süreç, komşu pagan göçebe halkların kültürel değerlerinin etkisiyle daha da güçlendi. Bu bağlamda, Çeçenlerin pagan kültürünü karakterize ederken şu özelliklerin vurgulanması önemlidir: Çoktanrılıydı ve yüce tanrı Diela (Dela) ile bir tanrı panteonu oluşturdu. Her biri belirli bir işlevi yerine getirerek doğada ve insan yaşamında uyum ile düzeni sağladı. Benzersiz bir dünya görüşü şekillendirdi. Senkretik olması; doğada var olan, çoğu zaman yıkıcı unsurların çeşitliliğini yansıtıyordu. Paganizme dayalı Çeçen etnik kültürü, doğa ve iklim koşullarına doğrudan bağlı olan Çeçen halkının ruhsal, entelektüel ve kültürel gelişim düzeyini gösteriyordu.
Bu koşullara uyum, askeri çatışmalar ve diğer halklarla ticari etkileşimler, önce Hıristiyanlığın ve daha sonra İslamın tektanrılı dinler olarak benimsenmesine yol açtı.
Bu dinler, Çeçenlerin etnik kültürüne nüfuz etmeye, yaşam biçimlerini ve davranışlarını şekillendirmeye ve yeni bir kültür türü oluşturmaya başladı. Çeçen etnik kültüründe paganizm izleri yüzyıllardır varlığını sürdürmektedir. Bu izler, Gürcistan’dan Çeçenya’ya nüfuz eden Hıristiyanlıkta da korunmuştur.
*Prof., felsefeci, Çeçenya Cumhuriyeti Bilimler Akademisi
**Grozni Devlet Petrol Teknolojisi Üniversitesi Felsefe Bölümü akademisyeni
(Kaynak: İslam Araştırmaları Bülteni, 2014. Sayı 4)
Çeviri: Serap Canbek
1. Акаев В.Х., Абдулаева Э.С. Религиозные представления // Чеченцы. – М.: Наука, 2012.
2. Далгат Б.К. Первобытная религия чеченцев и ингушей. – М.: Наука, 2004.
3. Ипполитов А.П. Учение «Зикра» и его последователи в Чечне и Аргунском округе // Сборник сведений о кавказских горцах. – Вып. II. – Тифлис, 1869.
4. Ипполитов А.П. Этнографические очерки Аргунского округа // Сборник сведений о кавказских горцах. – Вып. I. – Тифлис, 1868.
5. Сикевич В. О соотношении этнического и социального // Журнал социологии и социальной антропологии. – 1999. – Т. II. – Вып. 2.
6. Малкондуев Х.Х. Доисламские верования балкарцев и карачаевцев // Исторический вестник. Вып. III / Институт гуманитарных исследований Правительства КБР и КБНЦ РАН. – Нальчик, 2006.
7. Межидов Д.Д., Алироев И.Ю. Чеченцы: обычаи, традиции, нравы. Социальнофилософский аспект. – Грозный, 1992.
8. Мужухоев М.Б. Средневековые культовые памятники Центрального Кавказа. Грозный, 1989.
9. Рамзан Кадыров потребовал искоренить шарлатанство на территории Чеченской Республики // ChechnyaToday. com / content / view / 24157.
10. Сефербеков Р.И., Шигабудинов Д.М. Мифологические персонажи традиционных верований аварцев-хунзахцев. – Махачкала, 2006.
11. Шеллинг Е. Ингуши и чеченцы // Религиозные верования народов СССР. Сборник этнографических материалов. Т. II. – М.–Л., 1931.
1. Akaev V.Kh., Abdulaeva E.S. Religioznye predstavleniia // Chechentsy. – M.: Nauka, 2012.
2. Dalgat B.K. Pervobytnaia religiia chechentsev i ingushei. – M.: Nauka, 2004.
3. İppolitov A.P. Uchenie «Zikra» i ego posledovateli v Chechne i Argunskom okruge // Sbornik svedenii o kavkazskikh gortsakh. – Vyp. II. – Tiflis, 1869.
4. İppolitov A.P. Etnograficheskie ocherki Argunskogo okruga // Sbornik svedenii o kavkazskikh gortsakh. – Vyp. I. – Tiflis, 1868.
5. Sikevich V. O sootnoshenii etnicheskogo i sotsial-nogo // Zhurnal sotsiologii i sotsial-noi antropologii. – 1999. – T. II. – Vyp. 2.
6. Malkonduev Kh.Kh. Doislamskie verovaniia balkartsev i karachaevtsev // Istoricheskii vestnik. Vyp. III / Institut gumanitarnykh issledovanii Pravitel-stva KBR i KBNТs RAN. – Nal-chik, 2006.
7. Mezhidov D.D., Aliroev I.Iu. Chechentsy: obychai, traditsii, nravy. Sotsial-nofilosofskii aspekt. – Groznyi, 1992.
8. Muzhukhoev M.B. Srednevekovye kul-tovye pamiatniki Тsentral-nogo Kavkaza. Groznyi, 1989.
9. Ramzan Kadyrov potreboval iskorenit- sharlatanstvo na territorii Chechenskoi Respubliki // ChechnyaToday. com / content / view / 24157.
10. Seferbekov R.I., Shigabudinov D.M. Mifologicheskie personazhi traditsionnykh verovanii avartsev-khunzakhtsev. – Makhachkala, 2006.
11. Shelling E. Ingushi i chechentsy // Religioznye verovaniia narodov SSSR. Sbornik etnograficheskikh materialov. T. II. – M.–L., 1931.







