Eğer sabaha kadar otursam çok daha fazlasını yazabilirdim fakat artık sabaha kadar uykusuz kalamıyorum…
Çok kahve tüketmeme rağmen, uyku ile henüz bir sorunum yok…
Tam tersi erkenden mışıl mışıl uyuyabiliyorum…
Deliksiz, uykum bölünmeden, arada bir hırıltı çıkararak sabaha kadar, arada gördüğüm rüyalarla günü erkenden yakalıyorum…
Dört yıl olmuş…
Bir kadehini hatıra olarak istemiştim, her eşyası çok değerliydi…
Şapkaları, yelekleri, ayakkabıları ama en değerlisi bu istediğim kadehlerdi…
İnce ince el kesmesi olan cam kadehin altında, ince gümüş bir zemin ve yine gümüş bir şeridi vardı…
Şişe ayrı bir itina, kadehler ayrı bir itina ile dolaptan çıkardı…
Bir ritüel gibi, önce kadehlerin içinde varsa tozu alınır, sonra şişe açılır ve tadımlık olarak kadehler doldurulurdu…
Küçük kâseler içinde fındık, fıstık olur, kadehin tadımlık acısını hafifletirlerdi…
Kadeh boşalınca, elde yıkanıp sonra durulanırdı…
Sonra, yine dolapta yerini alırdı kadehler…
Beni etkileyen o kadehlerden istemiştim, içlerinden birini…
Dört sene benim ihmalim yüzünden kadehi alamamıştım…
Haziran ayı, dokuzu, doğduğum gün…
…
Dört sene sonra, hediye geldi…
Duvarda, kocaman elleri çizenin resimleri, biri koridorda, ikisi salonda…
Yağ teknesi namaz kılanların yanında, kasketler ters dönmüş…
…
Dört sene sonrasında…
Kuzguncuk zamanı gibi sanki…
Dolaptan çıkan bir kadeh, tozu alınmadan paketlendi…
Bu gece, bir mum ışığı eşliğinde dünden gelen kadehin tozu alındı, üç yıldızlı Ararat doldurdu kadehi…
Kadehi, yavaş yavaş yudumlayarak, neredeyse mum ile aynı zamanda bitireceğim…
Sonra elimle yıkayıp, kurulayıp dolaba kaldıracağım…
Sessizce ve içimden, ismini anacağım…
Her tozunu aldığımda, her göğsümü yakan üç yıldızlı Ararat’ı içtiğimde ismini söyleyeceğim…
Rüyamda sorarsa bana, iyi bakıyor musun kadehime diye sorarsa, elimle yıkayıp güzelce kuruladım diyeceğim…
Yaparken sevgini kattın mı, diye sorarsa, cevabım hep evet olacak…








