Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Analiz – Soykırım ve Sürgün

Kafkas-Rus Savaşlarında, Çerkes soykırımının söz konusu olduğu ve sonucunda sürgün uygulandığı, 1997 yılında, şimdi politikayla ilgilenmeyeceğini bildirdiği söylenen Dünya Çerkes Birliği’nin (DÇB) girişimi ile UNPO (Temsil Edilmeyen Halklar Örgütü) tarafından karar altına alınmıştı. Kararın devamında da Çerkeslerin sürüldükleri topraklara dönebilme hakları, Rusya Federasyonu ve yaşadıkları diaspora ülkelerinde çifte vatandaşlık haklarının olduğu da tescil edilmişti. 

 1997’de bu kararı aldıran DÇB idi. Başvuruda bulunanlara açık bir tehdit oldu mu bilemiyorum. Olsa idi duyulurdu diye düşünüyorum. Ama gizli baskılar oldu muhtemelen ve DÇB bu kararın yanında durup ileriye taşıma çabası içinde olmadı. Aksine bu girişim ve karar dile getirilmez, anılmaz oldu. Muhtemeldir, unutulması da istenmiştir. Ama unutturmayanlar oldu belli ki. Çerkes Kongresi, 1997 UNPO kararının dünyaca tanınması için, kararı aldıran DÇB’nin sürdürmesi gereken çalışmayı sürdürüyor bir anlamda. Ancak Kongre Başkanı baskı görüyor, hatta tehdit ediliyor. 

 Yeltsin döneminin; “istediğiniz kadar özgür olabilirsiniz” anlayışının yerini, Putin döneminde “merkezin istediği kadar özgürsünüz” anlayışı aldı. Temel insan hakları askıya alındı, tüm ülke baskı altında tutuldu, muhalif aydınlar katledildi. Diğer yandan ekonomik diriliş için adımlar atıldı. 2004 yılında Beslan olayı bahanesi ile yerel inisiyatifler budandı ve merkezi yapı güçlendirildi ama bu adımlar belli ki Kafkasya’yı kontrol altına almalarına yetmedi. Bu yüzdendir ki; 2010’da idari yapı yeniden düzenlendi, 7 olan federatif bölge sayısı 8’e çıkarıldı. 

 Soçi Olimpiyatları nedeniyle dünya ölçeğinde Çerkeslerin suskun kalmayacağı görülebiliyor. RF Çerkes gerçeği ile daha fazla karşılaşmaya devam edecek. Çarlık Rusyası dönemi ile yani tarihi ile yüzleşmek durumundadır. 

  

 Diğer yandan, dünyanın merkezi ve yönlendiricisi olma derdindeki ABD, aynı zamanda dünya jandarması rolünde. Afganistan ve Irak ile sınırlı değil ilgi alanı. Eski SSCB coğrafyası ve Kafkasya da ABD için önemini giderek artırıyor. Gürcistan ve Ukrayna’daki gül ve karanfil hareketlerinin senaryo yazıcısı ABD, Gürcistan üzerinden, (gazete olarak çok önce dikkati çektiğimiz) İstanbul ve Çanakkale Boğazı’ndan askeri gemi geçişlerini düzenleyen Montrö Anlaşması’nı tartışmaya açarak, lehine sonuçlar çıkmasını sağlamaya çalışıyor. 

 ABD’nin, liderliğinde belirleyici olduğu Gürcistan yönetimi üzerindeki etkisi açık. Belli bir süredir Kafkasya oyunlarına Adığeler üzerinden devam edeceğinin sinyallerini görebiliyoruz. Her zamankinden daha çok dikkatli olmamız gerekiyor. Sorunumuzun çözümüne kayıtsız kalmak, Soçi konusundaki tutumu ile yok saymak isteyen RF ile, soykırım üzerinden prim yapıp Adığelerin sempatisini kazanmaya yönelik strateji geliştiren ABD arasında sıkıştırılmak isteniyoruz. 

 Anna Politkovskaya ve bir kısım muhalifi katlederek, Fatma Tlisova ve Murat Berzeg (henüz Berzeg’in ne yapacağını bilmiyoruz) gibi muhaliflere ülkeyi yaşanmaz kılarak (sürgüne göndererek) demokratikleşmede adım atmayacağı sinyallerini veren RF yönetimi, yaptıkları ile ülkesine ve vatandaşlarına zarar veriyor. Bu yanlıştan dönmek durumundadır. 

Gürcistan’da yakınlarda Çerkes soykırımı konusunda bir etkinlik düzenlenecek. Tlisova da bu çalışmanın içinde. Muhtemelen pragmatist bir yaklaşımla, ne olursa olsun, soykırım masaya yatırılacak. Hatta belki de tanınacak. Ama bu durumda Gürcistan’ın önce kendi yaptıklarına dair bir özür dilemesi gerekmez mi? Gürcistan’ın önce 1989 Güney Osetya, 1992 Abhazya ve 2008 yine G. Osetya’daki şoven ve yayılmacı politikalarını değiştirdiğine dair ikna edici olması gerekir. Samimiyet ve inandırıcılık böyle olur. Bu olmadığı sürede söz konusu girişim çıkarcı bir girişim olarak kalacak, ABD’nin Gürcistan üzerinden yaptığı bir hamle olacaktır. 

Bize biçilen rol ise; bizim üzerimizden yapılan güç savaşlarında seyirci olmaktır. ABD’nin Gürcistan üzerinden uzanarak yaptığı bu ‘sempati’ kazanma hamlesini destekleyenler çıkacaktır. Ama, “Biz”e katkı sunacak diye desteklemenin ne kadar doğru olacağını dikkatlice değerlendirirken, bahsedilen “biz”in hangi ‘çıkarının’ söz konusu olduğunu da sormayı unutmamalıyız. 

Daha da ötesi; artık kendi senaryomuzu yazmayı ve rolleri belirlemeyi başarmalıyız. Kuzey Kafkasya halklarının nüfusu da, birikimi de, tarihi deneyimleri de buna yeter, yetmelidir! 

  

Sayı: 2010 03 

Yaşar Güven
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

Yazarın Diğer Yazıları

KAFFED Genel Başkanı Ünal Uluçay’a itirazımdır

Nisan (2024) sayımızda yaptığımız söyleşide, sorduğumuz sorulardan birine verdiği yanıt nedeniyle Ünal Uluçay’a itirazım var. Soru ve yanıtı hatırlatayım: Jineps: Programınızda; “Siyasete katılımı destekleyen KAFFED; Yerel...

“Çerkeslerin anavatana nakilleri için ne anavatanda ne de Türkiye’de bir organizasyon bulunmamaktadır”

Suriye’deki “iç savaş” yani aslında “vekâlet savaşı”, önemli bir göç hareketliliği yaşanmasının nedeni oldu. Kafkasya’dan 19. yy’da sürgün edilen Çerkesler dönemin Osmanlı İmparatorluğu topraklarına...

Kayseri’den bağımsız Çerkes milletvekili adayı Mutlu Akkaya: ‘Bağımsız adaylık ortak kararımızdır!’

Mutlu Akkaya 1977 yılında Kayseri, Pınarbaşı, Kaftangiyen Köyü’nde doğdu. Eğitim hayatı sonrasında uzun yıllar ticaretle ilgilendi. Halihazırda Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde üretim faaliyeti sürdüren bir...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img