Bir şeyler doğru gitmiyor!

0
1706
12 Mart Ankara mitingi ardından değerlendirmeler sürecektir. Sokağa çıkmaya alışkın olmamanın sonuçlarından biri de bu olmalı.
Neler konuşulmuyor ki;
-AKP ve CHP senaryoları varmış, yaptığımız hareketler, söylediğimiz laflar bu senaryolara uygun olursa birinden birinin ekmeğine yağ sürülmüş olurmuş.
Bunca sene sonra öğrendiğim şey, baştan-sona kendi senaryomuzu oluşturmak ve yürümek. Sosyal olayların değerlendirmelerinin ucu öylesine açık ki, açıkça çıkarınıza uygun olan bir hareketin aslında ne kadar da başka birilerinin çıkarına denk düştüğüne inandırılabilirsiniz. Bir şey daha var ki belki olumlu bir çıkarsama yapabiliriz; ‘Bizi kullana-kullana bitiremediler’.
-Zamanlama tartışmaları da var. Konuşulabilir üzerinde. Zamanlama önemlidir ama bir de şartı olmalı, yani ‘zaman aşımı’ olmamalı.
-Birileri buradan kazanç sağlamak istiyor deniyor. Bilemem. Niyet okumak istemiyorum. Birileri siyasi kariyer için yatırım yapıyor ise ve bu gizli niyet ise, bunun için destek verenleri kullanıyor ise kendisi kaybedecektir sonuçta. Kazanıyor gibi görünse de. Böyle bir şey var ise açıkça söyleyen ve yapan makbul olmalı.
*
Çok açık ki, inisiyatif tarih belirlemeden, seçimlerin ve yasakların da dikkate alınması gereğinin altını çizerek ‘miting yapılmalı’ önerisinde bulunarak yola koyulmalıydı. Talepler, yer, bileşenler vd. her şey konuşulur hale gelirdi. Farklı bir yöntem izlendi ve tartışmalar başladı. Haddi aşan söylemler uçuştu.
Sürecin önemli gördüğüm yanı, bir kısım eleştirileri haklı bulduklarını söylerken inisiyatif karar mekanizmasının İstanbul mitingini ilkine benzer bir tavırla organize etmesidir. İlkinden hiçbir ders çıkarmadıkları anlaşılıyor. Daha doğrusu çıkarılan ders, ne kadar doğru yaptıkları yönünde olmalı. Yani her kesim derken bunu gerçekten her kesimle paylaşarak yapmak varken neden böyle davranmakta ısrar edilir? Yeterli görüldüğü için belli ki. Daha iyisi ise amaç farklı davranılırdı. Kişisel ikbal kaygıları söz konusu değil ise eğer katılımcılık esas alınırdı. Bütün STK lar, bütün kurumsal yapılarla organizasyon gerçekleştirilmeye çalışılır, toplumsal başarı için kimin önde olduğuna bakılmazdı.
Ve Kaffed sürtüşmesi.
Kamuoyu önünde, televizyon programında, dernek ortamında ağırladığınız bir misafir önünde iç sürtüşmelere yönelik mesajlar vermek doğru gelmiyor bana. Biz kamuoyuna kendimizi ifade etmeye çalışırken, kendi içimizde o kadar çok kalmışız ki hala biz-bize konuştuğumuzu düşünüyor olmalıyız. Popülizm peşinde olan program sunucularının oltasına takılırken verdiğimiz mesajı toplumumuzdan dinleyicilere veriyoruz ve sadece onlar anlıyor aslında. Biz-bize iken tartışalım, amansızca hem de. Eleştirinin muhatapları da orada olacağı için bir işe yarar. Dışa dönük yüzümüzde ise henüz kendimizi ifade etmekte onca eksikliğimiz varken birbirimizi hırpalamak, bu nasıl bir ruh halidir, anlayamıyorum.
Kurumlarla uğraşıyor görüntüsünden sıyıramıyoruz kendimizi. Ya da özellikle böyle yapıyoruz. Böyle ise buyurun devam edin. Ben ‘kurumlar bizimdir, kimsenin tapulu malı değildir, daha iyiyi yapmasını sağlayacak yöneticilerin görev almasını sağlamalıyız, ya da yönetim kadrolarında görev almalıyız, mevcut durumda geride kalan yöneticileri de eleştirmeye devam etmeliyiz’ demeye devam edeceğim.
Kaffed yöneticilerinin bir kesiminin ise özellikle ‘kurum karşıtlığı’ üzerinden propaganda yapmaları doğru bir tutum değil. Kaffed’in genel çerçevesi içinde atılabilecek pek çok ileri adım söz konusudur. Bu durumu sadece muhalifler değil yönetime toz kondurmayanlar da yüksek sesle ifade etmeye başladı. Yapılanla yetinmeden ve öne çıkarmadan fazlasını yapmak, değişen ve gelişen koşullara ayak uydurmak, geride kalmamak gerekiyor. En büyük kitle temsiliyeti söz konusu edilirken bunun hakkını vermek gerekiyor. Rahatsızlıklara, eleştirilere kulak vermek, kapsayıcı olmak, katılımcılığı özendirmek gerekiyor. Kalemşörlerin statükocu yaklaşımları, eleştiriye tahammülsüzlükleri zaten bilindik, bunun dışında ‘ne düşünüyor insanlar’, ‘muhalif tutum geliştirenler ne diyor’ diye bir bakmak gerekir.
Ve siyasallaşma gerekliliğini Kaffed çatısı içinde bir meclis oluşturmaya indirgememek gerekir.
Bu arada; Murat Bardakçı gibi kişilikler iyi ki var. Hak ve talepler yüksek sesle ifade edildikçe yanımızda duracaklar ve kuyumuzu kazanları, Bardakçı gibiler sayesinde daha iyi tanıma fırsatımız olacak. Yeter ki birbirimizi ötelemekten vazgeçelim.
*

Genel seçimler

yapılacak. Çerkes adaylar olacaktır. Umarım Kaffed yönetimi daha önceki gibi ‘aday olan bütün Çerkesleri desteklemek’ kararı verdiğini açıklamaz. Kimliğimizi reddeden ırkçı- şoven partilerle araya mesafe koyma iradesi gösterir. Bu iradeyi bütün kurumlarımız gösterir umarım. Bunun dışında ise parti tüzükleri, seçim bildirgeleri önemlidir. Çerkes kimliği ile aday olacaklar, kültürel-demokratik haklar çerçevesinde partilerinin programını ve kendi düşüncelerini yazılı ifade etmeliler. Anayasa konusunda partilerinin yaklaşımını açıklamalılar. 82 anayasasındaki m.66 ve m.42 ile, en geniş anlamda hak ve özgürlükler ile ilgili partilerinin düşüncesini açıklamalılar. Bir oyumuz var, değerlidir, sorgulamadan ve taahhüt almadan vermeyelim.
*

Dernekler ve Gençlik

Derneklere mesafeli duran bir üniversite gençliği var. Bir kesiminde derneklere yönelik yasakçı bir anlayış gelişti sanki. Dernekler; gençlerin abilerinin, akrabalarının üye olduğu ve onların çocuklarının dans çalışmaları üzerinden kendi toplumları ile tanıştıkları mekanlar. Çocuklar burada dans öğreniyor ama asıl önemlisi derneğe alışıyor, metropol ortamında Çerkeslikle tanışıyor. Farklı bir ortam görüyor. Her adımını titizlikle izleyen ana-babanın bu ortamda rahatlığını görüyor vs. Sadece bu nedenle dahi önemlidir. Onlar üniversite öğrencisi oluncaya kadar ancak dernekler üzerinden kimlik aidiyeti yaşayabilirler. Sadece aile içi ilişkiler yeterli olmayabilir.
Dernekler hepimizin sonuçta. Daha iyi olması için uzağında durmadan bir şeyler yapılabilir. Kuşaktan-kuşağa bayrak devrini yapamayacaksak yani gençler olmayacaksa, dernekleri kulüplere çevirelim olsun bitsin. Hangi platformun içinde çalışıyorsak, siyasi ya da kültürel çalışmamızı nerede yürütüyor olursak olalım buna devam edelim ama dernekleri gereksiz gören ve hatta yasaklayan bir anlayış varsa yeniden değerlendirelim. Derneklerde ‘gençlere gerek yok’ ya da ‘gelsinler ama etliye-sütlüye karışmasınlar’ diyenler varsa bunu da yeniden değerlendirelim. Gençler olmadan olmaz!

 

Sayı: 2011 03

Önceki İçerikÇHİ’nin Amacını Anlamak Bu Kadar Zor mu?
Sonraki İçerikAkitu Bayramı’nız kutlu olsun!
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.