Rahmi Tuna’nın Konferans Konuşması

0
287
Doğu Akdeniz Çerkes Kültür Festivali
Değerli Katılımcılar, Sevgili Gençler;
Elli yıllık dernek hayatı boyunca Türkiye’nin çeşitli illerinde 60’ı aşan konferans ve sempozyuma katıldım. Doğduğum memleketimde bugüne kadar böyle bir şansa sahip olamadım. Bu nedenle sizlerle bugün bu konuşmayı yapıyor olmak bana bir mutluluk verdi. Bu vesileyle bir anımı da anlatarak konuşmama başlamak istiyorum.
1973 tarihinde dönemin hem Türkiye hem Rusya için zor şartlarını bir şekilde aşarak Nalçik’i ziyaret etme imkanını bulmuştum. Dönüşümde büyük bir gururla bu olayı paylaşmak üzere köye geldim. Ziyarete gelen büyükler, daha ben konuşmaya başlamadan önce “yahu Rahmi sen bula bula komünist memlekete gitmeyi mi buldun. Bunun için bu kadar para harcanır mıydı” diye sorunca gerçekten üzüntü ile dolu hayal kırıklığına uğradım. Aradan yaklaşık 40 sene geçti, geldiğimiz noktayı hepiniz az çok biliyorsunuz. Bana göre bu soru, tarihe ve tarihi olaylara bakış tarzımızın ne şekilde olması gerektiğine dair ipucu vermektedir.
Değerli Dinleyiciler;
Bana verilen bilgiye göre bugünkü konferansın konusu “Diaspora Gençliği”dir. Bir konuşmayla özetlenemeyecek kadar geniş ve kapsamlı olan bu konuya, sizleri mümkün olduğu kadar sıkmadan değinmeye çalışacağım. Esas konuya geçmeden önce konumuzla yakından ilgili bulunan bazı tespitleri yapmayı faydalı buldum.

Diaspora

Bu kelime toplumumuzda çok sık kullanılmaktadır. Ancak benim inancıma ve bilgime göre bu tabiri kullanmak doğru ise de, eksik kullandığımız veya iyi anlamadığımız bir gerçektir. Peki öyleyse Diaspora nedir?
Diaspora kelimesi Yunanca’da dağılma, İbranice’de ise Galut (sürgün) demektir. Bulundukları topraktan orantısız güçler tarafından zorla çıkartılarak değişik bölge ve ülkelere yerleşmiş insanların tümünü kapsamak üzere Diaspora kelimesi kullanılmıştır. Kelimenin doğuşuna gelince; bugünkü Kudüs, Filistin ve İsrail topraklarını kapsayan bölgenin güneyinde ve Yahuda Krallığında yaşayan bir bölüm insanın İsa’dan önce 586 tarihinde yerlerinden zorla sürülmesiyle başlamıştır. Bu sürgün işlemi Mezopotamya’daki Babil Krallığı’nın büyük kralı Kros tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu kral aslında Pers İmparatorluğu’nun kralıdır. Bu şekilde topraklarından sürülmüş olan İsrail kökenli bu insanlara İsa’dan önce 538 tarihinde yerlerine dönmeleri için izin verilmiş ise de Yahudilerin bir bölümü geri dönmeyi reddetmişlerdir. Böylece tarih ve politika kültüründe diaspora kavramı ve olayı gündeme girmiştir.
Yahudilerin diaspora anlayışlarında zamanla belirli ilkelerin tespit edildiğini ve bu ilkelere bağlı kalındığını açık bir biçimde görebilmekteyiz. Çok ayrıntısına girmeden bu ilkeleri sıralamak istiyorum:
Diaspora Yahudileri:
1- Kendi kendileriyle evlenmeye.
2- Ana dil ve gelenekleriyle yaşamaya.
3- Ana dillerini öğrenmeye.
4- İş hayatında birbirleriyle iş yapmaya.
5- Anavatan idealini taşımaya.
6- Anavatanda bir Yahudi devletinin kurulması için çalışma yapmaya,
7- Bu devletin kurulmasına ve kurulan devlete maddi, manevi her türlü yardımı yapmaya zorunlu tutulmuşlardır.
İşte benim Diaspora kavramı kullanılırken duyduğum şüphe,  Çerkesler için bu ilkelerin var olup olmadığından veya ne kadar var olduğundan kaynaklanmaktadır.
Çerkes Diasporası’nın oluşumunda açık bir şekilde göze çarpan bazı gerçekler vardır. Bu gerçeklerin ayrıntısı bu konferansın konusu değildir. Ama kısaca sıralamakta yarar görüyorum.
1- Bugün toplumumuzda kendi subjektif anlayışına göre, Kafkasya’dan Diasporaya sürülmüş olan bizlerin, sürülüş nedenleri ve gerçekleştirilmesi tartışma konusudur. Birilerine göre bu göç, jenosit yani soykırımdır. Bazılarına göre ise zorunlu bir göçtür. Başka bir görüşe göre de bu göç karma bir nitelik taşır. Çeşitli sebeplerle isteğe bağlı olarak göç edenler de fazla miktarda vardır. Konunun incelenmesi ayrı bir konferans konusudur. İmkan bulup yayımlayabilirsem, bu konuyla ilgili bir kitabın yazım işlerini de tamamlamak üzereyim.
2- Hangi nedenle olursa olsun Anayurdu terk eden ve terk etmek zorunluluğunda bırakılan insanımızın gelmiş olduğu Memaliki Osmaniye de (Osmanlı İmparatorluğu) yaşam koşullarını sürdürürken egemen unsura entegre mi oldular, yoksa ihtiyari ve zorla asimilasyona mı uğradılar? Bu da ciddi olarak araştırılması gereken bir olaydır.
3- Zaman içerisinde devletlerin politikalarının gelişmesi ve bu devletlerin bünyesinde meydana gelen değişikliklerin yanı sıra kültürel anlayış ve çalışmaların artmasıyla, Çerkes Diasporasında Kafkasya’dan çıkmış olan insanların gerek geriye dönüş, gerekse bulundukları yerlerde varlıklarını sürdürme ve kimliklerini korumaları konusunda sorunların başladığını açıkça görmekteyiz. Bu nedenledir ki, 1908’de kurulmuş olan Çerkes Teavün Cemiyeti’nden günümüze kadar, amaçları değişik te olsa 100’ü aşkın derneğin kurulmuş olduğunu görmekteyiz. Bugün ise Anavatandaki gelişmeler de göz önünde bulundurularak, Dünya Çerkes Birliği gibi bir derneğin de varlığına tanık oluyoruz. 21 Mayıs 2011 tarihinde Sürgünü Anma Günü’nde yapılan toplantıya katılmak için ben de Nalçik’te bulundum ve Türkiye Çerkesleri adına da kısa bir konuşma yaptım. Bu tarihte Dünya Çerkes Birliği’nin kuruluşunun 20. yılı da kutlanmıştır.
4- Gerek Anavatanda gerekse Diaspora topraklarında hatta makro bir görüşle baktığımız zaman, dünyada meydana gelen gelişmeler diasporik olan bir halkın sorunlarını hem arttırmış hem de çözüm isteklerini çoğaltmış, sorunların da daha açık biçimde ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu da bizim üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir konudur.
Bu kısa açıklamalardan sonra “Diasporada Gençlik” konusuna değinmeye sıra gelmiştir.
Konuya değinirken iki farklı özelliği belirtmek durumundayız.
A- Gençliği etkileyen genel faktörler.
B- Subjektif olarak Çerkes gençliğinin durumu.
Günümüzde hangi devlet veya toplulukta bulunursak bulunalım, gençliğimizi etkileyen genel ve objektif faktörler söz konusudur. Bunları kısaca sıralamak istersek;
1- Eğitim faktörleri.
2- Ekonomik faktörler,
3- Kültürel gelişimlerin doğurduğu etkiler.
4- Sosyolojik ve antropolojik olarak aile biçimlerinin soy birliği faktörünün, akrabalık ilişkilerinin gösterdiği gelişmeler.
5- Bu gelişmelere bağlı olarak bireylerin yani gençliğin huzur ve mutluluk anlayışındaki gelişmeler. Bu iki şıkka bağlı olarak çekirdek aile yapısının gösterdiği özellikler.
6- Bu gelişmelerin ışığında kadın, erkek ilişkilerinde olsun, cinsel hayatta olsun görülen gelişmeler.
7- Bu faktörlerle birlikte dünyada toplumsal ve kişisel özgürlüklerin ve haklarının gelişmesi.
8- Bütün bunlara bağlı olarak gençliğin hayata ve yaşam biçimine daha özgürce ve evrensele uygun olarak bakma özelliğini kazanması.
9- Bütün bunların sonucunda kültürel politika ve bilinçlerin geliştirilmemesi durumunda gençlerin aidiyet duygularının zayıflaması ve bireysel anlayışların artması.
10- Gençliğimizin negatif olarak etkilenmesiyle ilgili iki konunun üzerinde durmayı da faydalı buluyorum. Bunların birincisi iletişim araçlarının çokluğu, çeşitliliği ve eğitim unsuruna negatif etkide bulunabilinecek nitelikleri çokça taşımasıdır. Diğer yandan bugün içinde yaşamakta olduğumuz devletin; özellikle farklı etnik grupların bilinçlenmesi, kendi aidiyet duygularıyla kültürel bir kişilik kazanması için pozitif anlamda hemen hemen hiçbir tedbir almamış olması da gençliğimizi negatif olarak etkileyerek kendi kültürel kimliğinden ve aidiyet duygusundan da uzaklaştırmaktadır.
Daha çok faktörler üzerinde durulması mümkündür, ancak bir konferansın konusu ve süresinin buna uygun olmadığını takdir edersiniz.
Diasporik olsun ya da olmasın, gençliğimiz bugün yukarıda saydığımız faktörlerin ciddi etkisi altında gelişmektedir. Bu genel tespitlerden sonra kendi Diaspora gençliğimize bakacak olursak, ayrıca karşımıza şu sorunlar açık olarak çıkmaktadır:
1- Aidiyet duygusunun anlamının ve genişliğinin ve sonuçlarının tam olarak gençlik tarafından öğrenilememesi veya öğretilememesi.
2- Gençliğin tarihimizle ilgili bilinçli bir bilgilendirme politikasına sahip kılınamaması.
3- Çerkeslerin yaşam biçimini düzenlemiş olan Xabze normlarının günümüzdeki ihtiyaçlar da göz önünde bulundurularak, objektif ve bilimsel olarak algılanamaması ve öğretilememesi.
4- Bunların yanında mevcut dernek yapısındaki kuruluşların veya konuyla ilgili ve ilgilenen kişilerin objektif bir yapılanma politika ve bilgi teorisinde birleşememeleri ve gençliğe bu yönde mesaj verememeleri.
5- Özellikle halkımızın gerek Anavatanda gerekse Diaspora topraklarındaki yaşam biçimlerini etkilemek üzere gelişen dini akımların etkisi. Özellikle dini bilgilerin eksik veya yanlış verilmesi, görünürde pozitif etki gibi görünse bile esasta negatif bir etkiyi yapması.
6- Gerek gençliğimize, gerekse halkımıza Anavatan, Ana Kültür, Anadil konularında bilinçli ve bütüncül bir bilgi ve anlayışın yerleştirilememesi. Bunun sonucu olarak gençliğimizde bir idealin yaratılamaması ve hatta var olan ideallerin de zayıflaması.
7- Bütün bunların yanında toplumumuzda bazı yanlış ve faydasız kavramların her nedense yaşatılması ve değer yargılarında ön plana geçirilmesi.
8- Bugün gerek diasporada gerekse Anavatanda gençliği olumsuz olarak etkileyen birçok faktörün yanında toplumumuzda iletişim araçlarının pozitif yanlarından faydalanılmayarak, bireysel duygu ve kişilikleri olumsuz olarak yansıtıcı şekilde kullanılması da çok önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Biz özellikle diasporada pozitif bir ayrımcılığa sahip olmadığımız gibi hak talep eden ve etmekte olan bir yapıyı oluşturmaktayız. Bu nedenle diaspora gençliğinin ve bu gençliğin bilinçlendirilmesi hususunun sağlanabilmesi için ortak bir disipline, ortak bir akla ve ortak bir metoda şiddetle ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum.
Özellikle iki nokta üzerinde durmak istiyorum. Bunlardan birincisi sınıf olayıdır. Çerkesler tarihte feodalizmin hakim olduğu dönemlerde insanları sınıflara ayırmışlardır. Ancak bu sadece Çerkeslere has değildir. Sınıflaşma olayları diğer toplumlarda da sıkça görülmüştür. Ancak modern toplum ve devletlerin oluşumuyla bu tarihsel yapılanma tamamıyla ortadan kalkmıştır. Fakat her nedense bizde bunun etkisi değer yargılarında hala dikkate alınmaktadır. Üzerinde durmak istediğim ikinci nokta hemen toplumumuzun bütün fertleri için geçerli olan individüalizm yani bireycilik meselesidir. Rahmetli Berkok’un ifade ettiği gibi bu özellik kültürle, bilimle bilinçli olarak beslendiği ve geliştirildiği zaman yaratıcı bir nitelik kazanmakta hatta insan hak ve özgürlüklerinin ve demokrasinin kurulması ve geliştirilmesinde ciddi olarak önayak olmaktadır. Ne var ki, bu gelişim sağlanamazsa bu bireycilik; toplumda bölünme, benimsememe, beğenmeme ve yapılan çalışmalarda “ben” olma duygularını beraber getirmektedir. Bu durum toplumumuzda sıkça görülmektedir. Dolayısıyla bu duygularla gelişen gençlik aynı hastalığın hastası olarak toplumsal kişilik kazanmaktadır.
Burada bir anımı anlatmak istiyorum. Üniversitede okurken daha birinci sınıfta sömestre tatili için ağabeyimin müftülük yaptığı Türkoğlu’na gitmiştim. Toplanan kişilere üniversiteyi anlatırken lüzumsuz olarak aşırı derecede “tım” ekini kullanarak konuşuyordum. Öbür odada namaz kılan babam yengem ile haber göndererek beni çağırdı. Namaz kılıyordu ve ayakta idi. Selam verdi, namazını bozdu. Bana dönerek “Köpeğin doğurduğu, sen o gittiğin yerde bundan başka ahlak ve bilgi öğrenemiyorsan köye geri dön, orda kalmana da okumana da gerek yok” demişti. 2011 yılında biz bu hastalığı toplumumuzdan hala silip atamadık. Bu da gençliğimizin negatif gelişmesine yardımcı olmaktadır.
Diaspora gençliğimiz belirtmeye çalıştığım bu genel ve özel faktörlerin etkisiyle yetişmektedir. Peki bu şekilde yetişen gençlikte net olarak neler gözlenebilir? Buna da biraz kısmen de olsa bir açıklık getirerek, daha iyiye ulaşabilmenin yöntem ve çarelerine değinmek istiyorum. Gençliğimizde hatta sadece gençlik değil toplumumuzda şu olumsuzlukları görmekteyiz.
1- Kadın-erkek ilişkilerinde, büyük-küçük ilişkilerinde özellikle Xabze kurallarının zorunlu kıldığı “karşılıklı saygı” zayıflamaktadır.
2- Xabze sistemimizde Xofeşenığa (layık) olma ilkesi dikkate alınmamakta, gittikçe de zayıflamaktadır.
3- Bu yetişme tarzlarının getirdiği zorunlu sonuç nedeniyle gençlerimiz aidiyet duygusuna bilinçli olarak sahip çıkamamaktadır.
4- Bunun sonucu olarak da gençlik; ana dilini öğrenme, tarihini öğrenme, Anavatan kavramını öğrenme gibi konularda bigane kalmaktadır.
5- Yine bu faktörlerin sonucu olarak gençliğimiz Xabze normlarının anlam ve içerdiği faydalı düzeni bilgi eksikliği nedeniyle tam olarak benimseyememektedir.
6- Yine bu faktörlerin etkisiyle gençlerimizde, kadın-erkek ilişkilerinde, akrabalık ve soy bağı ilişkilerinde, toplumsal ilişkilerinde bir zayıflama ve giderek yok olma gibi bir durumla karşılaşmaktayız. Ayrıca bu duruma çekirdek aile fikri de eklenince bireyselliğe dayalı bir yaşam ve anlayış sistemi hakim olmaktadır.
7- Bütün bunların içinde en önemli olan bence “istek duyma” durumunun azalmasıdır. Bu azalmaya entegrasyon ve asimilasyon faktörleri de eklenince toplumun kimliğinin giderek yok olması tehlikesi doğmaktadır. Ayrıca insan hak ve özgürlüklerinde, ekonomik gelişmelerde, politik ve siyasi oluşumlarda etnik hakların kolektif olarak verilmesi ve sağlanmasının yerine subjektif bireysel hakların ön plana çıkartılması da gençliğimizi etkileyen negatif faktörlerden birisidir.
Bütün bu değerlendirmelerin bir analizini yapacak olursak şu durumla karşılaşıyoruz. İster genel ister subjektif olsun, tüm bu etkileyen faktörlerin çağdaş anlamda zorunlu ve faydalı olanları vardır. Bunu hiçbir şekilde inkar edemeyiz. Ancak bu faktörlerin analizini bilinçli olarak yapamadığımız takdirde tarihsel olarak sahip olduğumuz kimliğimizi, kültürümüzü ve bunun eseri olan Xabze sistemimizi koruyup, yaşatmamız imkansız hale gelecektir. Bu da toplumumuzun zamanla yok olmasıyla özdeş bir vakadır. Dikkat edilirse bugün kendisini Kafkasya, Anavatan ve Xabze konusunda hüküm koyacak kadar yetkili bulan birçok kimsenin dil bilmediğini, Xabzeyi ise hiç bilmediğini; Anavatan, göç ve sürgün hakkında pozitif bir bilgi ve ideale sahip olmadıklarını açıkça görüyoruz. Birçokları evlilik konusunda da böyle bir gereksinimi hiçbir şekilde duymamaktadırlar.
Bu genel değerlendirmelerin ışığında umarım sizleri fazla yormadım. Gençliğimizin daha bilinçli, daha bilgili kılınması ve aidiyet duygusunu zayıflatmak yerine daha da güçlendirerek yaşatması için neler yapılabilir, neler yapmalıyız?
İstanbul Bağlarbaşı Derneği’nde 1964 yılında gençliğin ilk temsilcisi olarak hazırlamış olduğum Gençlik Tüzüğü’nde değindiğim veya maddeleştirdiğim bazı konuları burada hatırlatmak istiyorum:
1- Gençlerle yaşlılar arasında samimi ve serbest bir diyalogun kurulması.
2- Gençlere yönetime katılma, konferans verme, sempozyuma katılma gibi kültürel ve yönetsel faaliyetlerde eşitlik psikolojisiyle yeteri kadar hak tanınması.
3- Gençliğin daha küçük yaştan itibaren Anadili, Ana kültürü olan Xabze eğitimi bakımından bilinçli olarak yetiştirilmesi. Bununla ilgili doküman ve argümanların dernekler kanalıyla mümkün olduğu kadar ailelere ulaştırılması ve bilgi edinilmesinin sağlanması.
4- Anavatan ile ilgili pozitif bilgilerin geçliğe sistemli bir şekilde verilmesi.
5- Gençliğin eğitimi ve öğretimi bakımından kolektif yardımlaşma organizasyonlarının kurulması ve çoğaltılması. Bu vesile ile objektif tespitler yaparak muhtaç olan öğrencilere burs ve iş bulma imkanının sağlanması, böylece gençlerde ekstra bir sosyal güvencenin oluşturulması.
6- Gerek Diasporada, gerekse Anavatanda dini doğru anlayan bilinçli ve bilgili din adamları vasıtasıyla din kültürünün gençlere rasyonel bir şekilde verilmesi.
7- Xabze sisteminde var olan ve batı toplumlarında önem verilen kadın-erkek ilişkilerinin cesaretle ve doğru olarak anlatılması. Ayrıca kadın ile erkeği ateş ile barut şeklinde görmeyen Xabze sisteminin getirmiş olduğu birbirlerine inanma ve güvenme ilkelerine önem vermelerinin sağlanması.
8- Özellikle evlilik öncesi genç kız ve erkeklerin pozitif anlamda tanışmalarını, anlaşmalarını ve birbirlerini öğrenmelerini sağlayan Zehes, Worşer, Zıpılh ve Kaşenlik kavramlarının benimsetilmesi ve yaşatılmasıyla ilgili bilgi ve örneklerin gençlere verilerek bu konulara teşvik edilmesi.
9- Diğer yönden Xabzenin açıkça ve tarihsel olarak ortaya koymuş olduğu yiğitlik, doğruluk, cesaret, güvenme, inanma, temizlik, göreve bağlılık, vatana bağlılık ve vefa gibi duyguların gençlere pozitif bilgiler halinde verilmesi ve bunları öğrenmeye ve sevmeye yönlendirilmesi.
10- Bütün bunların sonucunda aidiyet duygusu ve Xabze yaşam biçiminin geçmişte kalan nostaljik birer kavram olmadığını, günümüzde yaşatılması ve korunması gerektiğinin gençlere benimsetilmesi, bu konuda inandırılması ve güvendirilmesi. Her şeyiyle birlikte ait olduğu kimlikle yaşamak istek ve idealinin gençlerde oluşturulması.
11- Bütün bunların sağlanabilmesi için sermeye sahiplerinin paralarıyla, bilgi sahiplerinin bilgileriyle, mevki sahiplerinin mevkileriyle genç ve yaşlı ayrımı yapılmadan birlikte çalışması gereğinin öğrenilmesi ve öğretilmesi inancındayım.
12- Yukarıdan beri sayılanların dışında 40 yıllık avukatlık tecrübeme de dayanarak şunu söyleyebilirim. Ortak aidiyet duyguları taşıyan, az da olsa ortak Xabze kültürüyle yetişmiş, kimlik kültürünü benimseyen gençlerin birbirleriyle evlenmeleri halinde daha mutlu ve başarılı olacaklarına inanıyorum ve tavsiye ediyorum.
Konuşmamı bir atasözümüzle bitirmek istiyorum. “Wuzeym uim ghak’am xamem k’aka kuytınkam” yani “Sahibin sana guk guk dedirtmezse, yabancı yumurta vermez”

Sayı : 2011 08