Anaklia’daki Çerkes Soykırımı heykelinin yüzündeki gerçek!

0
2106
Çerkesya haritalarının ilkleri genelde 1820’li yılarlıda ortaya çıkmışlardır. Hatırlanacağı üzere, 1810 yılında Abaza Prensliği’nin, Gürcistan yöneticilerinin, Osmanlı ve İran’ın tecavüzlerine karşı koyabilmek düşüncesiyle Rus Çarlığı’nı ülkelerine davet etmesi neticesinde (1801) Sohum şehrine kadar olan kısmı Rus askeri güçleri tarafından işgal edilmiş, o zaman dilimi içerisinde Sohum ve çevresinin elit tabakasını teşkil eden on bin kişilik bir nüfus Osmanlı topraklarına göç ederek, ilk önce, bugün Tophane olarak anılan semte yerleşmişler, daha sonrada ülkenin çeşitli yerlerine dağıtılmışlardır.
Dolayısı ile Rus belgelerinde “ Sohum Askeri Bölgesi” olarak anılan yer işte bu işgal edilmiş Abaza bölgesidir. Abaza halkının diğer geri kalan asıl büyük kısmı (Bzıp, Geç,Sadz, Ahcıpsı, Puskhu, Mıdov, Tam, Kızılbek, Başılbek, Barakay, Altıkesek, vd.), Adığe ve Wubıh halkları ile beraber Çerkesya bütünlüğü içerisindedir. O tarihlerde vücuda getirilmiş olan on iki yıldızlı Çerkesya bayrağındaki (Bugün Adıge Cumhuriyetini temsil eden bayrak) yıldızlardan bir adedi de işte bu Abaza halklarını temsil etmektedir.
Rus Çarlığı, işgal ettiği bölgede, Abaza Prensliği idarecisine “general” rütbesi vermiş, Çerkesya’nın 1864 de işgali tamamlandığında da prenslik iptal edilmiş, işlevselliğini yitiren prens ”general” sürgüne gönderilmiştir. O tarihten sonrada bölge, Rus yetkililerin, Gürcü yöneticilerden öğrendikleri “Abhaz” adıyla anılmaya başlanmıştır. Her nedense Abazaların (Apsuwa+Aşkaruwa+Aşuwa) üç kolundan birini temsil eden Apsuwalar tarihi ismimiz Abaza (Abaze) dururken, üstelik kardeşimiz Adığe halkı da bize bu isimle hitap ederken, bu ismi kabul etmekte ve kullanmakta özellikle ısrarlılar.
Bugünkü Gürcistan yönetimi, Mayıs 2011’de Çerkes soykırımını resmen tanımış, Mayıs 2012’de de Megrel kenti Anaklia’da bir soykırım anıtı açmıştır.
Yukarıdaki tarihi gerçeklerde görüldüğü üzere sürgün ve soykırım tarihinde Abaza halkı’nın büyük çoğunluğu Adıge ve Wubıh halkı ile beraber Çerkesya birliği içerisinde yer almaktadır.
Dolayısı ile Gürcü yöneticilerin, şark kurnazlığı yaparak Adıge ve Abaza halkı arasına “fesat sokma” girişimi daha başlangıcında tarihi gerçeklerle ters düşmektedir; Çerkes soykırımı kavramı, Adıge, Wubıh halkı kadar Abaza halkını da kapsamaktadır. Diaspora, Çerkes kavramını Rus ve Gürcü literatürü üzerinden algılamamaktadır.
Sürgün ve soykırım ile ilgili kararlara bir göz atalım;
19-22 Mayıs 1991’de Nalçik’te gerçekleştirilen, DÇB(Dünya Çerkes Birliği) kurucu genel kurulunda, Çerkeslere Çarlık Rusya’sınca soykırım uyguladığı ve Çerkeslerin sürüldükleri kararının alınması,
– 07 Şubat 1992’de DÇB başvuruları sonucu, Kabardey-Balkar Yüksek Sovyeti’nin soykırım ve sürgünü onaylaması,
-Haziran 1993’te DÇB ikinci Genel Kurulu’nun önceki genel kurulda alınan soykırım ve sürgün kararını yeniden onayıp ve kabulü için ilgili organlara başvuruda bulunması,
-12 Mayıs 1994’te Kabardey-Balkar Parlamentosu’nun, soykırım ve sürgünü ikinci kez onaylaması ve tanınması isteği ile Rusya Federasyonu DUMA ve Federasyon Meclisine başvuruda bulunması,
-1995 6-7 Ekim Estonya’daki UNPO bölgesel toplantısına katılan DÇB Genel Başkanı ve Genel Sekreteri’nin önerileri ile soykırım ve sürgünün tanınması istemi ile DUMA’ya başvuruda bulunulması.
-29 Nisan 1996 DÇB’nin başvurusu üzerine Adıgey Parlamentosu’nun, soykırım, sürgün ve geri dönüş hakkını kabul etmesi,
– 24 Mart 1997’de DÇB Genel Sekreteri’nin, Birleşmiş Milletler Ulusal Haklar Komisyonu’nda Soykırım ve Sürgün konulu konuşma yapması,
-15-19 Temmuz 1997’de gerçekleştirilen ve DÇB delegesinin de katıldığı UNPO Genel Kurulu’nda Soykırım ve Sürgün kararının alınması, tanınması istemi ile RF’na başvuruda bulunulması,
-15.10.1997’de Abhazya Parlamentosu’nun sürgün ve soykırım kararı alması.
Soykırım kararını yerel cumhuriyetlerimizin parlamentolarında almışız, BM, UNPO ve merkezi yönetim Rusya Federasyonu organlarına gerekli başvuruları yapmışız, biz tartışabildiğimiz gibi insan haklarına saygı duyan her oluşum bu konuda fikirlerini olumlu veya olumsuz açıklayabilir. Şüphesiz ki buna Gürcistan da dahildir.
Yukarıda alınmış kararlara ek olarak da Gürcistan parlamentosu Mayıs 2011 tarihinde soykırım kararını alıyor.
Bizim yerel devletlerimiz ve kurumlarımız soykırım kararı alırken kendimizi bölmüyoruz da Gürcistan yönetimi kabul etti diye niye bölünecekmişiz?
İstanbul’dan Anaklia’daki soykırım anıtına bakınca alınmış soykırım kararlarına eklenmiş bir karar daha görünüyor hepsi o kadar! Gürcistan yönetiminin art niyeti ne olursa olsun, o onun art niyeti, bu art niyet açıktan, biz Çerkeslerin hanesinde bir artı puan olarak tarihe not düşmüştür.
Bu karar, biz Çerkeslere Gürcistan yönetiminden gelen yeterli bir destek midir? Hayır! Dediğimiz gibi yalnızca hanemize yazılan artı bir puandır.
Peki beklentimiz nedir?
Gürcistan yönetimi, Çarlık Rusya ile Sovyet Rusya’nın geçmişteki, Sam Amca’nın şimdiki “şımarık çocuğu” havasını bir kenara bırakıp, Rus Çarlığı’nı Kafkasya’ya davetinden dolayı tarihsel sorumluluğunu kabul etmeli ve öncelikle Çerkes halkından özür dilemelidir.
Ardından da Gürcistan yönetimi uygar, demokrat ve halkların kardeşliğine inanan, Çerkes soykırımını tanımış bir devlet olarak Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını kayıtsız şartsız kabul etmelidir.
Sonsuza dek, yan yana komşu olarak yaşayacağız!
Anaklia’daki Çerkes soykırımı heykelinin yüzünde bu açık gerçeği görüyoruz!

Sayı: 2012 06
Yayınlanma Tarihi: 2012-06-01 00:00:00

Önceki İçerikAdıgecenin geleceği ve dil bilinci
Sonraki İçerikSoçi Olimpiyatları AP’de gündeme geldi
Jiy Zafer Süren
1951’de Samsun’da doğdu. Üniversite’yi terk etmiş ve muhasebeci olarak çalışarak emekli olmuştur. Çeşitli dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Kafkasya üzerine yayın yapan, As Yayın’ın kurucuları arasında yer aldı. “Çipxe, Kafkas Aile Armaları” (derleme) ve “Tama Bahar Gelmeyecek” (şiir) isimli iki kitabı vardır. Nisan 2008 itibariyle Jıneps gazetesi yazarları arasında yer aldı, Ocak 2011 tarihinden bu yana yayın kurulu üyesidir.