Dinler, diller, halklar diyarında Olimpiyatlar

0
154

Tarihte Nart mitolojileriyle, ateşin çalınması öyküsü ve Kaf dağına sürgün edilen tanrıların buluştuğu yer olmasıyla bilinen Kafkasya; büyülü, gizemli, efsunlu bir coğrafya. Antik edebiyatçılara, klasik edebiyatların önemli yazarlarına, gezgincilere, deniz ticareti yapan kurnaz Venedik, Ceneviz, Yunan tüccarlarına, Cizvit papazlara, zalim krallara, beylere ve daha pek çok kimseye, pek çok alana ilham vermiş, en eski dönemlerinden günümüze insanlığın ilgi odağı olmuştu hep.

Doğudan batıya, batıdan doğuya kavimlerin geçtiği kapıydı burası. Burayı, anlamak, kavramak; diller, dinler, halklar coğrafyası olan ve daha antik çağdan başlayarak pek çok filozofun da Kafkasya için söz ettiği; “dili arıyorsan Persefonede arama, Kafkasya’nın derin vadilerinde ve dağlarında ara” demiş olmalarını anlamak ve kavramaktı. Böylesine zengin, ilginç bu coğrafyaya ait insanların; özellikle tarihini ve Kafkas – Rus savaşlarının tarihini, bölgenin nasıl yakılıp, yıkıldığı süreçleri, sürgünü, kıyım ve savaşları anlamak ve kavramaktı. Kafkasya her dönem konumu itibarıyla dünyada ve bölgesinde stratejik öneme sahipti. Kafkasya’nın stratejik konumu ve Kafkasya’nın Rusya için taşıdığı stratejik önem, pek çokları gibi Fadayev tarafından da açıklıkla ifade edilmişti: “Karadeniz ve Hazar Denizi arasındaki bölge, Rusya’nın bütün Müslüman Asya ile yakın temasını sağlar. Rusya, Kafkas yarımadasından gereken her yere ulaşabilir. Rusya için Kafkas yarımadası, Rus kıyısını Asya kıyısının kalbine bağlayan bir köprü, orta Asya’yı düşman tesirinden koruyan bir duvar. Karadeniz ve Hazar Denizlerini muhafaza eden bir ileri tabyadır. Bu memleketin işgali, devletin en belli başlı görevini teşkil eder”  demişlerdi pek çok araştırmacı Kafkasya için.

Kuzey Kafkasyalılar; Kafkas – Rus savaşları döneminde silah gücünün azlığına karşı; dönemin dev bir gücü olan Rus Çarlığının en üstün silahlarına karşı yüzlerce yıl direnmişlerdi. Dönemin sömürgeci devleti Çarlık İmparatorluğu, Kuzey Kafkasya’nın gelişmekte olan taze güçlerini, ticari ilişkilerini, insanının verimli çabasını, “Kafkas uygarlığına” giden insan birikimlerinin önüne dayattığı işgal ve savaş politikalarıyla engel olmuştu: “Kuzey Kafkasya’da tarihin hatırlayamadığı zamanlardan beri Adıgeler oturuyordu. Klasik devirleri araştıranlarca Zih, Cik, Abey, Kerket, Kasog vb. isimler verilen Adıgeler çok eski zamanlardan itibaren Karadeniz ve Azak sahillerinde yerleşik halde, kuzeyde Don Nehri’ne, doğuda ise evvela Alan, sonra Hazar memleketlerine, nihayet Rusların ortaya çıkışından biraz evvel ise Hazar Deniz’ine dek uzanıyordu. Zih Adıgeler, Pontuslu Mitridat’ın devletini oluşturan 20 kabileden biriydiler. Eski tarihçiler, M.Ö.120’de Mitridat’ın ilk kez Kuzey Kafkasya’ya sefere çıktığında, bölgenin dağlık olması sebebiyle, Zih ülkesinde büyük zorluklarla karşılaştığını” yazarlar.

Tarihte o dönemleri anlatan pek çok antik edebiyat el yazmacısı sefere çıkan Kral Mitridat için; yanında 120’den daha fazla tercüman götürmüştü diye yazmaktadırlar. Daha o zamanlar Kuzey Kafkasya’da yüzden fazla dil konuşuluyordu. Kafkasya tam bir diller, dinler, halklar diyarıydı. Günümüzde bu dillerden kırktan fazlası yazılı hale dönüştürülmüştür. Diğer diller ise varlıklarını hala sözlü olarak sürdürüyorlar. Kuzey Kafkasya’da yazılı olmayan bu dillerden pek çoğu gelecek yıllarda ölü diller arasına girmekle karşı karşıyadır

19. yüzyılda bölgeyi gezen pek çok kişi vardı. Venedik gezgincilerinden biri olan Cenovalı Georgi İnteriano da Kuzey Kafkasya’ya yaptığı seyahatleri anlatırken, Adıgelerin Zih olduklarını yazarken: “Yunan ve Latin halk dillerinde bunlara Zih, Tatar ve Osmanlı’da ise Çerkes, kendi lisanlarında ise Adıge denilmektedir. Onlar, Asya’da Don nehrinden başlayarak bütün deniz sahiline yayılmışlardır. Karadan ise İskitlerle sınırları bulunmaktadır” demektedir. Ayrıca İnteriano, Moğolların saldırı ve şiddetine karşın, Adıgeleri yurtlarından çıkaramadıklarını yazmaktadır. Moğol Altın Ordu devletinin parçalanmasından sonra Ruslar, Adıgelerin topraklarına girdiler. Tarihi Kafkas – Rus savaşları ve Kafkas trajedisi bu dönemlerden başlayarak 19. yüzyıla dek sürdü. 18. yüzyılda Kırım Sarayında Fransız konsolosu Peysonel’in yazdıklarına göre ise o yüzyılda; “Kırım sahilleri ile Taman Limanı Çerkeslerin hâkimiyeti altındaydı.” Osmanlı – Rus çıkar çatışmasıyla başlayan ilişkiler sonucu her iki sömürgeci devlet, Çerkesleri aralarında ezmeye neden olmuştu. Artık bu süreç Osmanlı – Rus savaşları dönemini başlatmıştı. Sonunda Osmanlılarla – Ruslar aralarında anlaştı. Kuzey Kafkasyalıları Rusya kendi “tebası” saydı. Osmanlı – Rusya anlaşmasıyla Kırım müstakil görülürken, Adıgeler, kendilerinden habersiz Osmanlı – Rusya anlaşmasıyla Rusya’ya teslim edilmişlerdi. Olan Adıgelere oldu. Adıgelerin Kuban tarafındaki toprakları ise, devam eden savaşlarla boşaltıldı, Kazaklar buralara yerleştirildi. Devam eden Rus – Çerkes savaşları çetinleşti. Böylece 1864’de Çerkes sürgünü ile Kuzey Kafkasya toprakları tümden boşaltıldı. Çerkesler topraklarından çıkartıldı, süren savaşlarda çok kan akıtıldı. Bugün kanların akıtıldığı o topraklarda Soçi’de Olimpiyatlar düzenlenmek istenmektedir. Tarihi Çerkes toprakları olan ve Rus iktidarlarının akıttığı kanların üzerinde Soçi’de gerçekleşecek ve her dönem barışı simgeleyen Olimpiyat oyunlarını Çerkesler içlerine sindirmeyecek. Rus halkı ve dünya halkları kanların akıtıldığı bu topraklar üzerindeki Olimpiyatları nasıl içlerine sindirecekler?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz