Şarkılar her dilde, şarkılar her renkte

0
272

Yoğun Çerkes nüfusuna karşın şarkılarımızı Türkiye’de bilinir kılmayı yeterince başaramadık.

Kendimize sakladık şarkılarımızı. Hava Karadaş’ın çabalarıyla başlayan süreçte albümlerinde Çerkes dillerinde şarkılar seslendirenler oldu. Dileğimiz giderek çoğalması bu tür albümlerin.

Seda Özdemir, şarkılarımızı duyurmak üzere çıktığı müzik yolculuğunda Çerkes dillerinin yanısıra Katalancadan İbraniceye uzanan farklı etnik dillerde de şarkılar da seslendiriyor.

14 Şubat’ta Beyoğlu Fıccın Restoran’da sahneye çıkmaya hazırlanan Seda’yla şarkılarını, hayallerini ve projelerini konuştuk.

-Farklı dillerde şarkılar söylüyorsunuz. Sadece Çerkes müziğini izleme yolunu seçmeyip dünya dillerine yönelmenizin nedeni neydi?

Doğu ve batı medeniyetlerinin kesiştiği öyle güzel bir coğrafyada doğmuşum ki etnik müziği seçmemdeki en önemli unsur, bu kültür mozaiği içinde büyümüş olmamdır.

Dünya dilleri arasında tabii ki Çerkes dillerinin çok öncelikli bir yeri var benim için. Ve yok olma tehditi altında olmaları da ayrı bir hassasiyetle yaklaşmamızı gerektiriyor. Ama müzik insanlığın ortak mirası. Evrensel bir mesaj vermek istediğim için de bu yolu seçtim.

Adıgece, Abazaca, Osetçe, Çeçence söyleyeceğim ama diğer dillerde de söyleyeceğim dedim.

Ömrüm boyunca tüm hakların acılarını ve sevinçlerini kendi dillerinde şarkılar söyleyerek paylaşmak istiyorum. Şarkılarını söylediğim dillerin konuşulduğu yerlerde şarkılarımı söylemek istiyorum. Halklar arasında bir köprü kurulabilir müzik yoluyla, buna inanıyorum.

Bu yolla kendi kültürümüzü de şarkılarımız aracılığıyla tanıtıyoruz; mesela elimizdeki pheçikler bizi dinleyen herkesin ilgisini çekiyor, soranlar Çerkeslere ait bir enstrüman olduğunu öğreniyor vs…

-Size eşlik eden bir grup var. Folkethnica nasıl kuruldu ve hedefinde neler var?

Arkadaşlarım Ankara Derneği’nde Çerkes müziği yapıyorlardı. Ama solistleri yoktu. Ben de dünya dillerinde etnik müzik yapmak istiyordum. Birlikte çalışmaya karar verdik. Etnik müziğin geniş yelpazesini yansıtan bir isim bulmak adına ‘halk’tan yola çıktık ve etnik olarak da Çerkes olduğumuz için bu iki kelimeyi birleştirerek grubun adını “Folkethnica” koyduk. Batı enstrümanlarıyla etnik müzik yapıyoruz.

Hepimizin okullarını bitirip edindiğimiz farklı farklı meslekleri var ama hayalimiz sadece müzikle uğraşmak. Daha önce Adıgey Cumhuriyeti başkenti Maykop, Kıbrıs ve

Makedonya’da uluslararası festivallere katıldık. 30 Eylül’de Abhazya’da kutlamalara katılmak üzere bir davet aldık.

-Şarkılarını söylediğiniz dilleri biliyor musunuz? Şarkılarınızı söylediğinizde o dili bilenlerin tepkileri nasıl oluyor?

Maalesef hiçbir dili bilmiyorum. Öğrenmek istediğim yeni bir dilde şarkı için söz konusu şarkıyı sürekli, defalarca dinleyerek çalışıyorum. Dili bilenlerden yazılı olarak sözlerini alıyorum. Telaffuz konusunda destek almaya çalışıyorum. En zorlandığım dil Adıgece oldu.

Adıgece konusunda Hayri Kazbek’ten yardım alıyorum.

Dil bilenlerle Adıgece şarkılar için telaffuz çalışmaları yaparken öğrenilmesi çok zor olan bir dil olduğu için doğruya en yakın şekilde söylememin yeterli olacağını söylemişlerdi. Maykop

Festivali’nde şarkı söylediğimde Adıgeler Abaza olduğumu Abazalar da Adıge olduğumu düşünmüşler. Osetçe, Adıgece ve Abazaca şarkılar söylediğim için dil bilmiyor olduğum ihtimalini düşünmemişler. Bir sonraki gidişimde dil öğrenmiş olarak gitmemi istediler.

“Seninle konuşmak, sohbet etmek istiyoruz.” diyorlardı. Bugüne dek olumsuz bir eleştiri almadım.

Ankara Devlet Tiyatrosu’nda Ayşe Emel Mesçi’nin yönettiği Arthur Miller’ın ‘Orkestra’ adlı oyununda İbranice, Arapça şarkılar ve Brecht şarkıları okumam gerektiği için bu dillerde şarkıları öğrenmiştim. İzleyenler arasında bu dilleri bilenler telaffuzumdan dil bilmediğimin anlaşılmadığını söylediklerinde de çok mutlu olmuştum.

-Söylediğiniz şarkıların sözlerinin neler anlattığını biliyor musunuz?

Evet, söylediğim şarkıların anlamını muhakkak öğreniyorum yoksa hissederek nasıl söylersiniz? Bütün şarkıların hikayesi aynı aslında. Nasıl yaşamda sevinç ve hüzün içiçeyse şarkılarda da öyle. Özellikle hüzün beni çok etkiliyor.
Belki de Çerkeslerin yaşadığı acıları yüreğinde hisseden biri olarak o şarkılardaki hüzün bende bambaşka duygular uyandırıyor. Halkların acıları öylesine benzer ki aslında.

Romenlerin o çok hareketli şarkılarında bile hüzün vardır çoğu kez.

“Önümüzde çok seveceğiniz bir yolculuk var. Dünyadaki bütün insanların ortak dili olan müzik rehberimiz olacak. Adıgece, Abazaca, Osetçe de azığımız. Yola böyle çıkıyoruz” dedim ve şimdi İstanbul’dayız.

-Örnek aldığınız isimler var mı?

Olmaz mı? Özellikle Kuşha Doğan’ın yaptığı derleme ve şarkılarla, Azmi Toğuzata ve Hava Karadaş’ın söylediği şarkılarla yıllarca bu toplumun çok büyük bir ihtiyacına cevap verdiklerini, çok büyük hizmetleri olduğunu düşünüyorum. Warada’nın hocası Ruhet

Gürbüz’ün şarkıları notalaştırarak kayıt altına almış olmasını da önemli buluyorum. Yeni Türkü’nün, Kardeş Türküler ve Grup Yorum’un Çerkes dillerinde şarkılar söylemelerinin de çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Abhazya’dan Adıgey’den, Kabardey’den, Osetya’dan gelen kayıtlar da bizim için çok değerli.

En büyük hayalim ilk albüm çalışmamda hem anavatandan gelen hem de diasporada üretilen şarkıları söylemek.

Türkiye dışında etnik müzik yapan tüm grupları ve öne çıkan isimleri örnek alıyorum. Haris Alaxiou, Goran Bregoviç, Vladimir Brağun, Azmi Toğuzata, Hibla Gerzmava, Gogol Bordello, Dikanda, Esma Redzopova, Jasmin Levy vb. Daha sayamadığım birçok isim ve grup var.

-Türkiye coğrafyasında Kürtlerden sonra ikinci kalabalık halkız Çerkesler olarak. Ama Karadeniz müziği diye bir olgu var ve Laz müziği bilinirlik açısından bizim müziğimizden birkaç adım önde görünüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her şeyden önce Çerkesler çok yakın zamana kadar çok kapalı bir toplum olarak yaşadılar.

Müziklerini ve danslarını kendi içlerinde yaşadılar, dışarı taşımadılar. Kafkasya’dan gösteriye gelen gruplar da daha çok dans grupları oldu. Sanıyorum müziği profesyonel bir iş olarak gören insanlarımızın olmaması, müzikle uğraşan insanlarımızın çok az olması ve yapanların da sadece amatörce yapmış olmalarının da bunda ciddi rolü var. Ama bu, artık değişiyor.

Hem internet sayesinde paylaşım arttı, hem duvarın yıkılmasıyla Anavatana gidiş gelişler çoğaldı. Müzik başta olmak üzere çeşitli sanatçılar daha çok gelmeye başladı, bu işle profesyonelce ilgilenenler günden güne artıyor, artacaktır. Mesela Folkethnica’dan sonra farklı gruplar da kuruldu camiamızda. Bu çok güzel bir gelişme.

-Sahnede şarkı söylerken enerjinizi gerçekten de seyirciye geçiriyorsunuz. Belki de tiyatrocu yanınız devreye giriyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Sahnedeyken çok eğleniyorum ve bu da seyirciye geçiyor sanırım. Bir de biz amatör ruhtan yola çıkarak profesyonelleştik, sahneye yansıyan budur belki de.

-2009’da başlayan yolculuğunuz Folkethnica’yı İstanbul’a taşıdı. Bundan sonraki hedefleriniz nedir?

Belki de Çerkeslerin yaşadığı acıları yüreğinde hisseden biri olarak o şarkılardaki hüzün bende bambaşka duygular uyandırıyor. Halkların acıları öylesine benzer ki aslında.

“Önümüzde çok seveceğiniz bir yolculuk var. Dünyadaki bütün insanların ortak dili olan müzik rehberimiz olacak. Adıgece, Abazaca, Osetçe de azığımız. Yola böyle çıkıyoruz .” dedim ve şimdi İstanbul’dayız. Handan Demiröz ve ortağı olduğu CSA Celebrity Speakers şirketi, şirket toplantıları ve konser organizasyonları için menejerliğimizi yapacak. 14 Şubat’an itibaren de Cumartesi günleri Beyoğlu Fıccın Restoran’da programa başlıyoruz.

Dünya dillerinde bir albüm çalışması içindeyiz. Düzenlemelerini Onur Tuna yapıyor. Biz popüler müzik yapmıyoruz, bu nedenle de yolculuğumuz zor oldu. Tırnaklarımızla kazıyarak geldik bu noktaya. Konserlerden kazandığımız paralarla müzik aletlerimizi aldık. Şu ana dek bir yandan da kendi işlerimizi yaparak bu noktaya gelmiştik. Ama artık profesyonel bir yola çıktık ve zorlu bir yol bekliyor bizi.

Uzun süreçte, sürgüne dair bir müzikal yapmak istiyoruz. Nartlardan başlayan ve Türkiye’ye varan bir serüvenin yeraldığı bir proje bu.

Eğer son anda bir aksilik çıkmazsa, Suriyeli Çerkesler için düzenlenen bir yardım konserine katılmak için 16 Şubat’ta Kayseri’de olacağım.

-Çerkesler sürgün edilerek dünyanın farklı bölgelerinde yaşamaya mahkum edildi. Sizce bu yolculuk nereye varır?

“Bir milleti yok etmek istiyorsanız önce dilini yok edin.” derler. Bir yerde okumuştum, bir dilin yok olmasındaki etmenlerden en önemlisi de o dili konuşanların konuşmaktan yani direnmekten vazgeçmesiymiş. Biz dilimizi, kültürümüzü kaybetmemek için direniyoruz diye düşünüyorum. Çerkesler denince sadece danslar akla gelmiyor artık, son zamanlarda dile ilişkin kaygımızı ve taleplerimizi de çeşitli platformlarda dile getirmeye başladık.

-Genç yaşta bir sağlık sorunu yaşadınız. Bunu nasıl aştınız?

Kalp rahatsızlığı geçirdim. 2009’dan başlayarak 4 kez kalp kapakçığı ameliyatı geçirdim.

Son ameliyat geçen sene gerçekleşti. İyileşme sürecini sahnede geçirdim. Çünkü müzik, çocukluğumdan beri tutunduğum en sağlam dayanak benim için. Müzik yolculuğuna Ankara’dan başladım, şimdi İstanbul’dayım. Hedefim dünyaya açılmak, dillerinde şarkı söylediğim insanlarla buluşmak.


Biz, cesur yürekli atların yurdu; dik başlı dağlar ülkesi; ulaşılmaz, asi, özgür, Elbruz dağının, Sosruque’nun, Promethe’nin yuvası; mitolojilerin beşiği; tanrıların beyaz evi Kafdağı’nın güneş saçlı çocuklarıyız.

Acı yüklü gemilerle çıktık yola. Sevgiye, umuda, huzura yelken açtık. Karadeniz’in azgın sularını aştık. Anadolu’ya demir attık. Bozkırın buğday tarlalarında dolaştık. Köroğlu’yla, Kara Yılan’la, Pir Sultan Abdal’la, Şeyh Bedrettin’le tanıştık.

Asya’nın nazlı kızı Mezopotamya’ya indik sonra. Güneşin sihirli renklerini, rüzgarın ritmini kattık ezgilerimize. Nemrut’tan, Hammurabi’den, Hz. İbrahim’den selam getirdik.
Dinlerin kavşağı Ortadoğu idi durağımız. Çölleri de olsa geçit vermeyen, geçtik ezgilerimizle ülkelerinden. 5000 yıllık tarihi ezberledik, notalara döktük.

Eserdi yamaçlarında soğuk rüzgarlar, yine de içimizi ısıttı Balkanlar. Coşkun Tuna nehrini aştık, Rumeli kadının acısını, sevdasını, ‘insan’ın içini kıpır kıpır eden ezgilerini de terkimize kattık.

Bütün dünyayı dolaştık, tüm halklarla tanıştık. İçimizdeki duyguları dünya halklarının ezgileriyle harmanladık. Halklar ve müzikler kardeş olsun, aşık olsun istedik ve kendimize Folkethnica dedik. Tüm dünya halklarına selam olsun.


Seda Özdemir kimdir?

8 Haziran 1984’te Bursa’da doğan Seda Özdemir, Bjeduğ ve Hot sülalesinden. Uludağ Üniversitesi Resim Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Bursa Devlet Tiyatrosu’nda oyunculuk eğitimi aldı. Nezihe Meriç’in “Sular Aydınlanıyordu” adlı eserinde rol aldı. Ardından Bursa’daki Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne geçti ve 1 yıl oyunculuk yaptı. Bursa Derneği’nde başladığı dans konusunda uzmanlaşarak Dans Eğitmenliği Sertifikası alan ve bir yandan da resim çalışmalarını sürdüren Seda Özdemir, Ankara Derneği’nde müzik çalışması yapan arkadaşlarıyla birlikte 2009’da Folkethnica grubunu kurdu.

Seda Özdemir’in şarkı söylediği diller: Katalanca, İbranice, Ermenice, Farsça, Adıgece, Çeçence, Osetçe, Abazaca, Megrelce, Hemşince, Lazca, Gürcüce, Makedonca, Arnavutça, Romence (Gypsy), Rumca, İspanyolca, Özbekçe, Türkçe, Arapça, Yunanca, Baskça, Karaçayca, Hintçe, Azerice, Sırpça, Bulgarca.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here