John Colarusso ile: Abhaz – Gürcü Savaşı, Mitoloji ve Kafkasya Dilleri

0
28

Röportaj: Tletseruk Nahit Serbes
Kültür işlerine ilgi duyduğum için bazı soruların cevaplarını bulabilmek amacıyla zaman zaman oldukça uzaklara gidiyordum. Dolayısıyla, seyahatlere çıkmadan önce görüşeceğim kişilerle iletişim kurar, gerekli randevuları alırdım. Bu şekilde Kanada’ya 2 defa gitmiştim.

İlk olarak Vernon’a Murat Yağan’ın yanına gitmiştim, ikincisinde ise tercümanlığımı yapan oğlum Ender ile beraber Misisipi’de McMaster Üniversitesi’ne, Prof. John Colarusso’nun yanına gittik. Kendisi bizi son derece sıcak karşılamıştı.

2 gün John Colarusso ile beraber olduk. Onunla çalışma ofisinde, yemekte, otomobilinde, yolculuk yaparken sürekli sorulu cevaplı işimize devam ettik. Daha sonra da New Jersey’de 2 gün kalıp, Türkiye’ye döndük.

– Kuzey Kafkasya dil konusunda çok zengin, siz hangi dillere ilgi duydunuz?

-İlk önce çocukluğumun geçtiği New Jersey’de, Adigecenin Bjedug diyalektiğini incelemeye başladım. Ardından Ubıhça ve Abazacayı inceledim. Çalışmalarımın önemli kısmı Adige, Ubıh, Abaza ve Abhaz dillerinin fonetiğine odaklıdır. Bunlar doktora konum oldu ve kitaplaştı.

Abazaca, Abhazca, Ubıhça ve Adigece bir ailedir. Hititçe de onların kardeş dilidir. Adigece bu 5 dile kaynaklık eden daha eski bir dildir. Abazaca muhtemelen bin yıl önce Abhazdan ayrılmıştır. Hiçbir dil sabit değildir, tüm diller değişir. Eğer 3 bin veya 4 bin yıl öncesine gidebilseydiniz, Abazaca, Ubıhça ve Çerkescenin benzer özelliklerini duyardınız.

-Nart Efsanelerini İngilizce olarak 2 cilt halinde yazdığınızı biliyoruz. Biraz da Nartlar’dan bahsetmeye ne dersiniz?

-Nart destanları, çok eski ve çeşitli konulardaki kahramanlık hikâyeleridir. Bu hikâyeler Kuzey Kafkasya’da Çerkesler, Çeçenler, İnguşlar, Osetler, Abhazlar, Abazalar ve onların akrabaları olan Ubıhlar arasında, hatta Svanlar arasında geçer. Nart Destanlarının tamamını, 1968-1971 yılları arasında, Çerkes bilim adamı Hadağatle Asker’in önderliğinde çalışan bir ekip, “Nart Kahramanlık Destanları ve Ortaya Çıkışları” adlı eserde toplamışlardır.

Nartlar hakkında koleksiyonları topladım, tercüme ettim ve sadece iki cilt olarak “Nart Sagas”ı yorumları ile birlikte İngilizce olarak yayınladım.

-Gürcistan, Abhazya sorunu konusunda aktif olarak faaliyetlerinizin olduğu biliniyor, bu konuda neler yapmıştınız söyler misiniz?

-Vladislav Ardzınba ile eski arkadaştık. Kendisi de dilbilimciydi; onunla 1990’ın Haziran ayında, Londra’da tanışmıştık. 1993 yılında Rusya Adalet Bakanı olan Yuri Kalmukov ile de şahsen tanışırdım. Başkan Clinton idaresinde “Bill’in dostları” olarak adlandırılan grup ile 1993’ten 2000 yılına kadar çalıştım. Rus Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in ekibinden, Rus bilgin Emil Pain ile de görüşüyordum.

Washington’daki bir konferansın son günüydü. Ardzınba ile Chirikba, yüzlerinde farklı bir ifadeyle yanıma gelip, Gürcülerin Abhazya’ya saldıracakları konusunda beni uyarmışlardı. Ardzınba, parmağını bana doğru uzatarak “Halkımı kurtarmam konusunda bana yardımcı olmalısın” dedi. Ben de Kanada’ya döner dönmez hemen Washington’u yani Amerika Dışişleri Bakanlığı’nı aradım; onların halka açık bir telefon hatları vardır, oradan Gürcülerin Abazalara saldıracakları konusunu Amerikalılara anlatmaya çalıştım. Ancak hiç bir yanıt alamadım. O yıllarda Gürcülerin devlet başkanı, Gamsakhurdia idi. Ağustos’ta savaş başlayınca Eylül ayında telefonum çaldı, Kongre’den bir asistan beni Amerika’ya davet ediyordu. Bana Washington’da bir düzine heyetle görüşmem konusunda eşlik edecekmiş. Bunlar Ocak 1993’te olmuştu ve Washington ile ilişkilerim de bu şekilde başlamıştı.

Ulusal Bilimler Konseyi diye bilinen, dışişleri bakanlığının istihbarat ve araştırma bölümünde Bill Clinton’un bir arkadaşıyla beraber çalışıyordum. Dışişleri Bakanlığı için politika üretiyor, planlama yapıyordum. Onlara bu harekâtın Gamsakhurdia’yı iktidardan indirmek için yapıldığını, onun yerine Shevardnadze’nin geçeceğini söyledim ve nitekim öyle oldu. Fakat Shevardnadze güç delisi bir adamdı. Abhazya ile diyalog kurma gibi, uzlaşma gibi hiç bir niyeti yoktu, tek bildiği şey güçtü. Amerikan Dışişleri Bakanlığı’yla tartışma yaşadım; çünkü onlar, Shevardnadze’nin yaptığı her şeyi desteklemeye oldukça kararlıydılar. Benim yapmaya çalıştığım herşeyi berbat etmek için de ellerinden geleni yapıyorlardı.

Savaş başladığında, Washinton’un Gürcistan, Abhazya ve özellikle de Kafkasya konusunda bilgisiz olduğu ortaya çıkmıştı. Bazı konuları Amerikalılarla istişare ediyordum. Bu arada anlaşmazlıkların kaynaklarını tahmin etmekte başarılı oldum. 17- 19 Şubat 1993te Atlanta’daki Carter Konferans Merkezi’ne geldiklerinde, Gürcistan ve Abhazya arasında diyaloga öncülük etmeyi başardım. Abhazya heyetindeki Natella Akaba’dan Gürcü meslektaşı ile görüşmesini rica ettim. Bir istek duymasa da kısa bir görüşme yaptılar, ancak sonuç başarılı olmadı.

Amerikalılara savaşı Abazaların kazanacağını söylediğimde inanmadılar. Çerkeslerin ve Çeçenlerin Abazaları yalnız bırakmayacaklarını biliyordum, onlar savaşçı halklardı. Gürcüler değildi. Ruslar Gürcistan’ın arkasında dursaydılar, bu harekât yalnız Abhazya topraklarında kalmaz, büyük ve uzun süreli bir Kafkas savaşına dönüşebilirdi.

– Gürcistan’da, soykırım anıtı açıldı, kitaplar yazılıp, bastırıldı ve Türkiye’de Adigelere dağıtıldı. Gürcüler bundan ne amaçlıyor?

-Gürcistan, Rusya’nın Küba’sıdır. Rusya’nın eşiğindeki Küba’dır. Ruslar kamuoyuna çok önem verirler. Birçok vahşet gerçekleştirirler ama bunlar halka mal olduğu zaman dururlar. Bu, Gürcülerin Rusya’yı kamuoyu önünde küçük düşürmek için yaptığı bir kampanyadır.

Çerkeslerin bu konu hakkında endişe etmeleri gerektiğini düşünmüyorum. Adigelerin gelecek için düşünmesi gereken şey şudur: Sizin katmanlı bir toplum yapınız vardı. Rus işgali ve sonraki sürgünlerle bu toplumsal hiyerarşi sarsıldı. Ama insanlar hala saygınlık istiyorlar. Şimdi toplumda üst tabakalara tırmanmak serbesttir. Bu da toplumda inanılmaz bir ihtilafa yol açıyor. İnsanlar güçlü olmak istiyor, prestijli olmak istiyor. Bunların birçoğunu New Jersey Çerkeslerinde görüyorum. Yani, toplumsal uyum hakkında gerçekten ciddi sorunlarınız var. Eğer Adigece konuşuyorsanız bu iyi bir şey, çünkü bu size söz hakkı veriyor. Şayet hayatta kalacaksanız, bir çeşit vatanınız olmalı. Moskova ile müzakere etmelisiniz, size yeniden vatandaşlık vermeleri için, tek ses olarak konuşmalısınız. Bu yüzden bir Rus diplomatla konuştuğunuzda, size “Sen kimsin?” diyor. Onlar yetkisi olmayan birine bir vaatte bulunmazlar. Bu yüzden bütün diaspora adına konuşacak toplumsal olay ve gösterilerde en önde yer almasına karşın, çatışmacı ortamlarda hep uzlaşma ve Ruslarla diyalogdan yana olan bir liderinizin olması gerekiyor. Her zaman gürültü yapan birileri çıkacaktır. Fakat aranızda yeterince birlik olmalıdır.

Yok olmak istediğinizi hiç sanmıyorum, yok olmanız çok kötü bir şey olur. Çerkeslerin vatanları ile yeniden bütünleşmeleri gerekiyor. Aslında diaspora Çerkeslerinin kimliklerine sahip çıktıklarını görüyorum ve elektronik ortamda çığ gibi büyüdüğünü izliyorum. Bu, hayranlık uyandırıcı birşey, bu konu hakkında Rusların da yol yakınken iyi düşünmeleri gerektiğini sanıyorum, Rusların bir şekilde sizin iyi vatandaşlar olacağınız konusuna inanmaları gerekiyor. Zaten kültürünüzün en önemli özelliklerinden birisi sadık insanlar olmanızdır. Ruslar ile Çerkeslerin karşılıklı olarak birbirlerine destek olmaları gerekiyor. Çünkü Ruslar 150 yıl geçtiği halde, hala sizden korkuyorlar.

Adigeler Ruslar ile görüştüler. Fakat tek bir ses olarak davranmadılar. Bu sorunu çözmeniz gerekiyor. Diasporadan sözcülük görevi üstlenecek bir liderinizin çıkması gerek. Kim olacağını bilmiyorum ama ılımlı olmalı. Çerkeslerin ihtiyaçları hakkında sağlam fikirlere sahip olmalı.

-Röportaj teklifimizi geri çevirmediğiniz için size teşekkür eder, bundan sonraki çalışmalarınızın da başarılarla dolu olmasını dileriz.

-Rica ederim, Türkiye’den buraya kadar gelip beni onurlandırdığınız için asıl ben size teşekkür ederim.

19.10.2012

* Vahşi Tümen: 1. Dünya Savaşı’nda Galiçya ve Batı cephelerinde savaşmıştır. Savaş devam ederken Rusya’da devrim oldu. (1917) O zaman tuğgeneral rütbesinde olan Sultan Kılıç-Giray, emrindeki Kabardey süvarileri ile Kuzey Kafkasya’ya gelip, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nde, Bolşeviklere karşı savaşa katıldı.

(Aydın O.Erkan: Tarih Boyunca Kafkasya Sayfa:124-125 İstanbul,1999, Çiviyazıları)

******

John Colarusso

1945 yılında San Diego’da doğan John Colarussa; Mississippi ve New Jersey’de büyüdü, Harvard Üniversitesi’nde dilbilim üzerine doktora yaptı. Kafkas dilleri ve lehçeleri üzerine uzmanlaştı. Ayrıca, Bill Clinton döneminde, Gürcistan-Abhazya çatışmalarıyla ilgili olarak Amerika adına diplomatik görevler üstlendi ve aynı zamanda Amerikan Hükümeti’ne danışmanlık yaptı. Halen Kanada McMaster Üniversitesi’nde dilbilim üzerine çalışmalarıma devam ediyor.

""

1967’yılında, Harvard’da yüksek lisans öğrencisiyken, üniversiteyi bitirmesinin hemen ardından Ayzenştayn’ın “Vahşi Tümen”* filmini izleyen Colarussa duygularını şöyle ifade ediyor: “O filmin bir sahnesinde Dağıstanlıların dans ettiği bir bölüm vardı. Kendi kendime ‘Tanrım, bu insanlar da kim!’ dedim. Kafkas halkları için dans çok önemli, bu kadar etkileyici dans eden bir millet daha var mıdır? Bilemiyorum. Dans etmeyi seviyorlar ve güven duygusuna sahipler. Yaşadıkları ülkelerin yasalarına sadakat gösteriyorlar, kadına büyük bir saygı var. Şunu da söyleyebiliriz ki aristokratik kültürleri var, karınıza sevginizi halk içinde gösteremezsiniz, bu bir nevi ağırbaşlılıktır”

Sayı : 2013 05

Yayınlanma Tarihi: 2013-05-01 00:00:00