Dağlı halklar ve 1864

0
210

“Orada gök daha mavi, gecelerde yıldızlar daha yakın, ay ise hemen yanımızdadır.”
MÖ. II. Yüzyıl – Appolonis

Dünyanın neresinde olursa olsun işgal hareketleri ve savaşlar, uygarlıkları, kültürleri yok etti. İnsanlar acı çekti, topraklarından sürüldü. Sürgünleri ve kırımları emperyalist işgalcilerin yıkıcı savaşları doğurmuştu. Çarlık, 1864’te Çerkesleri sürgünetti. Yüz binlerce insan, kitlesel ölümler yaşadı. Sürgün; Kafkasyalıların yüz elli yıllık kanayan yarası bir soykırım olarak orta yerde durmaktadır. 1864’te yapılanların üstü örtülemeyecektir. Dayatma ve hegemonya zulüm getirmişti. Çerkesler tarih boyunca hep topraklarında barış içinde; özgür, demokratik bir dünyada yaşamak istiyorlardı.
Kafkasya’nın tarihi, halkların yaşamıyla, aralarındaki ilişkilerigeçmişten günümüze sürdürençizgiyiaktaran tarihtir. Kafkasya; Adıgeler, Abazalar, Asetinler (Alanlar), Çeçenler, İnguşlar, Kumuklar, Avarlar, Laklar, Lezgiler, Lazlar, Megreller, Gürcüler, Ermeniler ve daha onlarca halka “ortak ev” olmuştu. Kafkasya diller, dinler, halklar coğrafyası; gizler, sırlar, efsunlar, masallar, diyarı; düşle, gerçek yaşamın buluştuğu bir coğrafyaydı. Bu coğrafya, dünya tarihinde pek çok dönem pek çok insanın merak ve ilgi alanına girmişti. Kafkasya’yı gezenler, değişik bilgiler edinmişler, hem coğrafya üzerine, hem de coğrafyanın insanları ve ilişkileri üzerine. Tarihteinsanıyla, doğasıyla, dilleriyle, yaşantısıyla, giyim-kuşam, aile-konuk ilişkileriyle, pek çok defa pek çok kimselerce hep merak konusu olmuştu.
Kafkasya’da halklar, aralarında savaşmış, barışmış, anlaşmış ama ortak kültürel değerler etrafında kardeşçe bağlar kurmuşlardı. Türlü haksızlıklara, zorbalıklara, savaş ve işgallere birlikte karşı durmuş; acılara, sürgünlere tanıklık etmişlerdi.
Kafkasya’nın antik dönemdeki kültürüMeot, Sind, Zikh kültürüydü. Bu kültür,Nart mitolojilerinin ürünüydü. Eski Grek söylenceleri, Nartların destanlarıyla buluşmuş, pek çok tarihi anlatımlar her zaman Kafkas destanlarıyla uç vermişti: “Efsanelerin başlangıcı, zamanın karanlık sisli bulutları arasında yükselen Elbruz dağında zincire vurulmuş Promethe mi, yoksa Nart Nesren mi? Kanatlı atlarıyla karlı dağlardan ovalara uçarak inen yiğit Nartlar… Tek gözlü devler… Bunlar eski Yunan mitolojisinden mi alınmış? Yoksa eski Yunanlılar Kafkasya’dan mı gelip Olimpus dağına yerleşmiş?” (Tarih Boyunca Kafkasya. Aydın O. Erkan. Çiviyazıları. İstanbul. 1999.)
Ayrıca Tarih Boyunca Kafkasya’ya baktığımızda: “İnsanoğlu gerçeği tam olarak belki de hiçbir zaman öğrenemeyecektir; fakat nereden bakarsanız bakın karşınıza ‘Kaf Dağı’ çıkar. Peki, bu Kaf Dağı konusunda kimler ne yazmış?” (Age)
Daha MÖ. 2. yüzyılda yaşamış, yedi ünlü bilginden ilki olarak kabul dilen Pitagor (Pisagor) ve öğrencisi Gippas ve onların çağında yaşamış ünlü filozoflar, Kafkasya’ya yönelik pek çok konuları yazmışlar. Pisagor’un ve Gippas’ın çağdaşlarından Appolonis, Kafkasya’ya yönelik: “Orada gök daha mavi, gecelerde yıldızlar daha yakın, ay ise hemen yanımızdadır. Güneş sabah birden üzerimize çıkıverir. Bunların etkisi çobanlar ve hatta sürülerin üzerinde bile görülür. Tanrı kendini insan ırkıyla ilgili kılar, insan ırkına hizmet eder. Dürüstlük ve akıl arayanlar bunları şairlerin anlattıkları Atlas ve Olimpos dağlarına tırmanarak bulamazlar. Yalnızca ruh o kıymetleri bulabilir. Onun ruhu Kafkas dağlarında daha da yükselerek son mertebesine ulaşabilir. Yüce Kafkas’ın havası ruhun gıdasıdır.”(Age)
Kafkasya o çağlarda da ilgi odağıydı. Pek çok yabancı kaynaklarda Kafkas tarihine yönelik geniş bilgiler mevcut. Kafkasyalı kavimlerin yaşam biçimleri, inançları, ilişkileri, pek çok dönem bölgeye ticari koloniler halinde gelmiş kurnaz tüccarlar, askeri stratejistler, köle avcıları, antik el yazmacıları, gezginciler, Kafkasya’yla yakından ilgilenmişler. Daha orta çağdan başlayarak pek çok yabancı, coğrafya üzerine yazılar yazmış. Her biri değişik konular dillendirmiş. Diller, dinler, halklar diyarı bu zengin coğrafya, bitmez, tükenmez konularıyla; her zaman filozofların, seyyahların, edebiyatçıların, serüvenci denizcilerin, kurnaz tüccarların gündeminde olmuştur. Savaşların, işgallerin, direnişlerin, başkaldırıların da merkezi olmuş. Kavimler kapısı, doğudan batıya, batıdan doğuya; Avrupa-Asya bağlantısının yolu Kafkasya; zenginlikleriyle kralların iştahını çekmiş, dünyada her kesime ilgi odağı olmuştu.
Kafkasya pek çok anlatıcının dilinde; masallara, öykülere konu olmuştu. Ateşi çalan ve Kafkasya’ya sürgün edilip zincire vurulan vebir kartal tarafından ciğerleri didiklenen Promete’ye mekân olmuştu. Ejderhaların, tek gözlü canavarların, devlerin; gizem dolu, büyülü, efsunlu masalların ülkesi olmuştu. Pek çok kral, pek çok bey Kafkasya’nın derin vadilerini, dağlarını yurt tutmuş, geleneksel Kafkas kültürel öğeleri Çerkes insanının yaşantısıyla buluşmuştu. Kafkasya’nın her karışında kanlı savaşlar yaşanmış ne çok insan öldürülmüştü. Dünü ve bugünü Kafkasya’da, savaş, işgal, sürgün ve soykırım yok etmişti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here