Hendeğin hukuku ve ‘direnme hakkı’

0
41

Kürt illerinde son dönemde gerçekleşen saldırılara karşı “hendek”lerle karakterize olan direnişe, “hukuk” içinden bir bakış yöneltilebilir mi? Eğer yöneltilebilirse neler söylenebilir? “Hendek”lerin bir şehir savaşının sembolü haline gelmesi süreci, hangi “hak”larla ilişkilendirilebilir?
İlk bakışta ilgisiz ve hatta anlamsız olarak görülse de, savaşın hem tarihsel, hem de güncel/toplumsal biçimi, öncelikle bir “ifade özgürlüğü problemi” olarak nitelendirilebilir. İki bağlamda da Kürtlerin tarihsel olarak kendilerini nitelendirme, ortaya koyma, taleplerini dile getirme çabaları, sürekli olarak çıplak anlamıyla “güç” ile karşılandı. Son dönemde, bu kez, varoluşa ilişkin bu taleplerin “çözüm süreci” adı altında dinleneceği, müzakere edileceği, hatta karşılanacağı taahhüdü ile ilk kez düşüncelerin paylaşılacağı bir zeminin kurulduğu varsayıldı. Fakat bu sürecin sonu da güncel biçimi “seçim hesabı”, tarihsel anlamı ise “devletin geleneksel tutumuna dönüş” olarak ifade edilebilecek bir “masayı devirme” hareketiyle son buldu. İki durumda da, Kürtlerin varlıklarına ilişkin en temel düşünce ve taleplerini müzakere etmek istedikleri, bu isteği “karşısındakini yok etme” fiiliyle yanıtlayan bir yapıyla karşılaştıkları söylenebilir. Onlarca yıldan bu yana süren ve son olarak kent merkezlerindeki direniş hareketleriyle karakterize olan şey budur ve bu, gerçek bir “ifade özgürlüğü” problemidir.
Türkiye’de devletin, düşüncesini açıklayan bir yazar veya gazeteciyi “hapisle tazyik etmesi”, tarihsel olarak “alışıldık” bir ifade özgürlüğü problemidir. Buradaki nitelik, varlığına ilişkin noktaları ifade etmek, gerçekleştirmek ve müzakere etmek isteyen bir halk söz konusu olduğunda da değişmez.
İfade özgürlüğü, burjuva hukuk dünyasında her ne kadar “birinci kuşak haklar” (bireysel hak ve özgürlükler) içerisinde tanımlanmışsa da, bir halk olarak Kürtlerin sürecini tam olarak tanımlayan bir içeriktedir: Kendini ifade etmek, taleplerini müzakere etmek isteyen bir halkın, her defasında “ölümle tazyik edilmesi”. İfadenin engellenmesi, kendisini ifade etmek isteyen öznenin “dışarıyla” (diğer insanlar, devlet vs.) iletişim kurma isteğinin zor yoluyla bastırılmasına ve iletişim zemininin yok edilmesine dayanır. Kürtlerin, büyük zorluklarla kazandıkları ve seçim hesabı ile yeniden yok edilmek istenen varlıkları ve varlıklarını ifade etme süreçleri, bu kez, kent savaşları ile bir başka düzeyde ve bağlamda yeniden tesis edilme aşamasındadır.
İkinci olarak Kürtlerin Türkiye siyasal yaşamına parlamenter düzeyde de katılma tercihleri ve bunun yaşama geçirilmesi, bu yaygın “katılım” durumunun aciliyetle iğdiş edilmesi ve etkisizleştirilmesi refleksiyle karşılandı. Bu refleks, “parlamenter düzeydeki katılım” durumunun ortadan kaldırılmasına değil, Kürtlerin etkinlik duygusunun en yoğun olduğu alanlara yöneldi.
Bir başka ifadeyle, Kürt hareketinin, yaşamın farklı alanlarına doğru yaygınlaşan “etkin katılma” eğilimi, devletin, bu durumu “kökünden ve kaynağında” yok etme çabasıyla karşılandı. Yakın bir tarihte, bu yönelimin, Kürt hareketinin parlamenter düzeylerine de sıçratılması şaşırtıcı olmayacaktır.
Kürt halkının gerek kendini ifade etmek istediğinde, gerekse de bu istekte ısrarcı olduğunda karşılaştığı (başta yaşama hakkı ihlalleri olmak üzere) “hak ihlalleri”, tarihte az görülür bir “direnme hakkı” bilinci doğurdu. Hukuk doktrininde “baskı ve zulme karşı direnme” olarak tanımlanan direnme hakkı; en son, kazılan hendeklerin simgelediği kent savaşında esas olarak “aktif direnme” olarak biçimlendi.
Öte yandan, kent ve ilçe merkezlerine yapılan kuşatmalara karşı, bu kuşatmayı yaracak/hafifletecek ve direnme hakkının pasif biçimlerini gösteren etkinlikler de gerçekleştirildi. Canlı kalkan eylemleri, kuşatmayı yürüyüşlerle kırma, kuşatılan günler boyunca sınırlarda bekleme vb. biçimler Kürtlerin, yaşam hakkı başta olmak üzere ihlal edilen birçok hakkının, aktif/pasif direnme biçimleriyle korunma çabasına işaret etmektedir.
Tarihin birçok kesitinde olduğu gibi bugün de, Kürt coğrafyasında “haksız/hukuksuz” ile “haklı/mazlum” karşı karşıya gelmektedir. Hendekler, hukukun şimdiye kadar yarattığı hak kategorilerini olduğu kadar, bu kategorilerin zenginleşmiş/çeşitlenmiş biçimlerini gösterecek ve hatta yeni hak kategorileri yaratacak denli zengin direniş deneyimlerine sahne olmaktadır.
Tarihte değil; şu anda ve şimdi!

Avukat Denizer Şanlı
Kaynak: sendika8.org

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here