Süreli Yayınlarımız – 2

0
4

Ne biriktirdik?
Jıneps yayınlanmadan önce de süreli yayınlarımızı izlemeye çalışırdım. Abone olur okurdum, arada yazı gönderdiğim de olmuştur. Jıneps ile beraber Türkiye diasporası süreli yayınlarıyla daha yakından ilgilenmeye başladım, incelemeye devam ediyorum. Gördüm ki abone sayısı ayrımsız bütün yayınlarda hep sınırlı kalmış, yayın politikası her ne olursa olsun. Yayın yaşamı da sınırlı olmuş. Bir yıl, iki yıl, üç yıl. Daha uzun ömürlüler parmakla sayılı ama bir yıl ve daha kısa olan epeyce çok. Nüfusu 30 ile 70 bin arasında telaffuz edilen Ermenilerin haftalık bir gazetesi var, bilindik olduğu için başka yayınları da olmasına karşın onu örnek veririz hep. Agos, haftalıktır, 5 bin tirajı vardır, 1996 yılından beri yayınlanmaktadır. Çerkeslerin 3 ile 7 milyon arası telaffuz edilen nüfusu, hiçbir dönem böyle bir şeyi başaramamış. Başarısızlık değil de gerek görmemişler diyebilir miyiz?
Hani bir söz vardır, ‘bugünü düzenlemek, geleceği kurmak için geçmişi doğru bilmek gerekir.’ Geçmişe saplanıp kalmamak ama bilgi edinmek önemlidir. Geçmişte olan-biten, yaşanan üretilen herşey kimlik bazında değerlendirdiğimizde biriktirdiğimiz şeylerdir. Her nesil, devraldıkları mirasın üzerine koyarak sonraki nesle devreder nöbeti. “Dünyayı çocuklarımızdan hatta torunlarımızdan emanet aldık” anlayışı, yaşamın her alanına uyarlanabilecek değerli bir anlayıştır.
Kadim toprakları Çerkesya’da yaşayan Çerkeslerin nesilden nesile aktardıkları yaşam biçimi, sadece bir ritüeller silsilesi değildir. Yaşadıkları hemen her soruna dair kendilerince çözümler ürettikleri ve üzerine koyarak devam ettikleri bir süreçtir. Tarihin kırıldığı 1864’ten sonra Çerkesler iç dinamikleri ile gelişememiş, savrulmuş, zor koşullarda yeniden üretememiş ve gelişim halkası kırılmış, sonrasında dezenformasyon başlamıştır. Şimdi yaşam biçimimizi biraz kulaktan kulağa oynar olduk. Çünkü belgelenmiş yazılı malzemeden yoksunuz. Olabilen kadarını yayınlardan alıntılarla bu köşede paylaşmaya çalışıyoruz.
Yayın yaşamı toplumun sadece kültürel değil siyasi durumuna dair de önemli ipuçları verir. Ne biriktirdiğimiz ya da tersinden ne biriktiremediğimizin yazılı-çizili belgeleridir. Söz biraz suya yazmak gibi, derler ya “söz uçar yazı kalır”. Bu nedenle yazı önemli. Yayınlar da bu anlamda önemli. Çerkeslerin 1911’den bu yana her yayını, kendi dönemine tanıklık etmiş durumda. Kimlik sorununa dair birşeyler söyleyebilmek için tespitler yapıyor kaçınılmaz olarak. Anavatan için, SSCB ve sonrasında Rusya için, Dünya – Türkiye için. Ve tabi ki Çerkeslerin o dönemki durumu için. İlk sayıda neden çıktığını yazıyor, ilerleyen sayılarda gelişen güncel olaylara dair -örneğin Abhazya ve Çeçenya savaşları- durum tespitleri yapıyor. Dünya değişiyor, soğuk savaş bitiyor, SSCB parçalanıyor, yeniden durum tespitleri yapıyor ve irdeliyor. Olmazsa olmaz konu ise Çerkeslik halleri.
Bütün bu incelemelerden anlaşılıyor ki birçok konuda patinaj yaparak gelmişiz bugünlere. Yerimizde saymadık belki ama tam olarak üzerine koyarak gelemediğimiz tespitini yapıyorum. Kuşaklar arası ilişkiler ve çatışmalar (genç – yaşlı), thamade konusu, xabze, dernekler ve örgütlenme, ekonomik sorunlar, seçimlerde tavır geliştirme.. Çoğaltılabilir. Aradan geçen yıllara karşın yayınlarda bu vb. konuların tekrarlandığı, bugün de aynı ya da benzer konuların sosyal medya dahil işlendiğini görüyoruz. Neden böyle? Birikimleri irdeleyip üzerine koymak gibi bir yöntem izlenebilecekken, belki de böyle yapılarak daha az efor ve zaman sarfedilebilecekken her seferinde adeta yeniden başlamak neden? Üzerinde düşünmek gerek. Klasik laftır, geçmişten ders çıkarmak. Böyle bir niyette ortaklaşılabilirse nedenleri niçinleri konuşmak daha verimli olacaktır.

Bu köşe ne amaçlıyor?
Yayınlardan tarih, kültür, sosyal-yaşam vd. örnekleri vermeye devam ederken ayrıca süreli yayınların (dergi ve gazete) ilk sayılarından çıkış nedenleri ile ilgili bilgiler aktarmaya çalışacağım. Kişisel değerlendirme ve yorumlarım da olacak. Katılmadığınız şeyler de olacaktır. Değerlendirmelerinizi, eleştirilerinizi paylaşırsanız yine bu sayfadan yayınlanacaktır. Hepimizi bir araya getiren kimliğimiz, ama tek tip insanlar değiliz biz, farklı düşünüyoruz, öyle de olması doğal. Bizim gibi halkların, kimlik mücadelesinde düşünce/ifade özgürlüğünü savunması çok önemli. Bu konuya biz gazetede önem veriyoruz ve çok sesliliğe köşe yazıları bazında alan açmaya çalışıyoruz ama bu durum bilinmek istenmiyor.
Yayınlar konusunda koleksiyoncu gibi hareket edemediğimi söylemeliyim. Yayınların tümünü ve bütün sayılarını edinmek için bir çabam var. Dijital ortamın nimetlerinden yararlanıp eksiklerimi gidermeye çalışıyorum.
Konuyla ilgili Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı’nın (KafDav) çalışma yaptığını ve arşivinin zengin olduğunu iletmek isterim. Ayrıca Çerkes Araştırmaları sitesinde bir kısım yayın tarandı ve paylaşıldı. Sefer Berzeg’in Çivi yazılarından yayınlanan Kafkasya Bibliyografyası kitabı iyi bir kaynak.
Editörlüğünü yaptığım “İKKD Andaç – 60. Yıl” içeriğinde, süreli yayınlar ve diğer yayınların, arşivimizde bulunanların tümünün kapak taramalarını yapıp ilgili yıllarda verdik. Bunu bir saygı duruşu olarak gördük aynı zamanda.

Öneri
Çok fazla önyargı ve ezber biriktirdik. Fikir sahibi olmanın dayanılmaz hafifliği ile hareket ediyoruz. Bilgi sahibi olup kimliğe daha fazla katkı yapmanın derdine düşmemiz gerek. Bunun için de kimlik mücadelesinde cephemizin aslında çok geniş olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Olası bir yol ayrımına kadar birlikte kat edeceğimiz mesafe gerçekten çok uzun. Ve biz tabi ki ilk adımları atmıyoruz ama yürüyüşümüzün aslında çok başındayız, bunu kabul etmeliyiz. Birbirimizi öteleme lüksümüzün olmadığını düşünmeliyiz. Siper arkası ateş etmek gibi değerlendirdiğim klavye silahşörlüğü tuzağına düşmemeli, birbirimizin gözünün içine bakarak söyleyebileceklerimizi klavye ile yazar hale gelmeli, aksi davranışları sanal alem söz konusu olsa da mahkum etmeliyiz. Yapıcı eleştirilerle –ki eleştiri özünde yapıcı olmak durumunda iken bu vurguyu yapmak üzücü aslında- kimliğe katkının artacağı ve yükseleceği gerçeğini unutmamalıyız.
Gençlerine söz söyleme hakkı verilen, özgüveni yüksek bireyler yetiştirmek için kurgulanmış toplumsal sistemimizin, gençleri sadece hizmet eden el-ayak olan bireyler olarak görmediğini, dinamizmlerini her zaman önemsediğini, yetki ve sorumluluk vermekten geri durmadığını ve dünyayı onlardan emanet aldığımızı unutmadan kimlik mücadelesi vermeliyiz.

SANYO DIGITAL CAMERA

Önceki İçerikKafkasya’da emperyalistlerin konumu
Sonraki İçerikÇerkesten Kürt Kirveye
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here