Süreli Yayınlarımız 1

0
6

Çerkesler XIX. yüzyılda soykırıma uğramış, kadim topraklarından sürgün edilmiş diasporik bir halk.
Stephen D. Sh enfield makalesinden alıntıyla (Sürgün 147. Yıl-Kafdav Y. – 2011); “Henze, ‘Bu büyük göç modern zamanlarda dünyanın bu bölümünde yaşanan şiddete dayalı kitlesel nüfus hareketlerinin birincisiydi’ demişti. Çerkes sürgününün Ermeni soykırımına örnek teşkil ettiğinden hareketle ‘Çerkeslerin başına gelenin en hafif ifadeyle soykırımla mukayese edilebileceğini’ söylemişti.”

Osmanlı topraklarına sürgün edilen Çerkesler, şimdilerde birkaç bin kişinin yaşadığı ülkeler ve milyonlarla ifade ettiğimiz Türkiye dahil 40 civarında ülkeye dağılmış durumda. Türkiye’de de dağınık yerleşim söz konusu. O çok bilindik “Osmanlı iskan politikası” sonucu farklı bölgelerde pek çok yerleşim biriminde yaşıyorlar. Böylesi dağınık bir halk için iletişim çok önemli tabi ki.
Kimlik bilincini/aidiyeti canlı tutmak, dışımızdaki toplumlara kendimizi anlatabilmek, birbirimizden haberdar olabilmek, kültürümüzü yaşatabilmek ve yeniden üretip geleceğe taşıyabilmek vd. nedenlerle olsa gerek iletişim hep önemsenmiş. Türkiye’yi ölçü alırsak 1911 yılından başlayan süreli yayın trafiği söz konusu.
Zaman içinde gazete, dergi ve bültenin yanı sıra iletişimin diğer kanalları da gündemimize girdi. Sovyet döneminde, kısa dalgadan Maykop radyosunun Adıgece yayınlarının cızırtılar içinde dinlendiğini hatırlatmak isterim. Çerkesler olarak iletişim kanallarını basılı yayın dışında iyi kullandığımız söylenemez. Ne radyo, ne televizyon. Kaldı ki basılı yayın konusundaki durumumuz da bana göre iyi değil. Ve şimdi sosyal medya var, sanal alem diyorum. “Mükemmel” kullanıyoruz orayı.“Kafa-göz yaran” ısınma turlarından sonra olması gerektiği gibi; bilgiye ulaşma ve paylaşma, kimliği doğru ifade etme, vd.;amaçlı kullanılacaktır.

Yayın çok mu önemli?
Jıneps ile,“Çerkesler Dünyayı Renklendirmek İstiyor” manşetini atarak amatörce gazeteciliğe başladığımızdan bugüne bir hayli şey biriktirdik. Anılar, dedikodular, tartışmalar..bir sürü şey.
Başlarken bir iletişim kanalı olarak; Çerkeslerin sesini Türkiye’ye yansıtmak, Türkiye’nin diğer halkları ile iletişim kurabilmekte köprü olmak, dağınık yapımızla ilgili olarak bunu bir iletişim aracı olan gazete ile olabildiği kadar gidermek yani birbirimizden haberdar olabilmek, Türkiye kamuoyunun Çerkes sorunu ile de ilgilenmesini sağlamak gibi hedeflerimiz vardı. Çerkes sorununu gazete üzerinden çözmek gibi bir iddiamız olmadığını belirtmeliyim. Ama sorunu görünür kılmak iddiamız vardı.
Bir hatırlatma yapmalı. Abhazya (1992) ve Çeçenya (1994) savaşları. Savaşların başlamasıyla Türkiye kamuoyunda oluşan manzara şuydu: “Neresidir Abhazya, neresidir Çeçenya? Kimlerdir bu Abazalar, Çeçenler? Abhaza, Cücen, Şapşug Türkü müdür bu insanlar?” vd.
Büyük Çerkes Sürgünü 1864’ü temel alırsak, savaşların başladığı 1992 ve 94’e kadar 128 ve 130 yıl geçmişti, yani üçüncü kuşak dönemiydi ve biz neredeyse sil baştan kendimizi anlatma derdine düşmüştük. Hem Türkiye hem de Dünya kamuoyuna. Önemli bir eksiklik değil midir? İletişim kanallarını etkin kullanabilmek, sadece bu konuyu dikkate alsak bile önemli değil midir?

Kafkasya Kültürel Dergi
Sayı 11 Haziran, Temmuz, Ağustos 1966

Abhazya’nın Çok Eski Tarih ve Kültürü

Çeviren: Bek Sultan Batırhan*

1. Bölüm
Bandan milyonlarca yıl önce Kafkasya bölgesi hemen hemen denizle kaplı ve tahminen küçük bir ada durumundaydı. Sonraları deniz çekilmiş ve küçük ada büyük bir berzah halinde uzanarak denizi ikiye ayırmış, bugünkü Karadeniz ile Hazar Denizini meydana getirmişti.
Dünyanın üçüncü (Neozoik) devresinde (Bitki ve hayvanların oluşum devresi – B.B.) Güney Kafkasya’da, özellikle Abhazya bölgesinde insanların meydana gelebilmesi için gayet elverişli iklim ortamı hasıl oldu.
İnsanlığın dördüncü devresinde (Antropazoik) (İlk insan soyunun meydana çıkması devri – B.B.) yaklaşık olarak bir milyon yıl önce burada en eski insanlar meydana geldi.
Arkeolojik eserler, ilkel toplumlara aittir ki bu da eski taş devrinin ilk yarısına -daha önceki veya sonraki devre- aittir. Son Paleolitik devre 800 bin yıl sürmüş ve bizim çağımızdan 40-50 bin yıl önce bitmiştir.
Abhazya bölgesinde insanlar belirmeye başlarken Karadeniz sularının yüzeyi bugünküne nispetle 60 metre daha yüksekti. Bundan dolayı da daha eski devrelere ait insan eserleri bugünkü deniz yüzeyinden 80-110 metre yüksek olan alanlardan yukarılarda bulunmuştur.
Abhazya bölgesindeki ilkel insanlar çoğunluğunca büyük hayvanları (Fil, gergedan, ayı, geyik, sığır ve at…) avlarlardı. İlkel silâhlarla yapılan bu avlanmalar ortaklaşa (kolektif) bir şekilde yapılırdı. Küçük hayvanların avlanmasında bu silâhlar işe yaramamakla beraber avlanma işi yine ortaklaşa yapılıyormuş…
Ateşin elde edilişi ise bildiğimiz klasik usulle yapılıyor, Abazalar fındık dallarını birbirine sürterek ateşi elde ediyorlardı. Bu ilkel usul bir kültür kalıntısı olarak muhafaza ediliyordu. Meselâ: Hayvanlar arasında görülen salgın hastalıklarda –hatta 20. asır başlarında bile- Abazalar bütün ateşleri söndürüyor, sonra kutsal ateşi yeniden elde ederek büyük ateş kümeleri meydana getiriyor, sonra da bütün evcil hayvanlarıyla birlikte kendileri de ateş aralarından geçiyorlardı. Ateşin yeniden meydana getirilişi Abazalar tarafından bir törenle ve şarkılar söyleyerek oluyordu.
Abhazya’da pek çok toplanma yerleri mevcuttu. S. N. Zamyatin’in (1934-1935) başkanlığı altında yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda bu bölgenin 23 yerinde “Toplantı Yerleri”nin kalıntıları bulunmuştur. Ayrıca bu toplantı yerlerinin 3. yükseklik noktasında (35-40 m. deniz yüzeyinden yükseklikte) bulunduğu da bir kural olarak anlaşılıyor. Abhazya’da en önemli toplantı yerlerinin isimleri şunlardır: Leçkoni köyü, Kelasuri (Sohum yakınlarında), Begoveşti ve Ganahlebe köylerinde, Açamçire (Açışvara) ile Gali dağlarındadır. Bunların dışında bu devreye alt abide eserler Kalgahvara, Lihna, Gudauta, Eşera, Makvi, İlori ve başka yerlerde de bulunmuştur.
Bilindiği gibi Abhazya bölgesinde pek çok mağara da mevcuttur. Bunlardan pek çoğu ilkel insanların barınmaları için gayet elverişliydi. Fakat bu alanda pek az araştırma yapılmıştır. Yalnız 1959 yılında Maçarea, Gumista ve Amtkem çaylarının ağızlarında yapılan araştırmalarda 20’ye yakın mağara incelenmiş, ancak bunlardan ikisinde ilkel insanların yaşadığı tespit edilmiştir. Ancak diğer mağaralarda da ilkel insan eserlerinin kalıntılarının bulunması mümkündür. Bu mağaralardan birisinin son toplanma yerlerinden biri olduğu anlaşılmıştır ki burası da Amtikel çayının sol kıyısında aynı adı taşıyan köyün 2 km. uzaklıkta, 15 metre yüksekliği, 19 metre genişliği, 18 metre derinliği olan dik dörtgen şeklindedir. Bu tip mağaralara Abhazya bölgesinde sık sık rastlanır. Meselâ: Ahşıtır (Azımsı ırmağı kıyısında), Kababişinski, Atsınski, Partizanski, Kıva – Çara (200 m. uzunluğunda)…
Eski Paleoitik devre ait insan kalıntıların araştırılmasında Kafkasya’da ilk olarak Hapınıpşahba mağarası ortaya çıkarılmıştır (1960-1961 yıllarında). Mağaranın duvar deliklerinin derinliklerinde çene kemikleri -bütün ve parça halinde- bulunmuştur. Ayrıca kafatası kemikleri, şakak ve köprücük kemikleri elde edilmiş ve bunların başka başka kişilere ait oldukları tespit edilmiştir.

Ekzogamin (Başka Kabilelerden Kadın Alma – B.B.) Gelenek ve Görenekleri

Bu olay birçok milletlerde değişmez bir gelenek olarak devam ettiği gibi Abazalarda da aynen süregelmiştir. G.F. Çursin bu konuda aynen şöyle yazmaktadır. “Abazalar evlenme hususunda ‘Ekzogamin’ geleneklerine şu ana kadar büyük bir ısrarla bağlı bulunmaktadırlar. Aynı aileye mensup olanlar -ayrı bölgelerde yaşasalar dahi- birbirleriyle kesinlikle evlenemezler. Hattâ en uzak bir akrabalık bağları dahi olsa buna uymak zorunluğundadırlar”.
Abhazya’da Meozolitik (Taş devrinin ortaları – B.B.) devre ait bazı buluşların belirli bölgeleri vardır. Bunlardan birisi yukarıda geçen Kıva-Çara mağarasıdır ki onun üst tabakası eski Mezolit devrine (Geniş çapta bitki ve hayvanların türediği devir – B. B.) rastlar.
Kıva-Çara’daki kazılar esnasında 200 parça mamul, 50 parça kemik, 300 adet çeşitli hayvan kemiği ele geçirilmiş veya teşhis edilmiştir. Abhazya’da Neolitik devre (Yeni taş devri – B.B.) ait bazı barınaklarda bulunmuştur ki bunlardan en fazla inceleneni Kustrik çayının ağzında Gudaut dağının kuzey dolaylarındaki Kustrik barınağıdır.
Mezolito-Neolitik devirde insanların soylarının özellikleri maddi delillere ve yaşayış şekillerine dayanarak çözümleniyordu. Maddi delilleri biz Abazalarda akrabalıkları göz önünde bulundurarak etnografik (sosyal) kalıntılardan anlayabiliyoruz. Bu özellikler Abazalarda tamamen aksetmiş durumdadır. Meselâ soyadlarının kuruluşlarındaki Anba, Nanba, Anua, Unanta vs…. gibi. Bunlardan Anua soyu bazı Abaza söylentilerine göre Abhazya’da en eski soydur.
Abaza ülkesinde eski bronz devre ait eserler Medfenlerde (Eski milletlerin defin anıtları) bulunmuştur. Bunlardan ilki Sohum dolaylarında Azant köyü yakınlarındadır. Bunu takiben Eşer, Arandar, Oktar köylerinde ve daha sonraları da Pıshu’da Douyar’ın yanında Kulperhva, Hobi ve başka yerlerde bulunmuştur.
Abhazya’da en eski Dolmen (Medfen) I. No’lu Azant dolmenidir ve yüksekliği 2.6 m.’dir. En uzun dolmen ise I. No’lu Eşer dolmenidir, uzunluğu da 3.64 m.’dir. Abhazya’daki Medfen-Dolmen’lerin yeni devrin 2-3 bininci yüzyıllarının ortalarında yapıldığı tarihçi ve arkeologların fikir birliği ettikleri tarihlerdir. Bu devirlerden sonra artık defin teçhizatı yapılmamıştır. Fakat buna rağmen bu gelenekler (Eski Roma ve Yunan medeniyetine kadar olan Antik devirde) ölüler için uygulanagelmiştir.

(Devam edecek)

*Z.B. Ançibadze – “Eski Abazaların Tarih ve Kültürleri”, Hayk matbaası, Moskova 1964, s. 236.

Önceki İçerik14 Ocak Ajırnıhua (Ажьырныхуа)
Sonraki İçerikSüreli Yayınlarımız 2
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here