Uzlaşma Kültürü

0
304

Hayatın bireysel ve toplumsalsüreçlerinde, kendi gücümüzle, imkân ve kabiliyetimizle aşmakta zorlanacağımız sorunlar ve engeller her zaman önümüze çıkabilir. Ancak, yaşamın devamı için engelleri, sorunları bir şekilde aşmaya, yola devam etmeye çalışırız.
Yaşam veya var oluş mücadelesinde, bulunabilecek en son ve geçerli çözümün adı “UZLAŞMA”dır. Mesela yolda yaya yürürken, üstüne basmak istemediğimiz bozuk bir zemin veya bir su birikintisi önümüze çıktığında, başarabilirsek üstünden atlarız, olmadı etrafından dolaşırız veya yolumuzu değiştiririz. Önümüze çıkan durum karşısında bu bir UZLAŞIDIR.
Veya borç alacak meselesinde sorun çıktı, kaybımızı tamamen veya kısmen kurtarmak isteriz, muhatabımıza kızsak bile farklı yollar ve alternatifler üzerinden anlaşmayı tercih edebiliriz. Bu da bir UZLAŞIDIR. TC Maliye Bakanlığı bile, son yıllarda vergi mükelleflerinden alacaklarını tahsil edebilmek için çeşitli uzlaşma yöntemleri geliştiriyor.
Örnekler çoğaltılabilir. Yani sorunu çözme, engelleri aşmanınen son ve en geçerli yolu “UZLAŞMA”dır.
Eğer, yolculuk toplumsal meselelerle ilgiliyse, genelde sorunlar çok boyutlu ve çok daha karmaşıktır. Bu konuda Çerkes toplumunun bugünkü durumu çarpıcı bir örnektir. Tarihi, kimliği, dili ve kültürü ile bir zamanlar yeryüzünün en güçlü toplumlarından biriyken, uğradığı felaket ve haksızlıklar sonucu yok edilme aşamasına getirildikten sonra,150 yıldan fazladır yok sayılan bir toplumdan bahsediyoruz.
Son yıllarda, Dünyadaki değişimler, bu yok oluşa karşı durma imkân ve fırsatlarını önümüze koyunca, gerek anavatanda, gerekse diasporada yaşayan Çerkeslerin hafızasında canlanan tarih ve kimlik bilincinin yarattığı heyecanla, örgütlenme ve ayağa kalkma çabaları başladı.
Bu doğal gelişmeler sonucu, küllerinden yeniden doğma arzusu ile ortaya çıkan lider kadroların çabaları sonucu, anavatan tarafında, xaseler (dernek) canlanarak Dünya Çerkes Birliğini (DÇB) kurdular. En büyük Çerkes diasporasının yaşadığı Türkiye’de büyük çabalarla Kaffed (Kafkas Dernekleri Federasyonu) oluşturulurken, diasporanın diğer parçaları, Ürdün, Suriye, Avrupa ve Amerika’da yaşayan Çerkes örgütlerinde de ümitler yükselmeye ve canlanmaya başladı.
Ancak toplum buna hazır değildi. Özellikle farklı coğrafyalarda, farklı kültür ve ideolojilerin etkisi altında, 150 yıldan beri kimlik bilincinden uzaklaşarak yaşamış insanların, bir anda ortak akıl ve ortak irade ile ayağa kalkmaları kolay değildi. Ve olmadı.
Her şey doğru ve güçlü örgütlenmeye bağlıydı. Öncelikle, ortak amaç ve doğru hedef için ortak akıl oluşturmada başarılı olunamadı. Her şeye rağmen başlangıçta ümit veren örgütlü yapılar giderek sarsılmaya, etkinliklerini kaybetmeye başladılar. Rusya’da değişen devlet politikaları DÇB’yi etkisizleştirirken, Türkiye diasporasında Kaffed’de gevşemeler başladı. Abhazya’da bağımsızlık ilanından sonra, Abhaz kardeşlerimiz arasında beliren fikir ayrılıkları sonucu Abhazfed’in (Abhaz Dernekleri Federasyonu) kurulması, Kaffed bünyesinde uzlaşma yerine çatışmayı tercih eden bazı grupların, hiperaktif hareketleri sonucu Çerfed’in (Çerkes Dernekleri Federasyonu) kurulması, Kaffed yönetimlerince de uzlaşma aramak yerine dışlamanın tercih edilmesi, bugünkü çok parçalı durumu ortaya çıkardı. Parçalanış daha da devam edeceğe benziyor. Nereye kadar? Oysa bu toplum, çok parçalılığı kaldıracak kadar büyük ve güçlü değil. Dernek ve federasyon başkan ve yönetimlerinin, genelde gönüllülük esasına dayalı amatör kadrolardan oluştuğunu ve çok kısıtlı imkânlarla ve zayıf bütçelerle çalıştıklarını biliyoruz.
Aslında bu örgütlerin söylem ve eylemlerine baktığımızda, farklı hedef ve amaçları sergilemedikleri aşikâr. Söylemleri, aynı şarkının farklı beste ve makamlarda okunmasına benziyor.
Sebep, UZLAŞMA KÜLTÜRÜNDEN uzak, sadece ön yargıya dayalı, dışlayıcı ve suçlayıcı üslupların tercih edilmesidir. Bu yapı ile ne toplumsal güveni arttırarak güçlü bir yapı ortaya çıkarmak, ne de muhatabımız olan devletler ve uluslararası kurumlar karşısında söz sahibi olmak mümkün değildir. Yılda bir gündeme gelen 21 Mayıs anma programları gibi en temel konularda bile diyalog ve kapsamlı iş birliği ortamı yaratılamıyor. Bu nedenle, özgül ağırlığı yüksek, etkili ve yararlı olabilecek, birçok hemşerimizin, kurumsal ve toplumsal hareketlerden uzak durmayı tercih ettiklerini görüyoruz.
Artık bu sorunları geride bırakmanın, daha ciddi ve anlamlı işler başarmanın zamanı geldi diyorsak, toplumsal birlikteliğe olan ihtiyacı görüp, ortak akıl ve ortak irade temelinde, yeniden yapılanmanın gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Bu amaçla, mevcut federatif örgütlerin başında ve içinde bulunan kurmaylarca,tek çıkar yolun UZLAŞMA olduğunu kabul etmeleri, sadece anlaşmak ve uzlaşmak için değil, gerçekleri ve birbirini anlamak üzere bir araya gelip, ciddiyet ve samimiyetle, yüz yüze, göz göze, gönül gönüle konuşarak, en uygun çözüm şekli bulunmalıdır.Bu gibi bir ortamda, kin ve nefret duyguları, kişilerin dünya görüşü, siyasi ve dini eğilimi, rengi kıyafeti vs. bir tarafa bırakılıp, sadece toplumsal sorunlar ve ihtiyaçlara odaklı konuşulmalıdır. Yeterli istek ve samimiyet varsa bu zor bir şey değil.
İhtiyacımız olan UZLAŞMA KÜLTÜRÜ ise, öncelikle karşılıklı saygı temelinde, farklı ve karşı fikirleri de sabırla dinlemek, anlamak, anlatmak, empati kurmak, gereğinde danışmak ve sonuca varmak demektir. Nihai hedef ise, çok sesli ama tek merkezli ve tek kararlı bir yapıda birleşmek olmalıdır.
Kendi aralarında uzlaşamayan, anlaşamayan ve birlik olamayan hiçbir toplumun, hiçbir milletin başarılı olduğunu, zafer kazandığını tarih yazmamıştır. Günümüz şartlarında sadece kendi aramızda ulaşmak da yetmez. Başarı için muhatap devletler, kurumlar, hatta gereğinde düşmanlarla dahi uzlaşmayı becerebilecek diplomasi ve UZLAŞMA kültürüne sahip kurumsallığa ulaşmakgerekiyor. Bu yol ve yöntemler dışında, bireysel kahramanlık hevesleri veya başka hesaplar peşinde, toplumun tamamını kucaklamaksızın öne çıkıp, kendi başına hareket edenler topluma sadece zarar verirler.
21 Mayıs 1864 soykırım ve sürgünü anma olayı, Çerkes toplumunun tarihini ve kimliğini ortaya koyarak, var oluş mücadelesini Dünya kamuoyuna en güçlü bir şekilde duyurmak içinen büyük fırsattır. Bu nedenle işbirliği ile büyük ve ortak bir program gerçekleştirilmesi çok işe yarayabilir. Yukarıda vurgulanan UZLAŞMA KÜLTÜRÜ anlayışı ile bir adım atılırsa belki arkası gelir ve büyük birliğin yolu açılmış olur.
Sonuç olarak, Çerkeslerin meselesi Dünya çapında büyük bir meseledir. Muhataplarımız büyük devletler ve uluslararası kurumlardır. Bu nedenle öncelikle kendi aramızda ve muhatap devletler ve kurumlar karşısında başarılı işler çıkarabilmek için, müzakere ve UZLAŞMA KÜLTÜRÜ ile tanışmak ve bu yolda ilerlemek zorundayız. Gerek anavatanda, gerekse Dünyadaki tüm Çerkesler, en büyük güç ve moral kaynağı olarak Türkiye Çerkes diasporasını görmekte, güçlü yapıyı ve gür sesi Türkiye’den beklemektedirler.

H. Yaşar Nogay

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz