Süreli Yayınlarımız 18-2

0
284

Kamçı

Eylül ayı sayımızın konusu aylık yayınlanan Kamçı gazetesi idi. 1970 yılı Haziran ayında okuyucuyla buluşan ve yedi sayı yayınlanan gazetenin yanıt aradığı bir soru vardı; “Sizce Muhaceretteki Çerkes Milleti için meselelerine çözüm olarak hangisi geçerlidir?” (S. 5, Ekim 1970). Ve üç seçenek sunulmuştu:
– Anavatan bugünkü şartlar içerisinde uzak bir hayaldir. Ve asimilasyon mukadderdir. Dolayısıyla lüzumsuz gayretlerle ütopik fikirlere yer verilmemeli ve toplumun bugünkü rahatı bozulmamalıdır.
– Muhaceretteki Çerkesler olarak örf ve adetlerinin ışığı altında, muhacir olarak yaşadığımız ülkelerde benliğimizi korumaya çalışmamız yeterlidir.
– Kuzey Kafkasya hangi topraklarda olunursa olunsun, Çerkes sıfatından ayrılmaz bir bütündür. Ve ‘ÇERKES’im’ diyen her ferdin temel amacı, anavatan ve oraya dönebilmek olmalıdır.
İkinci ve üçüncü seçenekler, hatırlarız, bir dönem Çerkesleri bıçak gibi ikiye bölmüştü. Seçenek tanımları genel anlayışları tam olarak karşılamıyor olsa da Çerkesler ya “Kalışçı” ya da “Dönüşçü” olmuştu. Aslında birbirini yadsımayan, aksine birbirini tamamlayan/tamamlaması gereken görüşlerdi, öyle olması gerekirdi ama olmadı, olamadı, oldurulamadı. İki tarafın da eksikleri nedeniyle…
Kimliğin korunması, yaşatılması, yeniden üretilmesi ve geleceğe taşınması uğraşısı, her nerede yaşanıyorsa öncelikle gerekli olandı. 19. yy.’da yaşanmış felaketin yani soykırım ve sürgünün dünya kamuoyunda tescili, çifte vatandaşlık ve kadim topraklara koşulsuz geri dönüş hakları yine gerekli olandı.
Gazeteden seçkiler paylaşalım bu sayımızda.
3. sayıda yayınlanan bir “Misak” var. Kuzey Kafkasya, Azerbaycan ve Gürcistan temsilcilerinin 1934 yılında Brüksel’de imzaladığı, Ermenistan’a da yer olduğunu not ettikleri bir misak. Yorumdan anlaşılan o ki Kamçı da sıcak bakmış bu girişime. SSCB’yi yadsıyan, bağımsızlık isteyen, muhtemelen tekil bağımsızlıklara gidiş yolunda güç birliğini ifade eden güneyi ve kuzeyi ile bir Kafkasya Konfederasyonu tanımlayan, Avrupa’da yaşayan anti-Bolşevik göçmenlerden bir çıkış.
Bir diğer yazı da 4. sayıdan bir köşe yazısı. Köşenin adı Kalem, ancak yazarının adı yok. Konu Ürdün Çerkesleri. Filistinliler 1967’deki altı gün savaşlarından sonra Ürdün’e sürülmüştü. Zamanla Filistinlilerle Ürdün Kralı Hüseyin arasındaki gerilim iç savaşa kadar vardı. Olaylar, Filistinlilerin 1971’de Lübnan’a sürülmesine kadar devam etti. Kamçı gazetesi haberi; “Başkalarına ait topraklarda bu gibi dertlerden uzak kalmak zordur… Ürdün’de yaşayan 40-50 bin soydaşımızın durumu da bundan ibarettir… Temennimiz bu ve buna benzer olaylardan alacağımız dersle, artık millet olarak bir bütün olabilmenin, anavatanda ‘kendi kaderini kendi tayin eden’ bir bütün haline gelebilmenin çarelerini araştırmamız…” yorumu ile vermişti. “Kalem” köşesinde ise “Hal böyle olunca Çerkes toplumunun bu kardeş kavgasında yeri ne olmalıdır?” sorusuna yanıt aranmış, seçenekler sıralanmış:
1. Ülkenin çatışan halkları arasında bir denge unsuru olacak davranışlarda bulunulabilir.
2. Olayların Çerkeslere etkisi iyi değerlendirilerek milli bir politika izlenebilir.
3. Anavatana göç etmek için gerekli hazırlıklara ve çalışmalara girilebilir.
Köşe kendi sunduğu seçeneklerden birini doğru bulmuş: “Biz son şıkka katılıyor ve bunun en çıkar yol olduğuna inanıyoruz. Dünyada da tasvip görecek olan bu hareketin bir an önce gerçekleştirilmesi, milletimiz için en şerefli bir davranış olacaktır. Gerçekte de Ürdün Çerkeslerini kader bu yönde zorlamaktadır. Bakalım bu defa milli varlıklarına mı, yoksa yine bir başkasına mı sadakat yemini edeceklerdir?”
1970’lerde Ürdün’deki iç savaş nedeniyle Çerkeslere anavatanlarına dönüş önerilmiş. 2011’de Suriye’de iç savaş başlayınca da akla gelen ilk çözümlerden biri idi bu öneri. “1970’lerde SSCB, 2011’de RF bu öneriye ne der” yorumu yapılmamıştı. Ürdün çabuk yatışmıştı. Suriye’de savaş devam ediyor. Ama RF’nin hiç de sıcak bakmadığı, cumhuriyet yöneticileri konumundakilerin soğuk durduğu, organizasyon için maddi-manevi çaba gösteren sivil organizasyonların susturulduğu, çalışamaz hale getirildiği ortada. Bir strateji belirlenmiş olsa, 19. yy.’da yaşanmış olumsuzluğun telafisi için kadim topraklara koşulsuz dönüş hakkı alınmış olsa, en azından 1997’deki DÇB’nin UNPO girişimi her alanda sürdürülse, farklı bir durum olabilir miydi? Yugoslavya’nın parçalandığı dönemde Kosova Çerkesleri RF Adigey Cumhuriyeti’ne yerleşmişti(1998). Dönemin lideri Yeltsin’in tavrı belirleyici idi. Ancak Suriye iç savaşında Putin’in tavrı farklı oldu. Çerkeslerin durumu lider inisiyatiflerine bırakılabilecek bir konu değildi, olmamalıydı. Halen geç değil.
Bir kez daha altını çizmeli. 1970’leri 2017’de günümüz koşullarında değerlendiriyorum, yorumluyorum. Yargılamıyorum.
Sayı 5 ve yine “Kalem” köşesinden “Nereden nereye” başlıklı yazıda çarpıcı tespitler. Bugün de benzer şeyler konuşuluyor. Belki de “milletimizin kaderinde söz sahibi olmaması gerekenler” deşifre edilmeli idi, ya şimdi, bugünlerde?
Aynı sayıdan “Kamçı” imzalı “Durum” köşesindeki konu ise her daim konuştuğumuz/konuşmaya devam edeceğimiz konu. “Problemlerimizin en önde gelenlerinden biri de, yaşlı ve genç kuşak arasındaki düşünce ayrılığı ve işbirliği eksikliğidir.” tespiti yapıldıktan sonra “Thamade” konusunda deyim yerindeyse “hakiki” ile “sahte” tanımı/ayrımı yapılıyor.

KAMÇI
Sayı: 3 Ağustos 1970

Kafkas halkları, anavatanlarının bağımsızlığı için asırlardan beri çeşitli mücadeleler vermektedirler. Zaman ve şartların aleyhte oluşu veya türlü nedenlerle milli bir hazırlığa daha önceden girişilmemiş olması yüzünden çalışmalar kâğıt üzerinden öteye gidememiştir.
Kafkasyalının hakiki vaziyetini ve Kafkasya Halklarının kendi bağımsızlıklarını elde etmek gayesiyle giriştikleri savaşların tarihini bilenler için 14 Temmuz 1934’te Brüksel’de imzalanan ve dünya kamuoyuna duyurulmak için yayınlanan “Kafkasya Konfederasyonu Misak’ı”, Kafkas Halklarının o günkü siyasi görüş ve düşünüşlerini gösteren bir akt’tır. Ve maalesef bu görüş ve düşünüşler de olumlu bir sonuç verememiştir.

Misak’ın Metni
Şimali Kafkasya, Azerbaycan ve Gürcistan Milli Merkezleri;
– Bir milletin tam inkişafının ancak tam bir istiklal şartıyla mümkün olabileceğini nazara alarak,
– Tekmil Kafkasya kuvvetlerinin tek ve müşterek bir hudut dahilinde birleşmeden, bu gayeye varmanın son derece müşkül olacağına kanaat getirerek,
– Kafkasya milletlerinin hayati menfaatlerinin muhafazasını temin için bunların dış siyaset ve ulusal savunmalarının müşterek bir tarzda idare edilmesinin zaruri olduğuna emin olarak,
– Kafkasya milletlerinden her birinin kendi fikri ve maddi kuvvetlerinin tam inkişafı için elzem olan tamamiyet-i mülkiyesinin hakiki zimanını ancak böyle bir birlik yolu ile bulacağına kanaat getirerek,
– Kafkasya Cumhuriyetleri Birliği esasını kabul etmekle, bütün vatandaşların müzaheretine mazhar olduklarına kuvvetle emin olarak,
– Kafkasya Cumhuriyeti Konfederasyonunun memleketin siyasi ve iktisadi birliğinden ileri gelen siyasi bir şekil olduğunu tasdik hususunda hemrey olarak,
Kafkasya Konfederasyonunun aşağıdaki esaslarını ilân ediyorlar:

1- Kafkasya Konfederasyonu, içte her bir cumhuriyetin milli karakter ve mülkiyet bütünlüğünü temin ederek, dışta bütün cumhuriyetler adına yüksek dereceli uluslararası bir birlik gibi hareket edecektir. Konfederasyonun müşterek bir siyasi ve gümrük sınırı olacaktır.
2- Konfederasyona dahil cumhuriyetlerin dış siyasetleri Konfederasyonun yetkili kurumları tarafından idare edilecektir.
3- Konfederasyon sınırlarının korunması, Konfederasyona dahil cumhuriyetlerin ordularından kurulu Konfederasyon Ordusuna verilecek ve bu ordu Konfederasyonun idareci kurumlarına bağlı tek bir kumanda altında bulunacaktır.
4- Konfederasyona dahil Cumhuriyetler arasında çıkabilecek ve bilvasıta müzakere ile halledilemeyecek her türlü anlaşmazlıklar icbari arbitre veyahut Konfederasyon Yüksek Mahkemesine verilmelidir. Konfederasyona dahil cumhuriyetler, bunların bütün kararlarını kabul ve icra etmeye mecburdur.
5- Eksperler Komisyonu, yukarıda serdedilen esaslardan hareketle bu yakınlarda Kafkasya Konfederasyonu Konstitusyonunun projesini hazırlamakla meşgul bulunacaktır. Bu proje, her cumhuriyetin toplanacak ilk meclisi müessesan faaliyeti için bir esas olacaktır.
6- Misakta Ermenistan Cumhuriyeti için de yer bırakılmıştır.

Şimali Kafkasya Namına:
İbrahim ÇULİK
Mehmet Girey SUNÇ
Talustan ŞAHMAN

Azerbaycan Namına:
Mehmet Emin RESULZADE
Ali MERDAN

Gürcistan Namına:
A. ÇENKELİ
Noe JORDANİYA

Brüksel, 14 Temmuz 1934

Müzaheret: Yardım etme, arkalama, destekleme, arka çıkma
Hemrey: Dayanışma
İcbar: Zorlama, zorunda bırakma
Arbitre: Resmi bir uzlaştırıcı kişi ya da küme
Konstitüsyon: İşlev yapı, bünye
Meclisi müessesan: Kurucu meclis

KAMÇI
Sayı: 4 Eylül 1970

Ürdün Çerkesleri Üzerine

Mutluluğu, başkalarının yıkılan enkazında arayan güçlerin değişik politik oyunlarla senaryoladıkları Ortaçağ’ın karanlık entrikalar zincirinin bir halkası bugün Ortadoğu’nun fikren ve iktisaden geri kalmış halkı üstüne sorumsuzca oynanmaktadır.
Ulusal bağımsızlık savaşı veren dünya halklarının uyanış hareketine hangi sebepten ve nereden müdahale edilirse edilsin sonuç değişmeyecek, hiç bir toplum öz topraklarında yabancı efendilerin gölgesinde yaşamaya zorlanamayacaktır.
Dünyanın en kritik bölgesi haline getirilen Ortadoğuda halen, farklı özellikler taşıyan, fakat köken itibariyle aynı olan toplumlar olduğu gibi, tamamen ayrı bir ulusun mensubu bir toplum da vardır. Ülkede ağırlığı her zaman hissedilen bu toplum, 1864 yıllarında Osmanlı topraklarına göç eden Çerkeslerin oraya yerleştirilmiş bir parçasıdır. Tarihin pek iyi tanıdığı Çerkes Milleti’nin anavatan dışında, Arap ülkelerinde yaşayan bu parçası, yok olmakla var olmanın mücadelesini vermektedir.
Taraflardan hangisinin haklı, hangisinin haksız olduğu hususu konumuzun kısmen dışındadır. Yalnız endişemiz, geçmişte olduğu gibi ters bir yol tutarak yine aleyhlerine sonuçlanacak bir harekete girişmeleridir.
Tarihin seyri içinde, bulunduğumuz ülkelerde verilen mücadelelerin tümünde, milli çıkarlarımızı hiç dikkate almadan, yabancılara hizmet yarışında daima ön sıraları işgal ettik. Buna rağmen aldığımız mükâfatlar, milli benliğimizi zedeleyici olmaktan öteye gitmemiştir. Her zaman yabancı olan Çerkes Milleti, artık geçmişten ders almalıdır.
Bugün kralın galibiyetiyle sonuçlanmış gibi görünen iç savaşın ileride neler doğuracağını kesin olarak ortaya koymak kehanet olur. Ancak Ürdün’ün siyasi, iktisadi ve sosyal yapısı devamlı sürtüşmelere müsait bir durum arzetmektedir.
Hal böyle olunca Çerkes toplumunun bu kardeş kavgasında yeri ne olmalıdır?
1- Ülkenin çatışan halkları arasında bir denge unsuru olacak davranışlarda bulunulabilir.
2- Olayların Çerkeslere etkisi iyi değerlendirilerek milli bir politika izlenebilir.
3- Anavatana göç etmek için gerekli hazırlıklara ve çalışmalara girilebilir.
Biz son şıkka katılıyor ve bunun en çıkar yol olduğuna inanıyoruz. Dünyada da tasvip görecek olan bu hareketin bir an önce gerçekleştirilmesi, milletimiz için en şerefli bir davranış olacaktır. Gerçekte de Ürdün Çerkeslerini kader bu yönde zorlamaktadır. Bakalım bu defa milli varlıklarına mı, yoksa yine bir başkasına mı sadakat yemini edeceklerdir?

KAMÇI

Sayı: 5 Ekim 1970

DURUM

Muhaceretteki Çerkes milletinin sorunlarının müsbet bir şekilde çözümlenebilmesi için, sorunların karmaşıklıktan kurtarılarak basit problemlere indirgenmeleri ve bu problemlerin de teker teker ele alınarak bilimsel çalışmalarla halledilmesi gerekir.
Problemlerimizin en önde gelenlerinden biri de, yaşlı ve genç kuşak arasındaki düşünce ayrılığı ve işbirliği eksikliğidir.
Çerkes milleti, büyüklerine saygı ve güveni sınırsız kabul eden, onlara en büyük değeri veren milletlerin başında gelir. “Khabze” (Adet) denilen yazısız Anayasasıyla bunu belirleyen, karşılıklı saygı ve sevgiyi kaidelerle yasalaştıran toplumun bu tüm münasebetler yönünden günümüzdeki hali maalesef acıdır.
Bu durumun nedenlerini biraz inceleyecek olursak Çerkes milletinin dilinde “Thamade” diye kullanılan kelimenin tarihte “kürsüde dili, harpte kılıcıyla önde olandır” şeklinde tariflenerek bu tarife uygun kişilere verildiğini, kelimenin sevk ve idarede üstünlük taşıyanları belirttiğini görürüz. Ancak, istisnalar dışında bu özelliklerin ortaya çıkması ve kendisinden faydalanılabilmesi için belli bir yaş kıdeminin gerekliliği de ortadadır. Dolayısıyla asıl liyakate değer verilip yönetimde söz sahibi kılındığı halde, yanında yaşın da tali olarak hak kazandığı anlaşılmaktadır.
Son yüzyılda sosyal yapımızda meydana gelen değişiklikler, kaybedilen kendi kendini yönetim hakkı, toplumun içine düştüğü atalet gibi sebepler kelimenin asli manasında deformasyona sebep olmuş ve ters bir durum yaratmıştır.
Bugün; içinde yaşadığı yabancı toplumların verdiklerini kaybetmek istemeyen ve onlara hizmeti kendi milletine hizmetten daha şerefli sayanlar “thamade”dir. Öz toplumunu kişisel çıkarları için basamak sayan ve onlara sahte milliyetçilik gösterileri ile yakınlık gösterenler “thamade”dir. Gençliğin temiz ve doğal heyecanlarını şekillendirmemenin aczi ile onlara kendi dillerini öğrenme gayretini çok görenler ve lüzumsuzluğunu iddia edenler de “thamade”dir.
Hâlbuki günümüzde düşünceler sadeleşmiş ve düşünenler tek bir yöne yönelmiştir; amaç “herbiri eşit ve aynı temel haklara sahip hür kişilerden meydana gelen Çerkes milletinin, anavatanında kendi kendini yöneten bir toplum” olması idealini gerçekleştirebilmektir. Ve bu ideal kendi sorunlarını kavramış, milletine önder olmaya hazır hakiki “thamade”lerin katkılarıyla, yediden yetmişe bir bütünün uğraşıyla er geç gerçekleşecektir.

Kamçı

***

KAMÇI
Sayı: 5 Ekim 1970

Nereden Nereye


İnsan hak ve hürriyetlerine en çok saygı duyulan çağımızda kendi hakkımızı aramamız kadar insani ve tabii bir şey olamazken henüz zamanın erken olduğu fikrinde direnenlerin samimiyetinden şüphe etmemek elde değildir.
Her geçen günün milletimizi nereye götürdüğünü göremeyecek kadar dünyaya gözlerini kapayan, milli bir çağırıya katılamayacak kadar medeni cesaretten yoksun olanlar artık milletimizin kaderinde söz sahibi olmamalıdırlar.
Şurası unutulmamalıdır ki; mensup olduğu topluma ihanetten çekinmeyenler, başka toplumlara asla yararlı olamazlar. Ayrıca ellerindeki maddi imkânlarla bir takım cemiyetsel faaliyetlere sadaka misali bağışta bulunarak halkımızın gözünde büyümeyi hüner sayanlar, mutfak dedikodularıyla ve kapalı oda kulisleriyle milli meselelerimize bir çözüm bulunamayacağını anlamalı, tutumlarını ona göre ayarlamalıdırlar. Aksi takdirde bu gayri milli hareketlerinin vebalini alınlarında tarihi bir leke olarak taşıyacaklar ve gelecek kuşaklar tarafından lanetle anılacaklardır.
Tepki nereden ve ne maksatla gelirse gelsin milletimiz, içte ve dışta var olmanın savaşını vererek “Kendi topraklarında kendi kaderini kendi tayin eden bir toplum” idealine ulaşıncaya kadar mücadele etmek zorundadır. (Kısaltılmıştır).

Önceki İçerik‘Akademik özgürlük’ çalıştayı
Sonraki İçerikTaurid, Kabardeylerin ilk yurdu…
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz