İki öykü

0
534

Simit

Tokat-Zile, 1888

Bugün tam dört gün olacaktı.

Uyanıp yine açlıktan ağlamaya başladıklarını duymamak için çocuklarının, sabah ezan okunurken kaldıkları izbeden sessiz sedasız çıkıp da, hükümet konağının önündeki bezgin ve öfkeli kuyrukta, kişi başına günlük 65 dirhem (yaklaşık 200 gr) ekmek bedelini almak için bekleyeceği dördüncü gün.

İlk gün iyi kötü idare etmişlerdi.

İkinci gün cumaydı. Herkesin merhametinin ve imanının galeyana geldiği gün!

Namaz vakti, cami çıkışında başını önüne eğip, sessiz sedasız dikilmişti. Tanrı şahidiydi, el avuç açmamıştı ama. Bir kaç kişi geçerken üç beş kuruş atmıştı önüne, sevap hanelerine yazılması niyetiyle. Sonra tatil günü olsa da, “Belki” diye düşünenler gibi yine beklemişti kuyrukta. O gün de öyle geçmişti.

Üçüncü sabah, hükümet konağına gitmeden önce, bir şey bulabilir miyim diye dolaşırken sağda solda, iki elma almıştı bir bahçeden dışarı sarkan ağaçtan. Burada çalmak deniyordu Tanrı’nın bu ikramına. Birini öğle üzeri vermişti anneleri çocuklara, ötekini akşam.

Mevsim yaz başıydı. Ebegümeciler bitmişti duvar diplerinde, yol kenarlarında.

“Bunlar çok güzel olur” diye oyalamıştı anneleri çocukları biraz da. Daha da kıyılmıştı içleri.

Bol bol su içirmişti tok tutsun diye.

Oruca dayanamayanlar gibi, uyanıp farkına varmamak için açlıklarının, kâbus gibi olsa da, uyuyabildikleri kadar uyumuşlardı.

Bugün dördüncü gündü. O yine, aklı ve yüreği evlâtlarında kalmışken, hükümet konağının önündeki kuyrukta bekliyordu, kendisi gibi onlarca kişi ile birlikte.

Bir yandan da hesap yapıyordu:

“İki çocuk iki de biz, dört kişi, kişi başı günlük 65 dirhem ekmek parası, dört günde eder neredeyse 2,5 okka ekmek.

İyice doyururuz karnımızı. Belki simit bile alırım çocuklara paraya kıyıp da. Ne kadar da sevinirler kim bilir?”

Bekledi, beklediler,

Hava kararmaya başladı.

Sabırları taştı, kapılara dayandılar, ama nafile!

Zorla dağıttı inzibat bekleyenleri.

Memurlar çıktılar, onlar için güllük gülistanlık olmasa da artık hayat, hiç değilse sıcak çorbalarına kaşık sallamak üzere seyirttiler evlerine. Bazıları çarşıya yöneldi, belki de evlâtlarının sevdiği bir şeyler almak üzere.

O, arkalarından öylece baka kaldı.

Sonra;

Az ileride, sağ köşede bir simitçi ilişti gözüne…

Tereddüt etti önce, iki adım attı, durdu. Gözlerini kapadı, bir izbede gülümsedi çocukları ve…

Umûm Muhâcirîn Riyâseti’ne Gelen Telgrafnâme Sûretidir:

Şimdi Tokad Mutasarrıflığı’ndan aldığım bir telgrafta Kafkasya muhâcirîn-i cedîdesi Zile hükûmetine hücûm ve simid satan tablacıların ekmeklerini yağma ile tayinât talebinde bulundukları iş’âr olunuyor.

Bunlara yevmiye itâsı mutasarrıflığa bildirilmiş ise de buna dair çekilen Fî 19 Haziran sene [1]304 tarihli telgrafnâme-i âcizî cevabının süratle itâsı mercûdur. Fî 23 Haziran sene [1]304

Sivas Valisi Surûri

 

Not: Bu belge 1888 yılında yeni gelen Kafkasyalılar ile ilgili olup, Büyük Sürgün ile gelinmesinden itibaren tayın bedeli ödemeleri çok yerde istismar ve ihmal nedeniyle aksamış, daha az hatta kimi zaman hiç yapılmamıştır.


İki mısır koçanı

Feraceli kadının elinden tutan çocuk, yarısına kadar kemirdiği haşlanmış mısır koçanını fırlattı yere, ardından yaygara koparttı.

“Yemiycem işte, yemiyceeem.”

Kardeşi geri kalmadı bu isyandan. O da yere attı daha bir ısırık aldığı elindeki mısırı.

Kadın, bir şamar indirdi çocuklardan birinin kan oturmuş yanağına, daha küçük olanın kulağını çekti, eteklerini hafifçe sıyırdı, birer sinirli tekme attı mısır koçanlarına, yuvarlandı gitti koçanlar, artık her yeri istila eden üzerine envai çeşit sineği üşüştüğü, kokuşmuş çöp yığınlarından birinin yanı başına çöreklendi ikisi de.

Kadın çocukları çekiştirirken ve çocuklar etleri koparılmış gibi bağırırken avaz avaz, bir ağacın altında başı ellerinin arasında oturan, dilenci kılıklı adam kalktı ayağa, sağa sola bakındı. Birkaç adım attı, tekrar kolaçan etti etrafı. Gelenler vardı, geri döndü ağacın gölgesine. Sırnaşıp selam veren bir kediyi okşarken gözünü çöp yığınından ayırmadı.

İki delikanlı geçti önünden, bir şeyler söylediler, sonra güldüler, adam ne söylediler, neden güldüler anlamaya çalışmadı.

Arkası kesilmek bilmedi gelip geçenin.

Nihayet yakaladı bir fırsatını, kaptığı gibi iki yarım mısır koçanını, bağrına basıp saklayarak oradan uzaklaştı.

(……)

Sevinçle girdi içeriye…

“Bak” dedi “Ne buldum.”

Elinde bir kısmı yenmiş iki mısır koçanı vardı, ışıl ışıldı gözleri.

Kadının da kan çanağı gözleri ışıldadı.

Köşedeki çuvalın üzerinde sarılıp uyuyan iki kardeş kaldırıp başlarını, uyku mahmuru anlamaya çalıştılar olan biteni.

“Yatın daha, yemek hazır olmadı ” deyince anneleri, yeniden koyup başlarını, yutkundular, uyumasalar da uyuyormuş gibi yaptılar.

Köşedeki kırık testiden biraz su döküp yıkadı kadın koçanları.

Sonra mısır tanelerini ayıkladı. Bir tane düştü yere, aradı buldu.

Adam bir ara gözden kayboldu…

Metruk evin arka bahçesinden kopardığı bir demet yeşillikle döndü geriye. Kadına uzattı.

Biraz durakladı..

Aniden ve hiçbir şey söylemeden, kadının söylediklerini de işitmeden çıktı dışarı.

Geri döndüğünde elinde yeşile bürünmüş büyükçe bir ekmek parçası vardı.

Oturdu köşeye, itinayla temizledi ekmeğin yeşermiş kısımlarını. Küçük küçük parçalar kopardı.

Kadın, çıkarttı başındaki Tanrı hediyesi keşanını, silkeleyip güzelce serdi yere.

Yeşillikleri de, mısır tanelerini de böldü ikiye.

Yanına da küçük ekmek parçalarını koydu sayarak.

Duvara yaslanmış gülümserken adam, seslendi;

“Haydi kalkın bakalım uykucular! Yemek hazır!”

Önceki İçerikOubykh Mektupları Haziran 2020
Sonraki İçerikXabze sohbetleri “Xabze Medeniyeti”
Süha Baytekin
1965 Almanya doğumlu. Baba İstanbul, anne Eskişehirli. Haydarpaşa Lisesi ve Marmara Üniversitesi Uluslararası İşletmecilik mezunu. Yüksek lisansını ve doktorasını İstanbul Üniversitesi Uluslararası İşletmecilik'te yaptı. Koç Holding ile başlayıp sayısız firmada yöneticilik, Hamoğlu Holding ile sonlanan, pazarlama, iletişim kordinatörlüğü... Şu anda emekli. Uzun yıllardır sosyal medya ve çeşitli mecralarda yazarlık... 5.000 fotoğraflık eski Çerkes fotoğrafları arşivi var. Kitapları: "Diasporada Çerkes Olmak", "Çerkes Sürgünnamesi", "Kutsal Ay’ın Kızları-1". Basılacak Kitapları: "Kutsal Ay'ın Kızları-2", "Kutsal Güneşin Çocukları", "Diasporik Hikayeler". Medeni durum: Bekâr.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz