‘Ben’ karmaşası

0
129

Sevgili dostlarım, bu yazımda, olabildiğince “BİLGİÇLİK” taslamak istiyorum. Her zaman olduğu gibi. Kızmayın, küsmeyin, darılmayın, saldırmayın ve belge ile eleştiri hakkınızı kullanın. Niyet okumayın. Başlıyorum:

İnsanın ne zaman ve nasıl ayağa kalktığına dair, pek çok tezler, ileri sürüldü. “Ben” diyorum ki şayet insan “YARATILMIŞ” ise yaratanın genetik kodlarını taşımaz mı? Tanrı, “Ben” ile başlayan mutlak gücünü kullanıyorsa, onun eseri olan “İNSAN”ın da benzeri davranışlar göstermesi çok doğal değil mi? Bir de, ilk insanın “Erkek” olması, “ben” ile birlikte “erkek egemen” düzen kurulmuş olmuyor mu? Her ne hal ise, bilinebilen “yazıtlar”da Dinsel (Göksel-Görsel) inanç verileri mevcuttur. Bunları burada sıralamak istemiyorum. Çünkü ilköğretimden başlamak üzere iyi, kötü, eksik veya fazlasıyla okumuş ve okutulmuştur.
Her birimiz ölümden korkarız. İnsan dışı canlılar da korkar. Onlar doğaları gereği kaçar, sığınır, saklanır veya gücü nispetinde kavga eder (kendisini korkutana göre). Peki, insan ne yapar? Yanıt; AKLI ve fiziksel gücü nispetinde korkutana karşı durur veya tedbir alır. Örneğin, yıldırım düşmesine karşı paratoneri bulmuştur. Birbirlerine karşı savaş aletleri icat etmişlerdir. Ama insanlar yani ‘Ben’ “mutlaka öleceğimi biliyorum ve korkuyorum (imanı zayıf, imansız!)’ gibi muhayyel gerekçeler ileri sürseler de onlar da korkuyor! Onun için, en ufak bir rahatsızlıkta duruma göre ya doktora ya da duaya sığınıyor. Ama istisnaları da var. İmkânı olanlar, yani ekonomik anlamda güçlü olanların korkuları ile yoksul ve imkânı yetersizler Tanrı, elçisi ve kitabı yerine yatıra, evliyaya, günlük deyimle hacı hocaya sığınıp ondan yardım dilerler. Yani kendilerinin “Tanrı”dan alamadıklarını bu aracılar vasıtasıyla aldıklarına inanırlar. Neden?

Sayın yoldaş ve arkadaşlarım, “putlaştırılmış” devasa tapınma mekânlarında “Tanrı”yı arayanlar bilsinler ki, “O” hiçbir mekâna ve zamana bağlı değildir. Samimi inançlılar için gezegenin her zerresi Tanrıya ibadet için tapınma yeridir. Bu anlamda, samimi dindarların “putperestliğe” dönüşmemesi için muktedirlerin gösterişine, şaşaasına ve yapay davranışlarına soru işareti koysunlar!

İşte sevgili dostlarım, bu bilinenleri tarihte “BEN” olma ve iktidarı ele geçirme kodu doğasında bulunan insan türleri, tarihin bilinen zaman aralıklı dönemlerinde ortaya çıkmış ve çıkmaya devam etmektedir. Yine bunları örneklemek istemiyorum. Zira hem bilinenin tekrarı olmasın ve hem de şu anda pek çok toplumda benzerleri vardır. Ola ki, “sen kimsin ulan, pislik, tezek, aşağılık, alçak, bölücü, kansız, soysuz, kim olduğu belirsiz, senin geçmişin de karanlık?” vs. gibi kavramlarla muhatap olmak istemiyorum. Aldığım otantik Çerkes terbiyesi ve iş kolum gereği edindiğim disiplin kuralları bu tarz didişmelere engeldir. Gelelim ülkemizdeki mevcut duruma; tekrar ediyorum, hiç kimseyi ne inancından ne de yaşantı biçiminden dolayı üzecek bir düşüncem olmadığı gibi ifadem de olamaz. Sadece mevcut durumu kendimce tahlil ederken bazı kavramları kullanmak zorundayım. Burada da sadece bilinip de azıcık küllenen yaşanmışlıkları hatırlatmak istiyorum. Nedir o? Yanıtım:
Şimdilerde koro halinde terennüm edilen şikâyetlerin unutulan başlangıcını ve birazcık ötesini hatırlayalım. ABD’nin 6. Filo’suna “DEFOL!” diyenlerin karşısında “VAR OL!” diyen milli, dini ve yerli güç odakları kimlerdi? Neden böylesi bir karşıtlık oluşmuştu ve karşıt güçlerin destek aldığı odaklar kimlerdi? Yanıt; bugünkü “sistem karmaşası” o günün desteklenenlerce destekleyenlere bir armağanıdır. Hatırlayınız, ABD‘ye gidip başkanla birlikte dünyaya verilen mesaj ve fotoğrafı…! Ve ABD Başkanı’nı? Sonrasında çok az zaman aralıklarıyla devam eden zincirleme olayları. En azından 1 Mart tezkeresinden yola çıkarak günümüze bir yolculuk yapın. Unutkan bir toplumuz. Çünkü nişasta ağırlıklı besleniyoruz. Bunu teyit eden rahmetli Turgut Özal’ın “UNUTURLAR- UNUTURLAR!” sözünü, “van minütü, çuval hadisesini, alçak koltuk olayını!”

Görüldüğü gibi hiçbir şey tesadüfi değildir. Dünya egemenleri olarak görülen güçlerin “GÖRÜNMEYEN ÜST AKIL ODAĞINI” daha iyi anlamanız için bknz. ESSENİLER ve Hz. Musa’nın hayat hikâyesi, hepimizi şaşkına çeviren ve “Allah-Allah!” dedirten “Ergenekon” üst kavramı ile TSK’ya uygulanan akıl almaz müdahaleleri.
Bizim yönetim kadrolarında değişmez bir slogan var: “DIŞ GÜÇLER!” tekerlemesi. Bunun neden ve niçinini ise yine “Bizi çekemiyorlar. Topraklarımızda gözleri var!” ve daha niceleri ile açıklamaları… Bunların kim olduğu da meçhul. Her olumsuz olayda kusuru bu odaklara atarak uysallaştırıldığımızı unutmayalım.

Notlar:
– Firavun=ФIыр гъэунэ. (Унэ=ev, фIы=iyi) Адыгэ-Adige lehçelerine göre okuyunuz.
– Ramses = Рам – рэ – сэрэ. УЭ-РА? Burada “BEN” ile “RA”nın ikilisi mi söz konusudur?
– Taha=Тхьа. Bu kavramı, dili bilen dildaşlarım biliyor. (Taha suresini okuyun)
– Mısır= Egypt(ing). Etimolojik kökeni nedir? Еджэ – пэт, ben böyle uydurdum.
– Nil = Bu kavramın, Arapça veya Eski Yunancaya bağlanması bir teslimiyettir.

7000 yıllık Mısır tarihi ve uygarlığında bazı kavramların bu iki merkeze bağlanıyor olması bir dayatmadır. Peki nedir? Yanıt; ben de diyorum ki Ны – Anne, Лъы- Kan (Adigece). Annenin kanlı göz yaşı. Hz. Musa’nın Nil Nehri üzerinde bir sepet içerisinde bulunması hikâyesi enteresan değil midir?

– Musa=Мусэ. Besleney boyu mensubu bir Adige ailesinin otantik soyadıdır. Усэ (şiir). Му-Мы (Olumsuz ön ek). Hz. Musa ile kardeşi Harun ilişkisi bir done olabilir. Merzifon’un Tavşandağı isimli Çerkes köyünde ve Kafkasya‘da Karaçay–Çerkes otonom bölgesinde yaşarlar. Tavşandağı’nda bulunan ailenin bilinen aile reisi Arif Öncül’dür (Мусэ). Çocukları Ahmet (Abed), Şakir, Huriye (КуакIуэ), Beşir, Nuriye (Цацэ), Yaşar; küçüklerinin ismini hatırlamıyorum. Arif Öncül’ün (Мусэ) eşi, rahmetli ASEMİN benim öz halamdır.
– Nuh=Ныхь, Къуэхь, Къухь, Кьуафэ (bu kavramlar Nuh tufanının bir tarafıyla izahı için doneler olabilir mi?)
– Hud = Ухъыд-Ухъыдын-УхъыдакIуэ (bu kavramlar da Hud’un görevini ifade etmektedir.)
– Taha =Acaba bu kavram da “Тхьа” olabilir mi?
– Elif-Lam-Mim= Bunun Adigecesi bana göre net ama, din âlimlerimizden bilgi bekliyorum.
Özel Not: Adige abilerimden, yaşdaşlarımdan ve küçüklerimden istirham ediyorum; bugüne dek tarihimizle ilgili yazılanları okumadan, irdelemeden; sanki hiçbir şey yazılmamış, hiçbir şey kayda geçmemiş anlayışı içinde olmuş, oturmuş ve kabul görmüş bazı kavramları kendilerince yorumlayıp sunmaları genç insanların kafalarını karıştırmaktadır. Lütfen, tarihimizle ilgili gerçekten bir şey arıyorsak ve bunda samimi isek aşağıdaki dört soruya yanıt arayalım. Teşekkür ederim.

1- Adigeler tarihte yazı kullandı mı?
2- Adigeler evrensel anlamda uygarlık tarihine katkı sağladılar mı?
3- Adigeler, herhangi bir anlamda devletleştiler mi?
4- Adigelerin kadim anayurtları sadece bugün bilinen topraklar mıdır?

Vladimir Ayüdzba
Dostlarım, güzel bir insan ayrıldı aramızdan. Vladimir Ayüdzba (Vova). İnanın yaralıyım. Ağlamak geliyor içimden hıçkıra hıçkıra. Ama kime ve nasıl duyuracağımı bilemiyorum. Sadece kendim duyuyor ve acısını sindirmeye çalışıyorum. Kısa bir zaman önce de Abhazya’nın yiğit savaşçısı Yura Musa Şenıbe’yi kaybetmiştik. Dileğim, Abhazya şu anda bulunduğu durumu bu ölümsüz kahramanların yüce idealinde yaşar ve yaşatır. Tanrıdan rahmet diliyorum. Tüm Abaza halkının ve Abhazya’nın başı sağ olsun. Kederli ailesine sabır diliyorum. Tanrım, bize başka bir acı ile unutturma.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here