Çerkes malı

0
192

Gün geçmesin ki Çerkeslerin yoğun bulunduğu tartışma platformlarında birileri Çerkes Solu-Çerkes Sağı tartışmaları açmasın. Fakat gün geçiyor, bu tartışmalar açılıyor, süregenleşiyor, gündemdeki yerine konumlanıyor. Ben de o zaman size sağa-sola bulaşmış bir Çerkes malı hareketinden bahsedeyim, belki buradan çıkılacak yolla bu “sağ-sol” tartışmaları daha sağlıklı bir pozisyona konumlanarak tartışılır. Geziyle politize olan mizah (kara mizah) anlayışının halklar nezdinde ürettiği bir sloganın Çerkesler için öznelleştirilmiş halinin konu başlığı “Çerkes Malı”, bahsini ettiğim slogan ise “Kahrolsun Halkların Salaklığı”dır. Konunun en başlarından belirteyim, bu “salaklığı” Çerkesler içinde belli bir zümreye hitaben değil, aksine her zümrenin içinde bulunan salaklara hitaben yazıyorum.

En başta kendi okuyucularımın okumakta es geçebileceği fakat “halkımızın salaklarının” mutlaka okuması gerektiği bir zirve not yazıyorum: Güneşin doğduğu yöne doğu denir, güneş doğarken yüzünüzü güneşe dönüp sağ kolunuzu kaldırırsanız kuzeyi, sol kolunuzu kaldırırsanız güneyi bulursunuz. Eğer bahsettiğiniz sağ-sol buysa, hatırlatmak isterim. Sağ denilen şey bu ülkede “milliyetçiliği-muhafazakârlığı”, sol denilen şey de “sosyal demokratlığı-sosyalist düşünceyi” ifade ediyor. Kendinizi hangi tarafta hissettiğinizle hiç ilgilenmiyorum, fakat kendinizi ait hissettiğiniz tarafları öğrenmeniz gerektiğini de ayrıca belirtmeliyim. Yoksa halkımızın “salağı” olmaktan kurtulamayacak, aksine bu salaklık sizde perçimlenecek ve gözünüze perde gibi inerek kendi onurunuzun bile kabul edemeyeceği “rezil” bir hayatın neferi haline getirecektir. En başta insanlık onurumdan gelen ve sizin tesadüfen de olsa insan oluşunuzdan kaynaklanan bir sorumluluk duygusuyla yazıyorum bunu. Diğer bir konu ise içimde zerre kadar hissettiğim aidiyet hissinden kaynaklı. Tesadüfen de olsa aynı halkın, aynı tarihin, aynı kaderin silsilesiyle ortak bir aidiyet hissimiz oluşmuş. Bunun da mutlaka bana ve birçok insana yüklediği bir sorumluluk oluyor. Ha, eğer siz olayı doğru anlamışsanız, hâlâ sosyal medyada olduğu gibi sürdürmekte ısrarcıysanız; hakikaten tanrı varsa, bizi ve tüm halkları sizin illetinizden korusun. Çünkü siz artık markalaşma yolunda giden “mal” sıfatındasınızdır. Markanızı yaymak ve ticari olarak yayılmak hisleriyle çamura bürüyemeyeceğiniz tek bir parçanız kalmamış demektir o zaman. O zaman da benim ve birçok kimsenin vazifesi, halkını “markalı mallara” karşı olağan gücüyle savunmaktır. Bu da bu yönden bence kendini halkına adamış her kişinin sorumluluğudur.

İnsan yaşayarak öğrenen bir canlı, sonradan öğrenir. Hatta bu topraklarda bir söz der ki “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp” ve Çerkeslerde “ayıp” yüz kızartıcı bir durumdur. Eskiden yüzü kızaran bir Çerkes (ayıp eden) yurdunda bile barınamazdı. İntihara kadar yolu olurdu ve bu yüzden insanlar ayıp etmemek için ekstra çaba sarf ederlerdi. Bu kendiliğinden, yaşanılarak, tecrübelere dayalı nizami-hukuka biz Xabze deriz. Yazılmamış Anayasa’dan ziyade, yürürlüğü, tecrübeyle sabit toplumsal hukuk-vicdan diyebiliriz Xabze’ye. Ee, sadece dilimiz değil kültürümüz de asimile oluyor dediğimizde, ayıp ettiğinde yüzü kızarmayan Çerkeslerin dolup taşmasıyla belirginleşiyor değil mi? Bununla yola çıkarak, toplumumuzun doğaya, kadına, halklara, özgürlüğe, adalete ve kendine karşı değişen bakış açılarını tartışabiliriz. Hatta birçok yerde “gündem olamayan” tartışmalar da oldu. Fakat bizim konumuz; “Çerkes Malı”nın, “Çerkes Sağı-Solu” diye açtığı, iki tarafla da alakası olmayan, bomboş ve uzun bir tartışma. Bilmemek ya da çarpıtmak. Aptallık ya da hainlik. Gelin tek tek bakarak, sağımızı-solumuzu tanıyalım!

Popüler olan Çerkes Sağı(?)

Gündemde sürekli taarruzda olan, nüfuz eden, tartışmalar açan, tartışmalar yaratan ve adına başkaları tarafından “Sağ” eklenen Çerkeslerin, “Çerkes sağıyla” ne alakası var? Onlar olsalar olsalar Türkiye Sağı olurlar. Türkiye sağının politikalarının nüfuz ettiği Çerkesler olabilirler. Mantıksal olarak bakınca, eğer bir “Çerkes Sağı”ndan bahsetmemiz gerekse bu sağın gündemi yurdu, dili, kültürü, tarihi, geleneği vs. olurdu. Halbuki gündemdeki “Çerkes Sağı” yurdundan bihaber, dilinden vazgeçmiş (Latin-Fars alfabelerini önemseyen), halkını “Kafkas” figürü üstünden tanıyan, bu figüre sürgün coğrafyalarının değişik ülkelerinde yüklenen anlamlar ile bağlı, kendi tarihini, sürgün coğrafyalarını resmi tarih kitaplarından öğrenen, yıllar önce birilerinin “kıvam” politikalarının bugün öngördüğü düzeyde “kıvama gelmiş”, bulundukları ülkelerin yılmaz “vatan savunucuları”, “askerleri”, “kurtarıcıları”, “kahramanları”, “yediği kaba pislemeyenleri”dir. Ben kendim ideolojik anlamda bir Anarşist olarak; popüler olan “Çerkes Sağı”nı bir sağ olarak tanımıyorum. Bir “mal” olarak tanıyorum. İktidarın, adını gazlayarak sağına aldığı ve ne olduğunu bilmeyen, söylendiği şey olan “sağ malı” olarak değerlendiriyorum. Ben sağa en çok da böyle “malları” üretmek için bir araç olduğu için karşıyım. İktidarın, otoritenin her söylediğine inanan ve ne için dövüştüğünü bilmeyen “malların” dünyaya, insanlığa, kadınlara, işçilere, doğaya kazandırabileceği hiçbir şey yoktur. Ama kendini milliyetçi addetmekten hoş olan kişileri de kimin milliyetçiliği yaptıkları konusunda bilinçli olmaya çağırıyorum. Yani eğer siz bir Çerkes sağı davasının neferi olacaksanız sizin yolunuz bir hayli uzun. Çünkü en başta sürgün coğrafyalarında dahili olduğunuz ülkelerin size nüfuz ettirdiği ulusal bilinçten, etnik tarihten, geniş figürlerden kurtulmanız ve daha sonra kendi ulusal bilincinize kavuşarak tarihinize hakim olmanız ve kendi figürünüzü tanımanız gerekecek. Bu anlamda, bu anlamın karşısına doğurduğu “Solla” bu topraklarda “ilkesel” tartışma dışında hiçbir sorunu da yoktur. Zira zaten Lenin “ezilen halkların milliyetçiliği”nde bugün Çerkeslerin Türkiye’deki durumuna uygun, kabullenilebilir bir zemin hazırlamıştır. Bu topraklarda Çerkes Milliyetçileri, neden Çerkes Sosyalistleriyle tartışsın ki zaten? Ne Sosyalistlerin istekleri Milliyetçilerin istediklerine ne de Milliyetçilerin istedikleri Sosyalistlerin isteğine aykırı değildir. Bir tartışma meselesi bile değildir. Yoğunlukları farklıdır. Fakat ikisi de iktidar değildir. İkisi de bu ülkede bir iktidar istememektedir. Bu ikisinin birbiriyle tartışmak için bir sebebi yoktur, bu ikisiymiş gibi malların birbirleriyle aralarında sembolik sloganlara dayalı bir tartışma vardır. Belli bir açının “malı” olmuş “bazı Çerkeslerin” açılarının kullandıkları slogan yönündeki tartışmaları, “Çerkes sağı-Çerkes solu” tartışması falan değildir. Hatta aksine, bugün görünen köy, kibirlerini aşan sağcı-solcu grupların bir gerçeklik etrafında ortaklaşabildiklerini de göstermektedir. Yurdunu ulusuyla önemseyen Çerkeslerle dünyayı eşitlikle arzulayan Çerkeslerin bir tartışması değil aksine tartışmalarda ortak üslubu görülmektedir.

Popüler olan Çerkes Solu?

Sol, yapısı itibariyle ezilmekte olan halkların adaleti, eşitliği gibi kavramlara sarılıdır. Popüler Çerkes Solu’nda bir yanılgıdan bahsetmek, bu yanılgıyı aşmış hareketlere de genellenebileceği için apayrı ve istemediğim bir haksızlık olur. Bugün Ümit Örten gibi, Nartan Mefewud gibi insanların ne solla ne de Çerkeslikle ilgili çelişkili durumlarından bahsedemeyiz. Fakat bir şekilde ortaya çıkmış eskinin “yetmez ama”cıları, yeninin “diktatör karşıtçıları” var. Onların siyasi “sol” söylemleri ve bugün onların ortaya çıkardığı “halkların mücadeleciliği” sağlıklı değil. Çünkü kendi bünyelerinde barınan ve hâlâ bu söylemlere yakışmayan, bunu içselleştirememiş, solu araçsallaştırmaya kalkan “malları”nı yok sayamayız.

Çerkes Sağcısı, Çerkes Solcusu olmak sorun değil. Ama bu ikisinden biri olduğuna inanan bir “Çerkes Malı” olmak büyük bir sorun. Buna inanmadan, bunu araçsallaştırarak “markalı mal” olmak büyük bir tehlike. Biz de bu “mallara” karşı artık daha dikkatli olmalı ve onların saçma tartışmalarına araç olmaktan uzakta kalmalıyız.
O zaman bir daha yazılı sloganları hatırlatarak yazımı tamamlayayım:
“Yaşasın Halkların Kardeşliği”.
“Kahrolsun Halkların Salaklığı”.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here