Bilinenden bilinmeyene yolculuk

0
490

Sevgili dildaşlarım, biliyorum ki her zaman olduğu gibi “Biz de varız!” diyerek, bu varlığımızın kabul edilmesini istiyoruz. Yıllarca verilmesi istenen mesaj budur. Ve doğrudur. Ancak, ”KİMDEN, NİÇİN, NEDEN ve NASIL?” sorularının yanıtı, ya “YOK” ya da “MUALLAKTA”. Zaman zaman, durum ve şartlara uygun olarak “YOKSUNUZ!” veya “VARSINIZ AMA!” ile geçiştirilen bir durum. Yukarıdaki soruların yanıtını gelin birlikte şöyle kıyıcığından da olsa yanıtlayalım ama önce yeryüzünde, “herhangi bir coğrafi bölgede” yaşayan, farklı kültürel hakların iadesi barış içinde alınmış veya verilmiş midir? Yok, yok, gene YOK! Eee, bize verilecek midir? Soru soruları doğuruyor hesabından bir soru daha. Biz Çerkesler bu anlayış ve işleyişin istisnası mıyız?

Sevgili dildaşlarım, “öyle olmadığımıza göre” ne yapacağız? Önce, biz Çerkesler kimseden “hak” talep etmiyoruz. Bilinebilen tarihten bu yana, sahip olup da güçler dengesi sonucu gasp edilen özgün hakkımızın iadesini istiyoruz. Bunun adı “HAK” talebi değildir. Peki,
1- Kimden? Yanıt; gasp edenlerden.
2- Niçin? Yanıt; varız ve insanız.
3- Neden? Yanıt; insanlık camiasının yani beşeriyetin tarihen bir parçası olduğumuzdan.
4- Nasıl? Yanıt; işte buna verilecek yanıt hayati bir önem taşıyor. Ve ayrışmalar da buradan başlıyor. Bu anlamda ayrılıkların pek çok adını sayabiliriz. Ne var ki son yarım yüzyılın en belirgin ayrışması; A) “Anavatana kesin dönüş”, B) “Bulunduğumuz gurbet coğrafyalarında, kimliğimizle var olabilmek” üzerinedir.

Sevgili dostlarım, hangisi daha doğru veya gerçekçi? Dildaşlarım, burada “TEORİ” ile “PRATİK” ikileminde (gelgitinde) bir kural vardır, o da şudur. “PRATİK, DOĞRUYU BELİRLER”. İşte “Kamçı” kadrosu bunları tartıştı. Ve kararını “Anavatana Kesin Dönüş” olarak belirledi. Peki, uygulama nasıl olacaktı ve önce kimler dönecekti? Bu da uzun uzun tartışıldı. Ve yine bir karar oluştu. Şimdilik, kadro içinde durumu “müsait olanlar” olarak tanımlandı. Kim veya kimlerdi bunlar? Yanıt; görüşülen dildaşlardan, “Gönüllüler” tespit edildi ve tek özellik “GÖNÜLLÜLÜK”tü. Kadro dışında gönüllüler de mevcuttu. Onlara d, “KAMÇI” kendi prensipleri çerçevesinde tavsiyede bulunarak, elinden geldiğince maddi ve manevi olarak yanlarında olacağını iletti. Bunları burada ismen yazmayı gereksiz buluyorum. Çünkü o fedakâr kardeşlerimizi anavatan meselesi ile ilgilenen, her kardeşim bilir.

Sevgili dildaşlarım, her konuda iyi niyetli ve samimi olmak elbette ki insan olmanın vazgeçilmemesi gereken bir erdemidir. Ne var ki bilgi, yetenek ve imkân denilen kavramlara sahip olmak kolay değildir. Yıllarca içinde yaşadığımız toplum ve coğrafyanın bizde bıraktığı değerler vardır. Bu tablo içinde “KARAR VERİCİ” olanlar istem dışı gelişen olaylarla zaafa uğrayabilirler. Ve eylemlerinde aralanmalar gelişebilir. Maalesef “KAMÇI” kadrosu bu anlamda eylem kesikliğine uğradı. Bu aralamayı ise “YAMÇI”ya örtünerek gidermeye çalıştı. Ve doğal olarak bazı sapmalar da oluştu. Dolayısı ile bir plan dahilinde olması gereken “KESİN DÖNÜŞ” eylem, kişiselleşti. Ne var ki yine de belli oranda “KADRO”NUN temenni öğretisinden geçen kardeşler, ciddiyetle hedeflenen, amaca yönelik KESİN DÖNÜŞ yapanlar oldu. Onlara minnet ve şükran borçluyuz. Bugün anavatanda başarılı bir yaşam sürdürmektedirler. İnanıyorum ki her şart ve koşulda şimdilik kişi bazında da olsa bu eylem devam edecektir. Bu konuda dileğim ve temennim, mümkünse her aileden veya her boydan uygun ve müsait olan kişi veya kişileri anavatana göndermektir. Ve onların da anavatana yük olmaması için olabildiğince desteklenmesidir. Ve böylece anavatanla ilgi ve ilişki kurulmalıdır.

NOTLAR:
1- Biz Çerkesler, ihtiyaç olduğu halde kendimiz için bir “ŞEY” istemeyi ayıp sayarız. Bu istek ve arzumuzun muhataplarca anlaşılmasını bekleriz. Buna da “гулъытэ” deriz.

2- Yine, karşı tarafın talep ve isteklerini yerine getirmek ve onu mutlu etme davranış ve alışkanlığı meselesi asla terk edemediğimiz bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Bunun aksi, kazaen kendimiz için, halkımız için istekte bulunmakla “HAİNLİK, BÖLÜCÜLÜK ve NANKÖRLÜK” ile suçlanmak kaçınılmazdır. İşte Sn. Murat Bardakçı’nın, Sn. Fatih Altaylı’nın ve şimdilerde eklenen Sn. Ümit Özdağ’ın söz ve davranışları bu iddiamızın canlı kanıtlarıdırlar.

3- Farklı kültür sahibi toplumların tekleştirilmesi, kartal ile serçeyi, aslan ile ceylanı, kedi ile fareyi ve daha birçok insan dışı farklı canlıları bir kafeste tutmaya benzer. Bu ne yaradılış ne de oluşum yasalarına uymaz. Dahası kısaltırsak, doğa yasalarına aykırıdır. Onun için “TEK MİLLET” ve “ÜMMET” kavramları gerçekleşemez. Bugün yeryüzünde pek çok ülke bu çıkmazın karmaşası içinde boğuşup durmaktadır.

4- “Din” sözcüğünün içerik ve kapsamını bilenimiz çok azdır. Ben de yeni yeni öğreniyorum. “Bu kelimenin köklerine inildiğinde “deyn” kökünden borç anlamına geldiği görülür. Arap dilinde “genelde isim, müsemma arasında fonksiyon ilişkisi var…” gibi bir izahı var.

5- “Kureyş kelimesi ise iki köke nispet edilir. Biri “köpek balığı” manasında “kırş”, diğeri toplama ve biriktirme manasında “karş” kökünden gelir…” (Kaynak: Kuran Bana Ne Diyor? Açıklamalı Meal, Veli Tahir Erdoğan, Mart 2016)

Sevgili dostlarım, ben, Çerkesçe sözcüklerin etimolojisini bu mantıkla yapmış olsam beni döversiniz. Değil mi? Ben diyorum ki Kura- Мэкьу- Къура= tek başına, kuru ot sapıdır. Kureyş kabilesi ot sevkiyatı işini yapardı. Kökü Yemen’e dayanır. İddiam budur. Daha önce, “TAHA” kavramının etimolojik anlamını Çerkes din alimlerinden istemiştim, yanıt alamadım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here