Karl Koch’un çilesi ya da utanmak ve utanmamak üzerine

0
138

Karl Heinrich Emil Koch 1809-1879 yılları arasında yaşamış ünlü bir Alman botanikçi. Önce tıp daha sonra botanik eğitimi almış. 1834 yılında doçent olmuş ve Jena Üniversites’inde ders vermeye başlamış. Karl Koch 1843-1844 yıllarında Karadeniz kıyılarını da kapsayan bir gezi yapmış. Bu gezinin notlarını üç ciltlik bir eserde toplamış. 1846 yılında yayınlanan bu üç ciltlik eserin orijinal adı: Wanderungen im Oriente, während der Jahre 1843 und 1844. Türkçesi: 1843 ve 1844 yıllarında Şark Seyahatleri. Bu kitabın bizi en çok ilgilendiren kısmı ise 2. cildi. Eserin 2. cildinin orijinal adı: Reise im Pontischen Gebirge und Türkischen Armenien. Türkçesi: Pontus Dağları ve Türkiye Ermenistan’ına Seyahat.

Utanmak üzerine
‘İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır’ diye güzel bir atasözü vardır. Bu düsturdan hareketle henüz yazının başında iğneyi kendimize batıralım. Karl Koch’un bu eserinin hem Hemşinlilerin hem Lazların dil, tarih ve kültürü üzerine çalışanlar açısından çok önemli bir eser olduğu ortada. Elbette Lazlar da Hemşinliler de bu eserden haberdarlar. Hatta Koch’un eseri bugüne kadar yayınlanmış birçok yazıya, makaleye referans olmuş, alıntılar yapılmış bir eser. Ancak bu eserin bugüne kadar hakkıyla Türkçeye çevrilmemiş olmasından ben kendi adıma utanç duyuyorum.

Böyle bir çevirinin yapılamamış olmasının nedenleri üzerine birçok şey söylenebilir. Haklı sayılabilecek onlarca gerekçe sayılıp dökülebilir. Bunlar üzerine elbette ben de düşünüyorum. Ama sonuçta utancım geçmiyor. Çünkü bir yolu bulunup bu çeviri yapılabilirdi fikri ağır basıyor. Utancımı artıran bir diğer şey ise aslında hiç çevirisi yapılmamış olmaması değil tersine bugünlerde ikinci defa çevirisinin yapılmış olması. Neden diyeceksiniz? Anlatayım.

Utanmamak üzerine
Karl Koch’un eserinin 2. cildinin bir kısmı “Rize, Prof. Karl Koch’un 1843-1844 Yıllarındaki Seyahatnamesinin Rize Bölümü” adıyla daha önce çevrildi. Elbette yazının girişinde verdiğimiz kitabın orijinal adının yerinde yeller esiyordu. Tahir Deveci’nin çevirmen, Muzaffer Arıcı’nın derleyen olarak imzası bulunan çeviride kitabın 1, 3, ve 4. bölümleri yer alıyordu. İspir seyahatinin anlatıldığı ikinci bölüm yoktu. Çeviride birçok yanlış, çarpıtma ve gözden kaçırmalar vardı adından başlayarak. Hatta bu çarpıtmalar ve yanlışlar Rüdiger Benninghaus tarafından ortaya serilmişti. Dileyenler ilgili yazıyı http://hamshentsi.blogspot.com/2009/01/bilim-adna-siyaset-yapmak-rudiger.html adresinden okuyabilirler.

Bu yazıda bu yanlış çevirilerin yalnızca birine örnek vereceğim. Kitabın birinci bölümünün 23. sayfasında Karl Koch, Cimil’de misafir olduğu Kumbasar Süleyman Ağa’yı tarif eder. Çeviride bu bölüm şu şekildedir: “Süleyman Ağa’nın güçlü bir yapısı vardı. Grisu yüzlü idi. Elli yaşlarında görünüyordu. Çıkık burnu ve siyah küçük gözleri, genişliğine, uzunca idi. Belki Hamam Beg yönetiminde Hemşin toprağına gelenlerden, burayı şenlendirenlerden kalan bir aile idi. Terbiyeli bir lehçe ile konuşuyordu. Türkçeden başka bir dil yoktu.”
Şimdi bir de aynı bölümün Nureddin Gürman tarafından yapılan çevirisine bakalım: “Kumbasar Süleyman Ağa yaklaşık elli yaşlarında, kuvvetli fakat basık vücutlu ki Gürcü soyundan gelirmiş gibi görünmektedir. Buna rağmen kaba surat yapısı, bir Ermeni kesiti gösterirken, her şeyden belirgin olarak büyük, öne doğru giden burnu ve ufak uzunca (yassı) gözleriyle onun büyük bir ihtimalle ve delillerin çoğunluğuna dayanarak, damarlarında Ermeni kanı taşıdığı söylenebilir. Belki de, o çok uzun zamanlar önce şefleri Hamam olan, yüksek dağda, deniz tarafında arazi fethederek ki onun adına Hamamşen denir ve Hemşin olarak bugüne kadar anılan, Ermeni ailesiyle buraya gelmişti.”

Aynı bölümün Rüdiger Benninghaus tarafından yapılmış olan çevirisi ise şöyle:

Kumpusarova Süleyman Ağa elli yaşlarında görünüp güçlü fakat dolgun, belki Gürcü kökenli bir yapısı vardı. Ona rağmen yine dolgun olan yüzünün yapısı Ermeni bir çizgiye sahipti ve özellikle büyük, çıkık burnu ve küçük oval gözleri biraz Ermeni, belki daha çok Ermeni kanının damarlarında bulunduğunu gösterir. Belki uzun bir zaman önce Hamam adındaki reisleri, yüksek dağlarda fakat deniz tarafına yerleşip toprak işgal ettiği Ermeni ailesindendi ki o yer ondan Hamamaşen (yani Hamam’ın yapısı) daha sonra bu sözcük yozlaşarak Hemşin sözcüğüne dönüştü ve bugüne kadar da böyle kaldı.”

Çeviriler sıkıntılı olabilir, dili zayıf olabilir, orijinal ifadeleri en doğru biçimde aktarmakta zorlanılmış olunabilir ama bu kadar da olmaz ki. Çevirisini yaptığı eserden istenen cümleleri çıkarıp, onların yerine kafana göre eklemeler yapmak, kendi söylemek istediğini eserini çevirdiğin yazara söyletmeye çalışmak ne demektir? Bir eserde ifade edilen düşünceleri beğenmiyor olabilirsiniz elbette. Bu durumda o eseri okumazsınız. Çevirisini yapmazsınız. Yazarın eserini kafanıza göre bozamazsınız. Hem yazara hem okura bu saygısızlığı yapamazsınız.

Bir kere daha utanmamak üzerine
Koch’un eserinin ikinci cildinin bir çevirisi daha yapıldı. Mehmet Nuri Sunguroğlu önceki çeviriden farklı olarak ikinci cildin tamamını çevirmiş. Çeviriyi ilk duyduğumda umarım bu sefer önceki gibi saptırma, çarpıtma, ekleme vb. şeyler yapılmamıştır esere diye düşünmeden edemedim elbette. Sosyal medyada ilk gördüğümde, ilk hayal kırıklığını yaşadım. Çünkü kitabın adı bu çeviride de yanlış çevrilmişti. Bu sefer çevirmenimiz Pontus Dağları’nı Doğu Karadeniz Dağları, Türkiye Ermenistan’ını da Kuzeydoğu Anadolu yapmıştı. Yalnız çevirmenin hakkını tümden de yemeyelim. Kitabın son sayfasında kitabın orijinal takdimi adı altında Almanca orijinal adında ve çevirisinde yazara sadık kalmış. Her nedense orada bile Türkiye Ermenistan’ı tabirini kullanırken, Pontus adını kullanmamış. “Hadi kapaktaki bu tercihi ‘ticari kaygılar’, ‘tepki çekmemek’, ‘itici olmamak’ gibi esasında kabul edilemez ama ülke koşullarında anlaşılabilir nedenlere bağlayıp umudumuzu kaybetmeyelim” diye düşünerek kitabı satın aldım. Büyük bir hevesle de okudum.

Elbette daha önce çevrilmiş ve tartışma konusu olmuş bölümleri daha bir dikkatle inceledim. Bir de ne göreyim. Koch’un, bizim Kumbasar Süleyman Ağa’nın atalarının Hamam Bey önderliğinde bölgeye gelen Ermeniler olduğunu, Hemşin isminin de Hamam Bey’den geldiğini anlattığı bölüm çeviride uçmuş gitmiş. Bu sefer çevirmenimiz alenen kitapta olmayan şeyler yazmak, yazılmış olanları tam tersi şekilde sunmak gibi uç tutumlara girişmemiş. Her halde o kadarını yapmaya utanmış. Ama daha önce tartışılmış, konuşulmuş bir kitabı çeviriyorsunuz, üstelik birçok yerde referans gösterilmiş bir bölümünü buharlaştırmanızın fark edilmeyeceğini mi sanıyorsunuz? Gerçekten bu durumun utanç verici olduğunu düşünmüyor musunuz? Hangi motivasyonla bunu yapıyorsunuz? Koch’un yorumlarına katılmıyorsanız, yazdığınız çizdiğiniz mecralarda üzerine yazarsınız, anlatırsınız neden katılmadığınızı, neden yanlış düşündüğünüzü kendinizce. Size yanıt da veremez nasıl olsa. Ama adamın yazdıklarını yok sayarak, buharlaştırarak kitabını çevirmek de ne oluyor? Ayıptır.

Tekrar utanmak üzerine
Tekrar ediyorum. Bu ayıbın bir kısmı da bizimdir; Ermeni, Hemşin, Laz dili ve kültürü üzerine çalışanların. Bu eserin eksiksiz ve iyi bir çevirisini Türkçe okuruna sunmak boynumuzun borcu olmalı, Koch’un eserinin çilesi bitirilmelidir artık.

Önceki İçerikGürcü milliyetçiliğinin (Kartvelizm’in) Lazları keşfi (2. Bölüm)
Sonraki İçerikHamdi Lhaş hikâyeleri
Mahir Özkan
Artvin İli Makriyal / Noğedi (Kemalpaşa ) ilçesinde 1978 yılında dünyaya geldi. Çukurova Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği Bölümü'nden 1999 yılında mezun oldu. 2008-2011 tarihleri arasında Agos gazetesinde yayınlanan öyküleri 2014 Eylül'ünde 'Hemşin Öyküleri' adıyla Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. 2016'da Hemşince çevirisini yaptığı Küçük Prens, 'Bidzig Pirens' adıyla yine Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Derlemelerini Uğur Biryol'un yaptığı İletişim Yayınları tarafından yayınlanan 'Karardı Karadeniz' ve 'Karadeniz'in Kaybolan Kimliği' adlı kitaplara makaleleri ile ve Leyla Çelik ile Elif Yıldırım'ın derlediği, Nika Yayınları tarafından yayınlanan 'Yeşilden Maviye Karadeniz'den Kadın Portreleri' adlı ortak kitaba bir öyküsü ile katkıda bulundu. 2009-2014 yılları arasında Norradyo adlı internet radyosunda 'Hemşin Öyküleri' adlı bir program hazırlayıp sundu. 2014 yılında bu yana yayınlanan Gor dergisinin yayın ekibinde yer alıyor. Evli ve bir kız çocuğu babası.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here