Hastalık ve tedavi

0
248

“İNSAN” kavramı ortak paydasında, varlığımı idrak ettiğim ve şu “özel” hastalık sürecinde, öğrenmenin ve yaşamanın ne anlama geldiğini arz etmek istiyorum. Öncelikle ve özellikle:

1- Dinsel inanç
2- Aidiyet
3- Siyaset

kavramlarının bu hastalığım esnasında, “İNSAN” ortak paydasında “TEKLEŞTİĞİNİ” gördüm. Öğrendim ve şu anda yaşıyorum. Acaba bu durum evrenin sonsuzluğu ile aklımın buluşması ve tanışma süreci midir?

Dili, dini, ırkı, cinsiyeti bir an “Yok” eden ve sadece “YAŞAM” denilen bu “VAR” oluş isteği hepimizin son durağı olsa gerek. Bu hastalığım süresinde, ömrümce savunduğum hiçbir değerin kalmadığını ve tümünün öldüğünü hissettim. Ve hatta “ölmeyi” o denli içten ve samimiyetle istedim. Neden?
Sevgili dostlarım, bu arada kendimce üç şeyi adeta keşfettim.

1- Sağlık çalışanlarının gerçek kimliğini (insani),
2- Akraba, dost ve aile içi dayanışmanın önemini,
3- Normal beslenmenin, hastalığın seyrindeki önemini…

Sevgili dostlarım, kimseye yalakalık etmeye ihtiyacım yok. Sözlerimi sıradan bir hastanın duygusal yaklaşımı olarak da almayınız. Tamamen objektif bir değerlendirme ve gözlemimdir. Nedir o? Yanıt; arkadaş, sağlık emekçilerinin her an nelerle boğuştuğunu başta görmesi ve değerlendirmesi gereken en yetkili ve etkili yöneticilerden istiyorum. Lütfen ciddiye alınız. Ne yapılması gerektiğini “sizler” çok daha iyi biliyorsunuz. Bu arada, sayısal personel yeterliliğinin dışında “EHİL” personel eksikliği hastanelerde hayati önem arz etmektedir. Bu arada niye yalan söyleyeyim, bir asker emeklisi olarak askeri hastanelerin görev içi hizmetlerinin bir hiyerarşi içinde yürütüldüğü o eski günleri de içim acıyarak anımsadım. Halen bilemiyorum, askeri hastanelerimizi ve oralarda askeri doktorların, hemşire ve ehil sağlık personelimizi “yok” sayarak kapatan veya devşiren bu sonuç nasıl bir fayda ve yenilik getirmiştir. Şu anda somut bir kıyaslama yapma pratiğini yaşıyorum. Ne kazandık?

Şimdi, bu hastalığım sırasında tıbbi çare sağlayan, bu konuda tüm imkânlarını sonuna kadar kullanan Dr. Sn. Abdurrahman Uras başta olmak üzere tüm hastane çalışanlarına en içten ve samimi duygularımla teşekkür etmek istiyorum. Klasik hale gelmiş, bilinen mutat tekerlemelerle konuyu ıskalamak istemiyorum. O halde, nedir istediğim? Ve ne için? Yanıtım; elbette ki benim gibi onlarca, yüzlerce hasta geçiyor bu hastane ve sağlık emekçilerinin elinden. Bu sır değildir elbet. “Ben sadece, hastalığımın tedavisi bitsin” mantığı içinde olmadım. Hastane içi hizmet, yöntem ve yönetim ilişkilerini araştırmacı alışkanlığım nedeniyle daha tarafsız ve daha objektif olarak tespit etmek istedim. Ben kendi odamda hastalığımla boğuşurken, “O” emekçi insanlar hangisine öncelik verecekleri çelişkisi içinde koşuştururken, inanın kendimi unutuyordum. Her görev bir hak karşılığıdır. Beşeri adalet, insani akıl ve mevcut koşullar, verilecek kararlar için yeterli donelerdir. Ancak kamu veya özel sağlık kurumlarında, şu anda;

1- Ya, torpilin olacak.
2- Ya paran olacak -ki her ikisinden de yeterli sağlık hizmeti alabilesin ve hatta tedaviye alınabilesin- inancı hâkimdir.

Özel ve önemli not

1- Tedavi olduğum sağlık kurumunun adını vermek istiyorum ama yasal bir hata ve kusur işlemekten çekiniyorum. Sadece bana değil, tüm hastalara o sağlık personelinin canhıraş verdikleri hizmeti de açıkça dile getirmek istiyorum. Ve hatta ismen. O veya benzeri kurumların hizmet verebilmeleri için elbette ki bir “kaynağa” gereksinim vardır. Bunun ayıbı günahı yoktur. Bir an, yaptığımız işe göre görev karşılığı “alamadığımız hakkımızı” düşünün. Nasıl ayakta kalabiliriz? Demem o ki, her birimiz, imkânları dahilinde bu hayati kurum ve kuruluşlara “az veren candan, çok veren maldan” demeden katkı sağlamaya çalışalım. Ben ve oğlum bir aya yakın zaman diliminde tedavi görerek taburcu olduğumuz sağlık kurumu çalışanlarına, tıp doktoru Sn. Abdurrahman Uras’ın şahsında ailemle yürekten teşekkür ediyoruz. Tanrının onları koruması için dua ediyoruz.

2- Bu arada yakın dost, arkadaş ve meslektaşım olan ve beni arayarak hastalığım süresince manevi destek veren herkese yürekten teşekkür ediyorum. Her birinizi ismen vererek duygularımı paylaşmak isterdim. Ama beni bağışlayın. Olamadı. Çünkü her birinin samimiyetine ve içtenliğine inancımı sıraya alma gibi yaklaşım kanaati yaratma korkusundan.

3- Çok özel ve istisnai olmak üzere, yani uzun yıllardır arkadaş, yoldaş ve dost olduğum, birilerini de ismen anmak istiyorum. Ama buna rağmen bir başka insanın da gücenme korkusundan bunu da yapamıyorum. Beni bağışlasınlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here