Bir koltukta ÇOK karpuz – İŞte GENÇler (3. Bölüm)

0
492

Öyle anlar yaşarız ki bazen pek çok duyguyu bir arada hisseder ve hangisi diğerinden daha önemli veya baskın karar verip de bir başkasına aktaramayız ya… Veya öyle kişiler tanır ve on parmaklarında on hüner görür de onu önce nereden anlatmaya başlasak, bir özelliğinden başlayınca ötekine haksızlık etmesek diye düşünür dururuz… İşte tam da bulunduğum durum…

Ve beni bu duruma getiren sevgili Kübra Kiraz…

Kübra, 1995 Düzce doğumlu, Adige/ Şapsığ/ Kirez sülalesinden, pırıl pırıl olduğu kadar da cevval, azimli, az ile hiç ama hiç yetinmeyen bir GENÇ kızımız…

Az ile yetinmeyen dediysem eğitimde, iş hayatında, çalışkanlıkta yetinmediği; Ayvalık’tan Kocaeli’ne, oradan da İstanbul’a uzanan sürece iki ayrı bölümde üniversite eğitimi sığdırdığı ve bakın daha daha neler başardığı için ister altını çizerek ister üstünü boyayarak ama nihayetinde hakkını vererek tebrik etmek gerek…

Ancak hem bizim âdetlerimizde çocuklarımızı övme alışkanlığının olmamasından hem de sözü/yazıyı uzatmanın pek de makbul sayılmayacağından “Bir kişi hakkında yargıya varmak, nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek mi istiyorsunuz? O halde onun hakkında söylenen sözler yerine, yaptığı işe bakınız. Çünkü yaptığı o iş, onun ne kadar sorumlu, bilgili ve yetenekli olduğunu açığa çıkarır” açıklamasına karşılık gelen “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” sözüne sığınıyor ve gerisini Kübra’nın işlerine bırakıyorum.


-Kübra, önce ‘hayvancılık’ işi ile başlayalım istersen…

Bildiğim kadarıyla hayvancılık bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hem artan nüfusun yeterli ve dengeli beslenmesinde hem de birçok alanda endüstri hammaddesi olarak kullanılması açısından önemli bir yer tutuyor ama sen, özellikle de bir kadın olarak, elinin hamuruyla (!) hayvancılıkla uğraşmaya nasıl karar verdin? Üstelik onun da sanırım en zorlarından olan büyükbaş hayvancılığı neden seçtin?

-Büyükbaş hayvancılık aslında senelerdir evimizde olan bir işti. Babam emekli olmadan önce de hayvanlarımız vardı, emekli olduktan sonra da hem çiftçilik hem de hayvancılık yapıyordu.

Ben de mevcut duruma destek olmak istedim ve Genç Çiftçi projesine başvurdum.

Neden büyükbaş dersek de yerimiz ve imkânlarımızın düzeneği aslında en başından beri buna müsait olduğu için başka alternatifi düşünmedim.

 

-Bu durumda babadan kalma işe devam ediyorum diyorsun aslında, ne güzel… Eminim başta baban olmak üzere tüm ailen de çok mutlu olmuştur. Peki, bu işe girerken ya da işinizi büyütürken devlet desteğinden mi yararlandın ya da farklı çözümler mi kullandın?

-Evet, devlet desteğinden yararlandım. Yaklaşık üç yıl önce Genç Çiftçi projesiyle büyükbaş hayvancılığa bir hibe projesi vardı. Buna başvurdum ve sonucunda 5 hayvan hibe alarak ve şartlarına da uymak kaidesiyle bu işe başladım.

 

“Bir canlıya bakıyor olmak benim için her zaman güzel”

 

-Hayvanlarınızı sadece besi için mi yetiştiriyorsunuz yoksa hem etinden hem sütünden diyenlerden misiniz?

-10 baş hayvanımızı şu an süt için besliyoruz. Ama Kurban Bayramı’na doğru inekleri satıp kurbanlık danaya çeviriyoruz. Dolayısıyla hem etinden hem sütünden faydalanıyoruz.

 

-İnsanlar bir kuş, bir köpek, bir kedi ile bile uğraşmak istemiyorken ya da onlara oyuncak muamelesi yapıp hevesleri geçince bir köşede terk ediyorken birden fazla hayvan ile uğraşmanın, bunu iş olarak da yapmanın zorlukları ve aynı zamanda keyifli yanları nelerdir sence?

-Zorlukları ve sorumlulukları tabii ki çok büyük. Yedirmesi, temizlenmesi, bakımı özene ve sorumluluğa dayalı. Ona göre bir yaşam sürmeniz gerekebiliyor. Ben babamın yanında olduğum için birçok şeyde babam destek oluyor. Keyifli yanları ise bir canlıya bakıyor olmak benim için her zaman güzel.

 

-Böyle bir işe yeni başlayacaklara önerilerin neler olabilir? En az kaç baş hayvanla başlamak lazım örneğin ya da kaç kişilik bir ekip/çalışan sayısına ihtiyaç olur? Ve bu işin riskleri nelerdir?

-Kendi yeminin üretimi yaparak başlıyor olmak daha kârlı ve daha iyi olur tabii ki. Açıkçası kaç hayvanı alabilecek bütçeye sahipseniz ona göre başlanabilir. Çalışan sayısı yine hayvan sayısına bağlı olarak değişebiliyor… Bazen sadece aile fertleri ile bile idare edilebiliyorken bazen ilave personel gerekebiliyor. İşin riskine gelince; her canlı hayvan yetiştiriciliğinde olduğu gibi tek risk hastalık ve ölüm riski aslında… Başka bir riski yok ama bu da ciddi bir risk tabii.

 

-Sizin çiftliğe gelsek, size bir günlüğüne yardım edelim desek, günlük rutin olarak bizi hangi işler bekler?

-Sabah ahır temizliği, sütlerin sağımı, meraya salınması, akşam da tekrar geri getirilip ineklerin sağımı, yem verilmesi… Her ne kadar üç-dört kelime ile özetleniyor gibi görünse de bunlar, özellikle hayvan sayısı arttıkça, ciddi bir zaman ve beden gücü ihtiyacı haline gelebiliyor.

 

-Özeti bile beni sorumu değiştirmeye sevk etti… ‘Sizin çiftliğe gelsek ama size ürünlerin yenip içilmesi konusunda yardım edelim desek’ şeklinde. Gelelim şimdi bambaşka bir işkoluna… Aromatik bitki yetiştiriciliğine… Kısaca bu işten de bahsedebilir misin? Nedir aromatik bitki yetiştiriciliği?

-Tıbbi aromatik bitkilerin tıbbi, gıda, kozmetik vb. amaçlar için artan kullanımları nedeni ile sektörün hızla büyüdüğünü duymuştuk. Sektörün büyümesi ile birlikte talep edilen tıbbi ve aromatik bitkilerin doğal alanlardan toplama ile de karşılanması imkânsız hale geldiği için bu işkolu ticari olarak da gelişti. Biz de bir arkadaşımızın tavsiyesi ile başladık ve şu anda sadece lavanta olarak bu işe giriştik. Lavantalarımızı ektik… Zor bir iş gibi görünmüyor ama açıkçası yeni adım attığımız bir iş olduğu için henüz tam bir cevap veremiyorum.

 

-Dünya tarım ticaretinde aromatik bitki yetiştiriciliği sektörünün parlayan yıldızı ve susuz tarım uygulamaları arasında en güven veren güçlü bitki “lavanta” diye bir bilgi okumuştum. Siz de bu sebeple mi seçtiniz lavantayı?

-Evet, bu sebep geçerli tabii… Turistik açıdan değerli olduğu gibi hem yağ satışı hem fotoğraf çekimine kiralama gibi farklı aktivitelerle de para kazanabileceğimizi düşündüğümüz için lavantayı tercih ettik.

 

-İlk lavanta tarlalarını Fransa’nın Provence bölgesinde görmüş ve görsel güzelliğe kısmen doyduktan sonra gözlerimi kapatıp etrafı saran harika kokunun keyfini çıkarmıştım. Bundan yaklaşık 6-7 yıl sonra aynı şeyi Isparta’nın Kuyucak Köyü’nde yapabilmek de apayrı bir zevkti… Şimdi anlıyorum ki hiç o kadar uzaklara gitmeye gerek kalmadan bol bol lavanta şöleni yaşayabileceğiz.

Biz de yapalım bu işi desek; lavanta tohum / fidesi nereden temin edilebiliyor, nasıl bir iklim/toprak gerektiriyor ve ne kadar zamanda hasat yapılıyor?

-Biz Denizli’deki bir üreticiden fide olarak satın aldık. Fide olarak dikildiği için 3 ila 4 yıl sonrasında hasat yapmayı bekliyoruz. Fide dikimi uygun toprak ve iklim koşulları oluştuktan sonra (bölgelere göre mart başı – mayıs sonu arası) yapılıyor. İlk dikildiğinde çok yağmur görmemesi gerekiyor, sonrasında iklimin çok önemi olmuyor doğrusu. Toprak yönünden de çok seçici bir bitki değil neyse ki.

 

-Bildiğim kadarıyla lavantadan sadece parfüm, sabun veya deterjan esansları yapılmıyor. Çok çeşitli kullanım alanı ve faydası var… Siz hasat edilen ürünleri nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?

-Şu an için nereye, kime satış olacağı net değil ama fotoğraf çekimlerine kiralayıp oradan da gelir olmasını bekliyoruz.

 

-Hoş kokulu bitkilerden sonra mis kokulu temizliğin olduğu bir işkoluna, ‘halı yıkamacılığı’na geçelim mi? Halı yıkama bambaşka bir iş… Yeni bir işkoluna ihtiyaç olduğu için mi karar verdin, yoksa spontane gelişen bir fikir mi oldu?

-Aslında bundan 5-6 yıl önce ailecek konuştuğumuz bir işti. “Yerimiz müsait, imkânımız var, neden yapmıyoruz” diyorduk ama bir türlü ilk adımı atmamıştık. Bundaki ilk adımı abim attı. Aslında abimle beraber yaptığımız bir iş olarak devam ettiriyoruz.

-Bu iş belirli bir sezonda mı yapılıyor? Genelde bir ‘bahar temizliği’ alışkanlığı vardır ya… Halıda da öyle midir?

-Biz başlarken bu kadar yoğun talep olacağını düşünmemiştik. Reklam olarak sadece kendi çevremize duyuru yaptık. Buna rağmen kışın da hiç boş kalmadı. Tabii ki bayram önceleri çok fazla yoğunluk oluyor. Kışın iş olmaz denildi biz ilk bu işe başlarken ama aksine, kışın da yaz gibi aktif devam ediyor.

 

-Bu iş için temin ettiğiniz ekipman, mekân vb. düşündüğümüzde yatırım maliyetini ne kadar zamanda geri döndüren bir iş?

-1.5 yıldan itibaren geri dönüş sağlıyor ama dediğim gibi biz reklamı sadece kendi çevremizle yaptık. Daha çok kitleye ulaşsaydık eğer daha kısa sürede olacağını tahmin ediyorum.

 

-Sütleri sağdık, lavantaları topladık, halıları da temizledik ama bitti mi? Tabii ki bitmedi…

Sırada ne var diye merak eden sevgili okuyucularımız… Ve şimdi yine farklı bir işte yine farklı bir Kübra’ya geldi sıra…

Bu kez iş sahibi Kübra değil, mesaili çalışan Kübra olarak bahsedelim senden. Yukarıda söz ettiğimiz işlere ilave olarak bir yedek parça şirketinde mesaili olarak çalışıyorsun. Peki, tüm bunlara nasıl yetişiyorsun Kübra?

-Aslında bunların hepsinin çok spontane gelişmesi gibi bu işe girmem de çok spontane gelişti.

Bu işleri tabii tek kişi yapmak imkânsız. Tüm aile olarak bütün işlerle ilgileniyoruz. Bir işten diğerine her birimiz zevkle koşuyoruz.

 

-Böyle bir tempoda olmak hoşuna gidiyor diye düşünüyorum. Aksi durumda dayanmak zor olurdu, değil mi?

-Sürekli bu tempo çoğu zaman yorucu oluyor tabii, yetişmek kimi zaman zorluyor beni.

Ama yüksek tempoya çok küçüklüğümüzden beri alışkın olduğumuz için bu zorlukların etkisi hem uzun sürmüyor hem de çok olumsuz olarak yansımıyor açıkçası. Bünyemiz alışık yani.

-Bunca işinin arasında ‘sadece kendine’ vakit ayırabiliyor musun? Örneğin nasıl dinleniyorsun? Hobilerin var mıdır?

-Tabii ki ayırıyorum. Bu iş sıralamasında planlı yapıldığında kendinize de vaktiniz kalıyor tabii. Dediğim gibi ailemle beraberiz, hep beraber yapıyoruz; işim olduğunda, yorgun olduğumda onların desteğiyle devam ediyoruz. Aslında tek başıma hiç olmadım, hep onlarla beraber planlı bir şekilde ilerledik. Bunlardan artakalan vaktimde sosyal hayatıma da yoğunluğum var tabii ki. Hobi olarak yaptığım da birçok şey var aslında… Dikiş dikmek içlerinde en zevkle yaptığım uğraşım.

 

-Kadın olarak bu tarz, emek yoğun işleri yapıyor olmak avantajlı mı dezavantajlı mı?

-Dezavantaj olarak vücut direnci hariç bir şey görmüyorum. Dışarıdan tabii ki tepki görüyorum “Nasıl yani, sen mi yapıyorsun” gibi… Müşteriye gittiğimde “Siz mi alacaksınız? Halıyı ben getirebilirim” gibi… Hayvancılıktaki işlemleri gerçekleştirirken de aynı şaşkınlıkla sorulan “Siz mi yapıyorsunuz” sorusunu mutlaka duyuyorum ama ben yapı gereği durağan işler sevmediğim için aktif olduğum işleri daha çok tercih ediyorum.

 

“Çerkes toplumunda kadın olmak hem güzel hem birçok sıfat yüklenmiş bir şey”

 

-4 farklı iş dalından hangisine kendini en yakın hissediyorsun?

-Halı yıkama işine kendimi daha yakın hissediyorum. Neticede kadın olmanın farkıyla temizliği daha çok seviyor olmamız buna etken sanıyorum. Suyun içinde ve sonucun temizlik olduğu her iş bence güzeldir.

 

-Pandemi sürecinde bu işkollarından hangisi daha verimli oldu? Ya da hangisi daha olumsuz etkilendi?

-Her sektör gibi maddi süreçte hepsinde biraz etkilenme oldu tabii. Her bir ürünün fiyatının artışı bizleri de etkiliyor. Yem, slaj, deterjanlar poşetleme ve diğer iç masraflar gibi… Hayvancılıkta kendi yem üretimimizi babam yaptığı için çok bir etkilenme söz konusu değil. Aromatik bitkilere daha çok yeni başladık, onu yaşayıp göreceğiz. Halı yıkamada ise aksine olumlu yönde etkilendi diyebilirim. Hemen herkeste olduğu gibi normallerimizden biraz daha fazla temizliğe dikkat eder olduğumuz için halı yıkamada pandeminin bize daha olumlu dönüşü oldu.

 

-Bundan 5 ya da 10 yıl sonra kendini nerede, hangi işi yaparken görüyorsun? Bu çeşitliliğe bakınca her an her farklı işkolunda olabilirsin gibi geliyor bana…

-Maalesef bunu hiç bilemiyorum. Kendime sık sık sorduğum bir soru aslında ama neler yapıyoruz ve nerelerde nasıl oluruz, hiç cevabını veremiyorum ancak her zaman olduğum yerden çok memnunum. Olduğum her yerde güzellik kısımlarına bakmayı daha çok seviyorum. Tabii ki bu işlerin 5 yıl sonra daha iyi konumda ve daha güzel olmasını dilerim.

 

-Konudan konuya koşan bu keyifli söyleşimizi daha genel ama bizden, içimizden bir soru ile bitirelim istedim… Bir süredir gündemimizde çokça konuşulan Çerkes toplumunda kadın olmak konusunda neler söyleyebilirsin?

-Çerkes toplumunda kadın olmak benim gözümde hem güzel hem birçok sıfat yüklenmiş bir şey. Geniş çaplı düşünürsek birçok kıyaslamaya göre gördüğümüz değer, saygı çok güzel bir şey. Bunun yanında “Çerkes kızı yapar, hamarattır, bilir” gibi şeylerin yüklenmesi de yorucu. Tüm Çerkes kadınları bilmek, yapmak, etmek zorunda değildir diye düşünüyorum. Benim gözümde, evet gerçekten karşılıklı değer verip değer görüyoruz ama bunun biraz da kişisel ve karşılıklı bir mesele olduğunu düşünüyorum.

 

-Teşekkür ederim… Sevgili Kübra’ya…

Söyleşimize eşlik ettiği ve insanımızın / kadınımızın isterse neler neler yapabileceğini, hem de aynı anda birden gerçekleştirebileceğini bize gösterdiği için…

Sevgili Jıneps okurlarına… Okumayı sevdikleri için…

Azimli GENÇlerimiz bol, gururumuz daim olsun…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here