Adnan Genç; hırçın, kuşkucu, dobra, aksi ve çalışkan

0
274

Bu ay, geçen mayısta koronavirüs belasından yitirdiğimiz Adnan Genç’i anlatmak istiyorum.

Adnan Genç birçok sıfat taşıyan bir insandı. En başta geleni, gazeteci Adnan Genç. Ayrıca yazar, devrimci, insan hakları aktivisti, çevre aktivisti, dergici, basın danışmanı, kitapçı ve elbette Hemşinli Adnan Genç. Benim için en başta Hemşinli ve sonra Gor dergisini kuran ekipten arkadaşım, abim Adnan Genç.

İyi bir anlatıcı

Gor dergisinin toplantıları için bir araya geldiğimiz zamanlarda, toplantı aralarında, etkinlik öncesi ve sonrası sohbetlerde Adnan Abi’nin hep anlatacak bir hikâyesi olurdu. Hikâyelerinin içinde geçen insanları duydukça şaşırır kalırdım. Kimi sol-sosyalist camianın tanınmış simaları, kimi plaza medyasının bilinen kalemleri, kimi bürokrasinin ve düzen siyasetinin artık unutulmuş eski ünlüleri. Aynı sohbette bir araya geleceğini tahmin edemeyeceğiniz onlarca isim, onun sohbetlerinde karşınıza çıkardı. Üstelik kimi hikâyelerde asla yan yana gelemeyeceğini düşündüğünüz isimler olurdu bunlar. Ama bu durum Adnan Abi açısından olağandı.

İstanbul Tabip Odası Danışmanlığı, Hekim Forumu dergisi koordinatörlüğü, Karadeniz Çevre Derneği yöneticiliği, Devrimci Gençlik’ten bu yana gelen bir örgütlü yaşamı vardı. Milliyet, Günaydın, Akşam, Özgür Gündem gazetelerinde çalışmış, Evrensel ve Birgün gazetelerinin kuruluş süreçlerinde yer almıştı. Birçok kurumun dergisine editörlük yapmış, İstanbul / Ankara / İzmir Kültür Sanat Haritası dergilerini çıkaran ekipteydi. Medyada farklı seslerin duyulmaz olmaya başladığı son dönemlerde internet medyası üzerinden bazı çabalara girişmiş, özellikle Metin Gülbay ile birlikte www.ortakhaber.com adlı portalı kurmuştu. Ortakhaber kapandıktan sonra da birçok bağımsız portala yazıları ile destek vermişti. Gor dergisinin kuruluş sürecinde yer almış, hem sayıların hazırlanış sürecine katkı sunmuş hem yazılarıyla destek olmuştu. Bütün bu işlerle geçen yıllar, yaşamına çok çeşitli çevrelerden insanlar girmesine neden olmuştu. Hikâyelerini bu kadar renkli yapan, hatta benim için yer yer masalsı yapan buydu sanırım. Bu hikâyelerinin bir kısmını “Solcunun Biri Bir Gün…” adlı kitabında bulabilirsiniz. Keşke daha fazlasını yazmış olsaydı.

Adnan Abi son dönemlerinde sürekli hastalıklarla boğuştuğu halde son derece coşkulu bir insandı. “Çalışkan Kadınlar Ülkesi Hemşin” kitabının ilk sayfalarında bölgeyle ilgili yazmaya niyeti olanlara, “Bölgeyi yazmak kolay ancak yöre insanının hırçın, kuşkucu, dobra ve yaşamın her alanını; onları tanımayanlara ters gelen ama kendine özgü ‘aksi’ mantığı ile süzmesini algılayabilirseniz” diye tavsiye verirken kendini tanımlıyor gibidir. Adnan Abi’yi tanıyan o kadar çok kişiden duydum ki bu parantez içinde aksi tanımlamasını. Asla kızamadığınız, her daim sevimli gelen, çoğu durumda aslında haklı da olduğu ‘aksi’likleri vardı Adnan Abi’nin.

 

Çalışkan bir yazar

Adnan Abi başka bir özelliğini de “Hemşin” kitabının adında, Hemşinli kadınları tarif ederken kullanmıştı: Çalışkan. Özellikle hastalığı nedeniyle hastanede çok vakit geçirmeye başladığı son bir-iki yıl içerisinde inanılmaz derecede çalışmıştı. Her sohbetimizde yaptığı işlerden büyük bir coşkuyla söz ederdi. Yazmak, hele hele son dönemlerde olduğu gibi “iş” olarak değil yazmak istediği için, yazmak istediklerini yazmak onu çok mutlu etmişti. Bir ara neredeyse her gün bir yazısı farklı bir portalda yayımlanır olmuştu. Yok olma tehlikesi altındaki dil ve kültürlerin aktivistleri ile bir röportaj serisi yapmıştı. Henüz yayımlanmamış bazı kitap çalışmalarını bitirdiğini veya bitirmek üzere olduğunu söylemişti. Umarım arkadaşları, dostları olarak bu çalışmaların yayımlanmasını sağlayabiliriz. Bana yazdığı bir mesajda, 250 sayfalık bir casusluk romanını bitirdiğini, Rize Bibliyografyası’nı tamamladığını, eski bir bürokratın 650 sayfaya yakın tutan anılarını yazıya geçtiğini yazmıştı. Ayrıca Beyoğlu ve Ermenistan anılarının da bitmek üzere olduğunu söylüyordu. Bu eserlerin takip edilmesi ve yayımlanmasının sağlanması önümüzde bir görev olarak duruyor.

 

Özgürlükçü bir bakış

Adnan Abi sosyalist bir aydındı. Mücadele yaşamı boyunca hiçbir zaman dogmalara sahip olmadı. Sorguluyor olmayı mücadeleden geri durmanın bahanesi yapmadığı gibi, mücadele ediyor olmayı da sorgulamaktan vazgeçmeye gerekçe göstermedi. Kendine ve içinde yer aldığı kurumlara ve genel olarak Türkiye sol hareketine karşı her zaman eleştirel tutumunu sürdürdü. Kadın, çevre, kimlik mücadeleleri konusunda sol hareketin eksikliklerine hep vurgu yaptı. Kimlik mücadeleleri konusundaki bakışı örnek nitelikteydi. Dillerin ve kimliklerin yok oluşa karşı verdikleri mücadelenin elbette sınıf mücadelesinin yerine konamayacağını ancak sınıf mücadelesi bahanesi ile de ertelenemeyeceğini savunuyordu. Kemalizmin etkisiyle ulusalcı bir bakışla bu mücadeleleri reddedenlere de, sınıf mücadelesine “zarar” vereceğini düşünenlere de mesafeliydi. Onun tutumu teorik bir tutum da değildi. Pratiğiyle ortaya koyduğu açık bir kavrayışa sahipti. Hemşinlilerin dil ve kimlik mücadelesinin içinde konumlanışı, çevre hareketi içinde bulunuşu bunun açık göstergeleri.

 

İçimize dert olan

Adnan Abi’yi kaybettikten sonra internet ortamında bir anma toplantısı yapıldı. O toplantıya katılan insanların çeşitliliği Adnan Abi’nin hayatını resmediyordu. Birçok mücadele alanından insanlar, çok farklı etnik kimliklerden dostlar, aydınlar, sanatçılar… Herkesin “daha birlikte yapılacak işlerimiz vardı” duygusu içinde olduğu, ertelediği buluşmalardan yakındığı bir toplantı oldu. Pandemi süreci içinde olmanın da etkisiyle elbette hepimiz onunla son dönemlerinde temasımızın sınırlanmasının acısını onu kaybedince yaşadık. Kamuya ait bakımevlerinin pandemi nedeniyle yeni alımları durdurduğu bir dönemde bakımevine geçmek durumunda kalması, bu sürecin zorluklarının üstesinden gelirken bir parça yalnız kalması herkesin içine dert olmuştu. Umarım bu süreçten hepimiz ders alabilir, daha güçlü dayanışma imkânlarına sahip olmak için yollar buluruz. Ve elbette bize bıraktığı ve yaşamının son dönemlerini yazmanın, üretmenin coşkusu ile geçirmesine vesile olan eserlerini yayımlayarak anısına saygımızı gösterebiliriz.

 

Önceki İçerikLevent Artüz: Marmara Denizi, 1989’da öldü
Sonraki İçerik‘Hicazuri’ yayımlandı
Mahir Özkan
Artvin İli Makriyal / Noğedi (Kemalpaşa ) ilçesinde 1978 yılında dünyaya geldi. Çukurova Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği Bölümü'nden 1999 yılında mezun oldu. 2008-2011 tarihleri arasında Agos gazetesinde yayınlanan öyküleri 2014 Eylül'ünde 'Hemşin Öyküleri' adıyla Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. 2016'da Hemşince çevirisini yaptığı Küçük Prens, 'Bidzig Pirens' adıyla yine Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Derlemelerini Uğur Biryol'un yaptığı İletişim Yayınları tarafından yayınlanan 'Karardı Karadeniz' ve 'Karadeniz'in Kaybolan Kimliği' adlı kitaplara makaleleri ile ve Leyla Çelik ile Elif Yıldırım'ın derlediği, Nika Yayınları tarafından yayınlanan 'Yeşilden Maviye Karadeniz'den Kadın Portreleri' adlı ortak kitaba bir öyküsü ile katkıda bulundu. 2009-2014 yılları arasında Norradyo adlı internet radyosunda 'Hemşin Öyküleri' adlı bir program hazırlayıp sundu. 2014 yılında bu yana yayınlanan Gor dergisinin yayın ekibinde yer alıyor. Evli ve bir kız çocuğu babası.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here