Ütopya ile gerçek arasındaki Kafdağı

0
148

Her ne kadar Kafkas coğrafyası, yalçın ve sarp dağları, derin vadileri ve sayısız ırmaklarıyla aynı kökenden gelen Kafkas halkını birbirinden ayırmışsa da tarihin en eski devirlerinden beri aynı coğrafyada aynı tarih ve kültür birliğinin uzantısı olarak yaşayan halklar arasında ufak tefek şekilsel farklılıkların dışında bir ayırım söz konusu değildir. Kafkas kültürü özde birdir. Bu kültürü oluşturan en önemli unsurlardan birisi insan, diğeri de tabiattır. Kafkas kültürünün oluşmasında birinci derecede etkili olan Kafkas insanını, Kafkas coğrafyası en güzel biçimde şekillendirmiş, yalçın dağlara, güç tabiat koşullarına uygun dayanıklılık, güçlülük, çeviklik ve cesaretle donatmıştır. 

Bu yüzden bir Adige veya Abaza kültüründen söz ederken belirtilen hususların Asetin, Çeçen- İnguş, Karaçay- Balkar için de çok az farklılıklarla ya da değişikliklerle karşımıza çıkacağını unutmamak gerekir. Bu yönüyle baktığımızda Çerkes kültürünün “ulusal” ve “köylü” bir içeriği olduğunu görürüz. Köy işleri içinde oluşan yapının ekonomik temeli üretimdir. Fakat kişi kendisi için gerekli olan her şeyi kendisi yapmak zorundadır. Ustadır, çiftçidir, çobandır hatta gerektiğinde savaşçıdır. Maddi değer yargıları önemsizdir. Bir Abhaz atasözü bu yaşam şeklini en sade biçimde anlatmaktadır: “En değerli mal insanlıktır.” Güçlü olan değer yargısı isim (nam)’dir. 

Baddeley’e göre, çeşitli Dağıstan kabileleri, birçok yönlerden birbirinden ayrılırlarken karakteristik bir takım ortak noktaları vardı. Kültür açısından oldukça gelişmiş, sabırlı, zeki, marifetli, bir bakışta karşısındakini okuyarak bir kelimeyle onun hakkında karar verme yeteneğine sahip, onurlarına çok düşkün ve son derece dinlerine bağlı insanlardır. 

Toplumsal sınıflar ve kölelik 

Kafkas halklarının sosyal yapısı incelenirken doğusu ile batısı arasında birtakım farklılıklar göze çarpar. Kafkasya’nın doğusundaki kavimlerde teşkilat demokratiktir. Bir iki kabile istisna edildiği halde o tarafta zadegân sınıfı yoktur. Dağıstan’da şeyhler ve müritler pek çoktur. Ahali, şeyhler tarafından irşat ve idare olunur. Bazen şeyhler içinde hükümdarlık edecek derecede nüfuz sahibi olanlar da çıkmıştır. Şeyh Şamil, bunların en parlak bir numunesidir. 

Kuzey Kafkasya’nın batı kısımlarında ise sosyal teşekküller birkaç kabile müstesna olmak üzere aristokrasi esasları üzerine istinat eder. Fakat Çerkesler her ne kadar sosyal esaslarda aristokratik iseler de muamelelerinde ve muaşeretlerinde daima demokratik kalmışlardır. 

Ünlü Rus edebiyatçısı Puşkin, “Çerkesler tavır itibarıyla demokrat fakat kalpleri aristokrattır” diyor. Bu tahlilin Çerkes karakterini en yalın biçimde ortaya koyan bir ifade olduğu söylenebilir. 

Kuzey Kafkasya’da geçmişte bazı kabilelerde sınıf teşkilatı vardı. Halk başlıca dört sınıfa ayrılmıştı: 

  1. Beyler (Pşı)
  2. Asilzadeler (Verk)
  3. Hür insanlar (Tfekotl)
  4. Esirler (Pşıtl)

Jabaghi Baj, bu sınıfların Çerkesler arasına sonradan sokulduğuna dair şunları söyler: “Çerkeslerde eskiden sınıflar olmayıp sonradan sokulduğunun delillerinden biri Şapsığ, Abedzeh, Ubıx gibi Çerkesler’in çoğunluğunu teşkil eden dallarda ‘kabile’, ‘pşı’ bulunmaması ve Pşı’lerin (Bey) Kaberdeyler’de çok ve Kaberdeyler’e yakın ve bitişik olan Bjeduğ, Kemirkuey, Hatıkueylerde ancak birkaç ailede bulunmasıdır.” 

Çerkesya’nın tam merkezinde bulunan ve İngiliz seyyahları tarafından (Çerkesya’nın iç kalesi) adı verilen Elbruz dağının eteklerinde oturan ve Çerkes boylarının en kalabalığı olan Abedzehler arasında “Pşı” sınıfının bulunmaması eski Çerkesler’de sınıf olmadığının delillerindendir.  

Gerçekten de Kabardeyler’de XIX. yüzyılın sonlarına kadar sınıflar arası sınırlar oldukça net ve belirgindi. Bunda Kabardeyler’in yüzyıllardan beri ilişki içinde bulundukları Ruslar’dan etkilenmelerinin rolü büyüktür. Kaberdeyler’de on bir sınıf vardı. Bu düzenin aşağı yukarı benzeri Kabardeyler’e komşu olan Bjeduğ, Kemurguvey, Hatıkoy ve Nathoçlar’da da bulunmakta idi. Kibar manasını ifade eden Verk; beyler tarafından yükselen Çerkesler’e verilen bir paye ve asalet unvanıydı. Fakat çok önceleri hürlerle soyluların çatışma ve çarpışması neticesinde kendilerine hiçbir ayrıcalık bırakmadıklarını, meşhur Supaş’tan naklen Mr. Bell yazar. 

Beyler dirayet, memlekete hizmet gibi meziyetleri takdir edilerek halkın genel oylarıyla seçilirlerdi. O rütbeye nail olan aileler vazifede kusur ettikleri ve reisi bulundukları kabilenin hukukunu müdafaa edemedikleri vakit ahali tarafından salahiyet ve payeleri kaldırılırdı. İntihap olunan zatın vefatında oğulları liyakat gösterirse babalarının payesini muhafaza ederler, gösteremedikleri takdirde ahali asilzadeler içinden diğer birini intihap ederlerdi. 

Beyler halkın işlerini kanunlar dahilinde Verk ve hür insanların yaşlı ve nüfuzlularından (Thamate) oluşan bir Meclis ile yürütürlerdi. Halktan vergi almazlardı. Asilzadeler (Verk) memleketin büyükleri oldukları halde son derece alçak gönüllü, merhametli, cömert ve cesur olurlar fakat toplum tarafından hoş karşılanmayan davranışlarda bulunurlarsa bunların da emirliği halkın genel oylarıyla kaldırılırdı. 

Hür insanlar (Tfekotl), Çerkesler’in yüzde doksandan fazlasını teşkil ederdi. İngiliz gezginleri “Tfekotl”u “Freemen: hürler” kelimesiyle tercüme etmişlerdir. Gerçekten de bu sınıf kimseye karşı bağlılık ve tabiiyet kaydını, şahsi imtiyazları kabul etmemiş ve her zaman hürriyetini muhafaza ederek savunmuştur. Hür sınıfı memlekette ticaret, sanat, ziraat ile uğraşarak bu suretle memleketin iktisadi gücünü temin ettikleri gibi asilzade sınıfı ile birleşerek muayyen zamanlarda mebuslar seçerek ve umumi toplantılar (Hase) yapıp memleketin kanun ve nizamnamelerini tertip ederlerdi. Bu iki sınıf ahalinin teşrii (yasama) kuvvetini temsil ettikleri halde Beyler icrai kuvvet makamında kalırlar ve teşrii heyetin kararlarını tatbik ile mükellef olurlardı. 

Dördüncü grubu oluşturan köleler (Pşitli) ise eskiden vuku bulmuş olan kabile savaşları sonucu alınan esirlerle Moğol, Tatar ve Rus esirleridir. Köleler ikiye ayrılırlardı. Bir kısmı ev hizmetkarları ve halayık idiler. Hiçbir hakları yoktu, satılabilirlerdi. İkinci tür köleler kanuna (Khabze) tabi olanlardır ki bunlar köle olmaktan ziyade sahiplerinin ortakçısı konumundaydılar. Evleri, hayvanları ve tarlaları vardı. Ürettiklerinin yarısı sahiplerine aitti. 

Galip ve muzaffer kabileler, mağlup kabileleri kendileriyle aynı seviyede tutmaya tenezzül etmediklerinden onlardan aldıkları esirleri aralarında taksim ederek bunlardan kendilerinden aşağı bir sınıf meydana getirdiler ve Pşitli yani “sahipli adam” adını verdiler. 

Mr. J. Bell, Kafkasya’daki kölelik hakkında şöyle der: Bizim telakki ettiğimiz manaya göre Çerkesya’da kölelik yoktur. Her kölenin bedeli olan otuz öküz vererek hürriyetini satın alması mümkündür. Sahibi tarafından hukukuna tecavüz edilen bu nevi köleler mahkemeye başvurabilirler. 

Kuzey Kafkasya halklarından Çeçenler’e bakıldığında ise sınıf ayrımının bulunmadığı görülmüştür. Çeçenistan’da herhangi bir hükümet sistemi bulunmadığı gibi halk arasında sınıflar da oluşmamıştı. Her Çeçen doğuştan sahip olduğu bir hakla kendisini herkesle eşit görürdü. Çeçenler, akınlar yaptıkları memleketlerden getirdikleri insanları ise köle olarak kullanırlar fakat çok iyi davrandıkları bu insanları çok geçmeden özgür bırakırlardı. 

Çeçen- İnguşlar’da da diğer Kafkas toplumlarında olduğu gibi gelenek ve göreneklerin toplum üzerindeki önemi ve yaptırım gücü çok güçlüydü. 

XIX. yüzyılın başlarında Karaçay- Balkar toplumundaki sosyal tabakalar ise şu şekildeydi: 

Biy (Prensler) 

Çanka (İkinci sınıf prensler) 

Özden (Soylular) 

Kara Özden (İkinci sınıf soylular) 

Kul (Köleler) 

Önceleri toplumda hiçbir hakkı olmayan köleler zamanla bazı soylular tarafından azat edilerek çeşitli sınıflara ayrıldılar. Bunlar; 

Casakçı: Tarlası ve otlağı için prense vergi verenler, 

Çagar: İyi hizmetlerinden dolayı mükafat olarak prensten toprak alarak geçinenler, 

Kazak: Mülk sahibi olmayan, prense hizmet ederek yaşayanlar. Bu sınıftan kadınlara da “Karavaş” denirdi. 

Prensler yönetimde tek başına söz sahibi idiler. Özden adı verilen soylu tabaka da Prense bağlıydı. 

Dağıstan’da toplum, işledikleri topraklardan belirli bir pay alan “Özdenler”, Han tarafından bir bey ya da din adamının emrine verilmiş “Köylüler” ve hiçbir hakkı olmayan “Köleler”den oluşuyordu. Kuzey Dağıstan bölgesinde ise; dağlık, kapalı bir ekonomiye sahip olan bu bölgede Din adamları, Özdenler ve Kölelerden oluşan halkı Soylu sınıf yönetiyordu. Başlarında Hanlar ve Beyler yoktu. 

  

İdari yapılanma 

Çerkesya’daki idare şekli hakkında Jabaghi Baj şunları söylemektedir: Çerkesya’da nüfuzu umuma şamil ne teokrasi ne de aristokrasi hükümetleri hiçbir vakit teşekkül etmeyip milli hakimiyetin temeli olan teşri ve icra kuvvetleri daima milletin demir elinde sıkı muhafaza edildiğinden demokrat idarenin en eski vatanıdır. Bu idareye küçük cumhuriyetlerin oluşturduğu Birleşik Cumhuriyetler nazarı ile bakılabilir. İçişlerinde serbest olan bu cumhuriyetler, bütünü ilgilendiren askeri ve siyasi meselelerde ortak karar alırlardı. Burada hükümet işlerini görecek daimî memurlar bulunmadığından gerektiği zamanlarda davet edilen meclisler önemli işleri görürlerdi. Küçük davalar ise İslâm dininin etkisi ile o bölgede bulunan ve hakimlik de yapan din alimlerine bırakılmıştı. 

Çerkesler’in İslâmiyet’ten önce adli ve medeni kanunları Khabze (örf ve adetler)’den ibarettir. Bu kanunlar binlerce yılın birikimini yansıtırlar. İslâmiyet’ten sonra şer’i esaslara tamamen aykırı olmayan eski kurallar (Khabze), şer’i usullerle beraber tatbik edilirdi. 

Abazalar’da XIX. yüzyılda bazı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Büyük Abhazya; Şervaşidze hanedanının yönetimindeki bu ülke diğer Çerkes halklarından farklı olarak köklü bir devlet geleneğine sahipti. M.S. VIII-XII. yüzyıllar arasında Kafkasya’nın en güçlü devleti olan Abhazya, XII. yüzyıldan sonra nispeten daha silik de olsa bu devlet geleneğini 1864 yılına kadar devam ettirmiştir. Bu devlet düzeninde başta bir hükümdar, sonra bey, komutan ve amirlerden oluşan egemen sınıf; bu sınıfın yardımcıları konumundaki bürokrat sınıf; çiftçi, zanaatkar gibi ayrıcalıksız özgür sınıf; esir ve köle sınıfı söz konusu idi. Ancak bu sınıflar arasında kast sistemi mevcut değildi. 

Büyük Abhazya lideri Çaçba, -Şervaşidze hanedanının- denetimi dışında kalan, büyük çoğunluğu Abhazya’nın dağlık kısımlarında yaşayan halkın oluşturduğu Küçük Abhazya ve Cigetya bölgesi “Tavad” adı verilen beyler tarafından yönetilirdi. Bu bölgede de sınıfsal bir düzenleme olmasına rağmen sınıflar arasındaki ayrım oldukça az ve sınırları da oldukça esnekti. 

Çeçenistan’da ise geçmişte hanlık otoritesi yoktur. Tam ve orijinal bir demokrasi vardır. Hükümdarlar ancak savaş zamanlarında mutlak bir yetkiye sahip olabilirlerdi. Hükümet merkezinde halk tarafından seçilmiş bir heyet bulunurdu. 

Karaçay- Balkar hukukunun temelini oluşturan en önemli unsur, diğer Kafkas halklarında olduğu gibi gelenek ve törelerdi. “Töre” adı verilen mahkemeler “aksakal” denilen yaşlı üyelerden meydana geliyordu. Prens, Töre’nin kararlarına etki edebiliyordu. 

Dağıstan’da ise durum biraz daha farklıydı. Ülkenin büyük kesimi Araplar tarafından getirilen hanlık sistemi ile yönetilirken birçok yerlerde demokratik bir yaşam süren özgür kabileler küçük veya büyük gruplar oluşturmaktaydılar. Gelişmiş bir derebeylik düzeninin oluştuğu, tarım ve hayvancılığın önde geldiği Güney Dağıstan’da her türlü toprak zenginliği ile her çeşit hayvan (at, sığır vb.) hanlara aitti.  

“Mağrur Güzellik Ülkesi”, “Şaşılacak Ülke”, “Kahramanlar Yurdu”… Şairler, edipler, gezginler, coğrafyacılar “Kafkasyamız”ı böyle tasvir etmişler diyor Pşimaho Kosok. Tabiatın tasviri mümkün olmayan güzellikleriyle bütünleşmiş olan, pek çok gezginin kaleminde efsanelerle karışmış “Mağrur Güzellikler Ülkesi”. Öyle anlaşılıyor ki modern dönemlere kadar klasik bir devlet ve toplum yapısına çok fazla rastlanmayan, insanların ve atların özgür yaşadıkları bir ütopya ülkesiydi Kafkasya. 

Belki de kalben ve ruhen bağlı olduğu yazarının gözünden böyle görünmektedir… 

  

*Prof. Dr. Nurgün Koç; Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi ABD Başkanı,  

nurgunkoc@gmail.com 

  

Kaynaklar 

Baddeley, John. F., Ruslar’ın Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil, İstanbul 1989. 

Baj, Jabaghi, Çerkesyada Sosyal Yaşayış ve Adetler, Ankara 1921. 

Ersoy, Hayri, Dili Edebiyatı ve Tarihi ile Çerkesler, İstanbul 1993. 

Ersoy, Hayri – Kamacı, Aysun, Çerkes Tarihi, İstanbul 1992. 

Henze, Paul, B., Kafkaslarda Ateş ve Kılıç 19. Yüzyılda Kuzey Kafkasya Dağ Köylülerinin Direnişi, Çev. Akın Kösetorunu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Asya- Afrika Araştırmaları Grubu Yayın No: 18, Ankara 1985. 

Interiano, Giorgio, Çerkesya Seyahatnamesi, Çev. Gamze Gül Özfırat, Balıkesir 2017. 

Koç, Nurgün, “Kuzey Kafkasya’dan Ortadoğu Çöllerine Irak Çerkesleri: Ruslar’ın Kuzey Kafkasyalılar’a Uyguladığı Sürgün/ Soykırım’dan Bir Kesit”, Journal of Social Sciences and Humanities, C: 6, Sayı: 1, 2022. 

Kosok, Pşimaho, Kuzey Kafkasya, İstanbul 1960. 

Mansur, Şamil, Çeçenler, Ankara 1993. 

Meker, A., “Kafkas”, Kafkas Dergisi, 1 (5), İstanbul 1953.


Nurgün Koç 

Bandırma’da dünyaya geldi. Anne tarafından Şapsığ, baba tarafından Ubıh boyundandır. İlkokulu Biga Gümüşçay İlkokulu’nda, ortaokulu Pınarhisar Ortaokulu’nda, liseyi Terkos (Durusu) Hüseyin Ökten Lisesi’nde okudu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü 1994’te bitirdi. Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana Bilim Dalı’nda 1999 yılında yüksek lisans ve 2007 yılında doktora programlarını tamamladı. 1994-2008 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çeşitli okullarda tarih öğretmeni olarak görev yaptı. 2009 yılında Karabük Üniversitesi’nde akademik hayata adım attı. 2013 yılında doçent, 2018 yılında profesör unvanını kazandı. Halen aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı olarak akademik çalışmalarını sürdürmektedir. Köy Enstitüleri, Çerkesler vb. pek çok konuda eserleri olan Koç, özellikle Türk kültür tarihi, Türk modernleşmesi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki demokratikleşme çabalarına yoğunlaşmıştır.  

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı tarafından “Haberleşme Üyeliği”ne seçilmiştir. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here