Asimilasyon, reasimilasyon ve Hemşinliler

0
257

Sinan Özbek, asimilasyon üzerine yazdığı makalede; bir halkın, onu kendi başına bir halk olarak tanımlamayı gerektiren üç özelliğini, yani dilini, geleneğini ve kendine has hukuk sistemini kaybettiğinde asimile olmuş kabul edilmesi gerektiğini söylüyor. Bugün Hemşinlilerin bir kısmı büyük oranda asimile olmuşlardır. Bu durum dil bilenler için farklı düzeylerde ve biçimlerde, dil bilmeyenlerde farklı düzeylerde ve biçimlerde karşımıza çıkıyor. Her ne kadar dilin korunması asimilasyonun henüz gerçekleşmediğinin bir kanıtı gibi dursa da yeni kuşaklarda hızlı bir dil kaybı yaşandığı ortada. Öte yandan dili yitirmiş olan Hemşinli gruplarında geleneğe ve kimliğe bağlı olan ve yitirilmiş dilinden kalmış parçaları derleyip toparlamaya, hatta daha fazlasını öğrenmeye çalışan bir kuşağın oluşmaya başladığını da söylemek lazım.  

  

Asimilasyon neden hızlanıyor? 

Aynı makalede Sinan Özbek, Otto Bauer’in ortaya koyduğu “Asimilasyonun yasaları”nı paylaşıyor. Bu yasalara göre Hemşinlilerin durumunu değerlendirirsek Hemşinlileri bekleyen asimilasyon tehlikesinin boyutlarını ve buna karşı neler yapılabileceğini ortaya koyabiliriz. 

1- “Azınlığın küçüklüğü oranında asimilasyon kolaylaşır.” 

Hemşinlilerin genel nüfusa oranı düşünüldüğünde küçüklük bakımından asimilasyon tehlikesinin ne kadar büyük olduğu anlaşılır.  

2- “Asimilasyon en kolay azınlık parçalandığında ve çoğunluğun yerleşim alanlarına yuvalandığında gerçekleşir. Asimilasyon, azınlık birbirine kenetlendiği ve çoğunluğun yerleşim alanlarından ayrıldığı oranda güçleşir. Asimilasyon, azınlığın yerleşim alanı çoğunluğun yerleşim alanından tamamen ayrı bir dil adası oluşturduğunda imkânsız hale gelir.” 

1980’li yıllara kadar belli bölgelere doğru bir dağılma yaşanmışsa da Hemşinlilerin büyük bölümü kendi köylerinde birlikte yaşamışlardır. Bu asimilasyonu zorlaştıran bir etkendi. Ancak 80 sonrası hızlı kentleşme Hemşinli nüfusun da büyük oranda büyük şehirlere dağılmasına neden oldu. Büyük şehirlere gitmeyen nüfus ise kendi şehir merkezlerine yerleşmeye başladı. Buralarda birlikte yaşamaya başlayan Lazlar Hemşinliler için, Hemşinliler ise Lazlar için çoğunluk kültürü işlevi görüyorlar. Kentin ortak dili ve kültürü egemen çoğunluk dili ve kültürü ile belirlendiği ölçüde Lazlar ve Hemşinliler birbirlerini Türkleştiriyorlar. Hemşincenin kendine bir “dil adası” oluşturması mümkün mü peki? Bugün bu çok zor görünüyor. Ancak Hopa ve Kemalpaşa gibi şehirlerde Lazca ile birlikte çokdilli bir alan oluşturmak mümkün olabilir. Bunun dışında dilin köylerde kaybettiği alanı telafi edebileceği alternatif mekân, sosyal medya alanı olabilir gibi. Bu alanların asimilasyonu kendi başına geri çevirmesi ise imkânsıza yakın görünüyor.  

3- “Azınlıkla çoğunluğun ırk, kültür, din ve dil alanında yakınlığı asimilasyonu kolaylaştırır.” 

Hemşinlilerin çoğunluk din ve mezhebinden olması asimilasyonu kolaylaştıran en önemli unsurlardan biri. Hıristiyan geçmişi hatırlatan bazı anıların, dilsel, kültürel kalıntıların olması bu durumu değiştirmiyor. Verili durumda Sünni-İslam inancına mensup olmak çoğunluğa kabul edilme ve kendini çoğunluktan sayma sürecinin en önemli belirleyicisi durumunda. Hemşinliler ve diğer Sünni azınlık halklar büyük oranda din üzerinden Türkleştirilmektedir.  

4- “Ekonomik, sosyal, politik ve dinsel mücadeleler asimilasyonu kolaylaştırırken, ulusal mücadele zorlaştırır.” 

Ulusal talepler için mücadelenin dışındaki mücadelelerde çoğunluk halkı ile kaçınılmaz olarak gelişecek ilişkiler, insanlar için önceliğin bu mücadelelerin talepleri haline gelmesine yol açar doğal olarak. Bu da zaman içinde azınlık halklardan olanların çoğunluk içinde erimesine ve asimile olmasına neden olur. Ancak Hemşinlilerin kimliklerini korumasına yönelik mücadele eden insanların önemli bir bölümünün sol siyasal geleneklerden gelen insanlar olduklarını görüyoruz. Bu bir çelişki gibi görünse de aslında mantıklı bir açıklaması var. Kürt ulusal hareketinin ulusal sorunu ülkenin ve solun gündemine sokmasının başka halklardan solcuların, sosyalistlerin de kendi halklarının sorunları üzerine düşünmeye ve pozisyon almaya başlamalarını sağladığını söylersek yanlış olmaz. Dolayısıyla ekonomik, sosyal, politik veya dinsel mücadele alanlarının asimilasyonu hızlandırdığı doğrudur. Ancak tersine ona karşı mücadelenin de alanları haline gelebilir. Asimilasyon tehlikesi altındaki halkların bu mücadelelerini kendi dilleri ve kültürleri ile yürütmeleri durumunda tam tersi bir etki de ortaya çıkabilir. Karadeniz ve Dersim’deki ekoloji mücadeleleri aynı zamanda dillerin ve kültürlerin yaşam alanlarının korunması mücadeleleri olarak bu duruma örnek verilebilir. Sonuç olarak halkların dilinden ve kültüründen kopuk, tamamen çoğunluk dili ve kültürü zemininde verilecek sosyal mücadeleler asimilasyonu hızlandırır. Ancak sosyal mücadeleler aynı zamanda azınlık halklarının kendi kimlikleri ile katılabildikleri, kendilerini ifade edebildikleri biçimlerde yürütüldüğünde asimilasyona hizmet etmeyecektir. 

5- “Bir ulus nüfusuyla, zenginliğiyle, gücü ve kültürüyle ne kadar büyükse kendi topraklarında yaşayan azınlıkları o derecede kendine çeker. Ayrıca böyle bir ulusun yabancı topraklarda yaşayan kendi azınlığının asimilasyona karşı direnme gücü de daha büyüktür.”  

Hemşinlilerin bu bakımdan önündeki en büyük engel dilsel ve kültürel gelişimine kaynaklık edebilecek tarihi kökleri ile dinsel farklılık içine düşmüşken asimile olmaya başladığı çoğunlukla aynı dini paylaşıyor olmasıdır. Kökleri ile kurulabilecek dilsel ve kültürel bağ asimilasyonu durdurmak açısından büyük avantajlar sağlayacaktır.  

Asimilasyon yasalarının birkaç başka maddesi de var makalede. Ancak yazının boyutlarını aştığı için meraklısı inceleyecektir diye düşünerek buraya almıyorum.  

  

Reasimilasyon mümkün mü? 

Asimile olmakta olan bir halkın bünyesinde ortaya çıkan sınıfsal farklılaşmalara bağlı olarak genç bir burjuva sınıfı yaratması durumunda, bu halkın asimile olmuş parçaları yeniden eski ulusal aidiyetlerine dönüyor ve buna sahip çıkıyor. Bauer bu süreci reasimilasyon kavramıyla açıklıyor. Sinan Özbek makalesinde Rohat Alakom’dan aldığı bilgilere dayanarak İsveç’te yaşayan Orta Anadolu Kürtlerinin durumunu örnek veriyor. İsveç’e gittiklerinde dillerini unutmuş, büyük oranda asimile olmuşken, yıllar içerisinde anadillerini öğrenme çabasına giriyor, çocuklarına Kürtçe isimler veriyorlar. Bir anlamda Avrupa’da Kürtler yeniden Kürt oluyorlar.  

Bauer’e göre, reasimilasyon süreci ulusal edebiyatı, ulusal basını ve ulusal politik hareketleri oluşturan bir ulusal dirayet yaratıyor. 

Türkiye’de yaşadığımız sürecin de gösterdiği üzere, politik ve ekonomik koşullar asimilasyonu hızlandırırken bir yandan da ona karşı dinamikleri ortaya çıkarıyor ve hatta yer yer süreci tersine çevirmek mümkün olabiliyor. 

Peki, Hemşinliler açısından asimilasyonu durdurmak ve asimile olmuş bölüklerinin reasimilasyonu mümkün mü? 

Bunun kolay bir cevabı yok. Cevabı büyük oranda enerjilerini ekolojik, sosyal, sınıfsal mücadelelere aktaran Hemşinlilerin, bu mücadeleler içerisinde bir çoğunluk bireyi olarak mı bir Hemşinli olarak mı konumlanacaklarına bağlı olacak görünüyor. 

Önceki İçerikKendi kültürümüzmüş gibi empoze edilen yapay kültürlerde asimilasyon
Sonraki İçerikYapay zekâdan simultane çeviri
Mahir Özkan
Artvin İli Makriyal / Noğedi (Kemalpaşa ) ilçesinde 1978 yılında dünyaya geldi. Çukurova Üniversitesi Felsefe Öğretmenliği Bölümü'nden 1999 yılında mezun oldu. 2008-2011 tarihleri arasında Agos gazetesinde yayınlanan öyküleri 2014 Eylül'ünde 'Hemşin Öyküleri' adıyla Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. 2016'da Hemşince çevirisini yaptığı Küçük Prens, 'Bidzig Pirens' adıyla yine Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Derlemelerini Uğur Biryol'un yaptığı İletişim Yayınları tarafından yayınlanan 'Karardı Karadeniz' ve 'Karadeniz'in Kaybolan Kimliği' adlı kitaplara makaleleri ile ve Leyla Çelik ile Elif Yıldırım'ın derlediği, Nika Yayınları tarafından yayınlanan 'Yeşilden Maviye Karadeniz'den Kadın Portreleri' adlı ortak kitaba bir öyküsü ile katkıda bulundu. 2009-2014 yılları arasında Norradyo adlı internet radyosunda 'Hemşin Öyküleri' adlı bir program hazırlayıp sundu. 2014 yılında bu yana yayınlanan Gor dergisinin yayın ekibinde yer alıyor. Evli ve bir kız çocuğu babası.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz