Durum muhakemesi – 8

1
406

Geçen sayılarda açıklamaya çalıştığım görüş ve düşüncelerimi biraz daha ileriye taşımak istiyorum. Zira geçmişte çok büyük felaketlere ve haksızlıklara uğramış bir milletin çocukları olarak dünya çapında büyük bir davanın vârisleriyiz. Davanın takibinden ve başarılmasından sorumluyuz. Bu bağlamda, diasporada 125 yıl önce başlatılan örgütlü mücadele bir şekilde devam etmektedir. Dernekler, vakıflar, federasyonlar bazında sürdürülen örgütlenmeler, egemen güçler eliyle zaman zaman kesintilere ve kendi iç çatışmalarımızla sarsıntıya uğrasalar da mücadele bir şekilde devam etmektedir.

Davanın büyüklüğü karşısında, koşulların zorluğu ve engellerin büyüklüğüne karşın, kurumsal yapılarımızın yeterince güçlü ve dayanıklı olmadığı ortada. Davanın farkında olan veya olmayan büyük çoğunluğun uzaktan seyretmeyi ve hiç ilgilenmemeyi tercih ettikleri de acı bir gerçek. Bu durumda, davaya inanmış ve gönül vermiş az sayıda duyarlı, iyi niyetli, onurlu ve fedakâr insanların çabaları yetersiz kalmaktadır.

Hani derler ya, dava insanı olmak sıradan bir vasıf veya özellik değildir. Zira dava insanlarının bu işten bıktım, yoruldum deyip görevden vazgeçme, istifa etme, geri çekilme gibi bir şansları yok maalesef. Uzaktan seyretmeyi veya hiç ilgilenmemeyi tercih edenlerin fazlalığını da dert etmeden, kişisel rahatlık, konfor ve zenginliklerden de vazgeçebilmektir dava insanlığı.

Ancak bu tür çok boyutlu davalarda başarıya ulaşmak, sonuç alabilmek için, bireysel anlamda dava insanlığı da yeterli değil. Ortak akıl, ortak irade ile güçlü ve dayanıklı olmak gerekiyor. Bunun için de davaya sahip çıkma niyetinde olanların, diyalog, uzlaşı ve işbirliği ortamlarında, her şeyden önce örgütlü ve güçlü olmaya odaklanmaları şartı vardır. Çerkes halkının Türkiye diasporası örgütlü yapılarında, özellikle federasyon yapılanmalarının tüzük ve söylemlerinde ciddi hedeflerden bahsedilir ama genelde kültür dernekçiliği zemininde, zaman ve enerjilerin iç uyumsuzluklar, çatışmalar ve yüzeysel mücadelelerle harcanması üzücüdür.

Bu nedenle, davaya katılmak yerine uzaktan seyretmeyi tercih edenlerin fazlalığı, halk desteğinden yoksun güçsüzlük ve başarısızlıklar, kurumsal yapılarımızda göreve talebin azlığını da beraberinde getiriyor. Son zamanlarda, KAFFED ve DÇB ilişkilerinde ve KAFFED bünyesinde, kurumsal yapı açısından tehlikeli boyutlara uzanan sorunlar son derece anlamsız ve üzücüdür. Bu tür sorunların bilgi eksikliği ve bazı kişisel önyargılardan kaynaklandığını düşünüyorum.

Bu toplumun içinden yetişmiş, bilgisi, birikimi, güvenilirliği ve kişiliği ile bilinen, topluma emeği ve hizmetleri ile katkıda bulunmuş şahsiyetlerin, böylesi kritik zamanlarda tarafsızca öne çıkarak bir DURUM MUHAKEMESİ ortamı yaratmaları gerektiğine inanıyorum.

Özellikle, milyonlarla ifade edilen nüfusu ile en büyük Çerkes diasporasını barındıran TC Devleti yönetiminin hiçbir yerinde temsil edilemeyişimiz kabul edilemez bir durum. Temeldeki sebepler ortada. Bireyselliğe dayalı, diyalog, uzlaşı ve işbirliği anlayışından uzak, önyargılar ve küçük hesapların ön planda olduğu bir ortamdan bahsediyoruz maalesef. Bu bir suçlama ise hepimiz için geçerli olduğunu kabul etmeliyiz. Farklı kurumsal yapılar arasında ve bazı kurumsal yapıların da içinde bu zafiyetler açıkça görülmektedir.

Elbette, her kişi ve kurumun aynı anda her konuda aynı fikirde ve davranışta olmaları beklenemez. İtirazların, tartışmaların olması çok doğaldır. Ancak mücadelenin temelinde TOPLUMSAL BİR DAVA, ORTAK PAYDA ve ORTAK AMAÇ diye bir şey varsa, itirazların, tartışmaların hatta kavgaların da bir dozu ve anlamı olması gerekir. Konuların kişiselleştirilerek önyargılara, öfke ve nefret duygularına teslim olup, dışlama, ayrışma, çözülme ve dağılmalar en kötü senaryonun tezahürüdür. Bu tür senaryoları kurgulayıp bize uygulatanlar, hiç kuşkusuz bizi yok sayan ve yok etmeye çalışan güçlerdir.

Diasporanın, özellikle Türkiye Çerkes diasporasının, mevcut örgütsel yapısı ortada. Federasyon bazındaki kurumsal yapılarımızın ana tüzükleri, söylem ve eylemlerine baktığımızda, aralarında bir fark olmadığını görebiliriz. O halde, eski bagajları kenara koyup, ortak amaç ve bir hedef ekseninde diyalog ortamı yaratıp bir ortak irade yaratılamaz mı?

Bu durumda, mevcut tarafların amaç ve hedefi aynı olduğuna göre, bütün engellere ve zorluklara karşın başarmak için, iç ve dış sorunlara çözüm üretmek üzere bütün tarafların katılımı ile, güçlü ve dayanıklı bir kurumsal yapıda birleşilmelidir. Bunun adı KONFEDERASYON veya başka bir şey olabilir. Veya tüm örgütsel yapının yeniden düzenlenmesi gerekebilir. Bu tür girişimlerden korkmamak lazım. Bu tür adımları atabilecek bir MECLİS oluşturulabilir. Aksi halde kendi toplumumuzun güveni ve desteğini almak, muhatap devletler ve uluslararası kurumlar karşısında güçlü ve inandırıcı olmak ve amaca hizmet etmek mümkün değildir.

1 Yorum

  1. Yaşar beyin tüm görüşlerine katılıyorum. Özellikle, devletin hiçbir kurumunda temsil edilmeyişimizin tespiti oldukça önemli. Aklına ve emeğine sağlık.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz