Türkiye Diyasporası Yayınlarından Seçmeler: Çerkesler Kimdir? Ne İstiyorlar? -2

0
21
Ali Çurey
2.Bölüm

O halde genel ve siyasi anlamda ÇERKEZİSTAN-ÇERKESYA (Abhaz-Adığe) demek daha doğrudur, diye düşünüyoruz. Kendilerini “Çerkes” üst kimliğinde görmeyen Lezgi, Lak, Avar, Çeçen, İnguş, Osetler vardır. Dolayısıyla “ben” veya “biz” Çerkesiz diyen Abhaz ve Adığelerden ayrılmaktadırlar. Bu nedenlerle KAFKASYA veya Kuzey Kafkasya tabirleri sadece Çerkesleri çağrıştırmamaktadır. Bu anlayış ve tablo içindeki insan topluluklarını inadına “KAFKASYA” veya “Kuzey Kafkasyalı” adıyla anmak ve bir bürünmüş gibi sunmak olmayana ergi metodudur. Tarih boyu gerçekleşmeyen birlik ve fakat buna rağmen aralarında hiç savaşmayan bu halklar ne yazık ki Sovyetlerin dağılmasından sonra o tarihsel geleneğin dışına çıkmıştır. Yani Asetinlerle İnguşlar savaşmışlardır. Aralarına kan davası girmiştir. Burada haklı – haksız tartışmasına gerek yoktur. Olan olmuştur. Ancak bununla da yetinmediler, “BESLAN BASKINI” adıyla tarihe geçen o dramatik olay her şeyin üstüne tüy dikmiştir. Abhaz kurtuluş savaşında, savaşın Abhazların lehine bitmesinde Çeçen savaşçıların rolü unutulamaz. Ancak aynı savaşçıların buradaki tarihsel dönüşümü anlayamamaları hem kendilerini hem de Abhazların tam bağımsızlığını bilinmeyen bir tarihe ertelemiştir. Şayet Abhazya’nın tam bağımsız oluşuna dek oyuna gelmemiş olsalardı bu gün çok farklı tablolar ortaya çıkabilirdi. Ne yazık ki olmadı. Bu olumsuzluk bir yana “Çeçen ulusal direnişi” de gerçek anlamını ve işlevini yitirerek Çeçen-İslam, İslam-Çeçen kimliği ile öne çıkmıştır. Böylece dünya egemenlerini karşısına almış ve giderek “Çeçen” adı İslami terörü çağrıştıran bir kavram olarak gündeme oturmuştur. Bazı Çeçenlerin bu sonucun müsebbibi olarak gösterdikleri “Dış ve İç Düşman” klasiği de direnişin saptırılan kulvarını örtmeye yetmedi. Burada niyetim savaşı kritik etmek değil. Ancak direnişin gerçek sahiplerini uyarmaktır. Daha doğrusu öz eleştiri yapmalarını hatırlatmaktır. Korkmayın, hatalarınızla yüzleşin ve hesaplaşın. Ölüm-kalım yolculuğunda güvene yer yoktur. Sadece el-ense çekişmesi vardır. Bunun da adı politikadır. Çünkü ölen sizsiniz ve yok olan ulusunuzdur. Kimin umurunda. Çeçenlere ve tüm Kuzey Kafkasyalılara tarih, altın tepside bir fırsat sunmuştu. Ne yazık ki bu fırsatı Çeçenler tersine çevirdi. Bu sonuç için her Çeçen binlerce gerekçe bulabilir. Ama ne yazık ki gerçekler sonucu değiştirmiyor.

Dinsel ve ırka dayalı savaşlar tarih boyu insanlığın dramı olmuştur. Bu gün de yarın da aynıdır. Onun için siyasi kimlik yerine kültürel kimliklerle var olmak talebi insanlığın vicdanına hitap eden bir olgudur. Hele-hele dinsel inanış, kavram ve simgelerinin kullanımı artık hiç gündemde olmamalıdır. Zira bireysel özgürlüklerin öne çıktığı çağımızda bu kavramlara sığınma mücadelesi bir nevi bireyin ve toplumun intiharı demektir. Neden mi? Nedeni şudur; Dünya olduğundan çok daha küçülmüştür. Teknoloji denilen olgu insanlar arası mücadeleyi, kendi sahasına sokmuştur. Yani teknolojik savaş. Bunda ileri olanlar güçlü olanlardır. Bu bağlamda güçlü ile güçsüzün savaşmasının sonucunu tartışmanın gereği var mıdır? ABD, AB, Rusya Federasyonu, Çin, Japonya neden aralarında klasik savaşa son vermiştir? Ucuz kahramanlıklar tarihe gömülmelidir.

Şimdilerde savaşlar nerede ve kimlerin üzerinde oynanmaktadır? Bunu gördüğümüzde kurtuluş umudu doğar.

Çerkesler şu anda çoğunluk itibarı ile Osmanlı İmparatorluğunun yıkılıp dağılmasından sonra ortaya çıkan Türkiye, Suriye ve Ürdün’de yaşamaktadır. Ayrıca ABD, Almanya ve Hollanda da azımsanmayacak miktarda bir nüfusumuz mevcuttur. Mısır ve Libya’da ise kendisini Çerkes olarak tanımlayan ancak hemen hemen yekûnu Çerkesçe bilmeyen binlerle ifade edilen insanlar vardır. Ata yurdu dışında yaşayan, özellikle de TC’de tahminen 6-7 milyon nüfusa sahibiz. Bunun için en güvenilir belge, 1921 yılında İzmir’de “ŞARKI KARİP ÇERKESLERİ TEMİNİ HUKUK CEMİYETİ” adlı örgütün “ÇERKES MİLLETİNİN BÜYÜK DEVLETLERE, İNSANLIK VE MEDENİYET ALEMİNE GENEL BİLDİRGESİ (1)” isimli genelgesidir. (Kaynak: İstiklal Harbinde Ayaklanmalar. 1919-1921 Türk İstiklal Harbi, 6. cilt, s.318.)

Diğer yandan tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi yıkılan fakat dağılmayan Çarlık Rusyası yerine Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adıyla sahneye çıkan sistemde Çerkesler, şu anda mevcut demografik örgütlenmeye kavuşmuştur. Maykop merkezli Adıgey Cumhuriyeti, Nalçık merkezli Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Çerkesk merkezli Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti ve Sohum merkezli Abhazya Cumhuriyetidir. Karaçay ve Balkarlar hariç her dört Çerkes Cumhuriyetinin halkı kendini Çerkes veya özgün adları olan Abhaz, Adığe veya Kabardey isimleri ile anmaktadır. Bu Cumhuriyetlerin bölünmüşlüğünü sadece Rus halkına bağlayanlar bilerek konuyu istismar etmektedir. Mevcut demografik örgütlenmenin parçalı oluşunun nedeni sürgün edilen atalarımızın boş kalan topraklarına yerleştirilen yabancı halklardır, özellikle Kazaklar. Çarlık Rusyası’nın neden olduğu bu sürgünden kurtulabilen kardeşlerimiz Sosyalizm sayesinde ata yurtlarında uluslaşma aşamasına gelebilmiştir. Bu bağlamda illa bir suçlu aranacaksa birinci suçlu zamanın Çarlık Rusyası’nın gücünü anlamayan ve kendi aralarında anlaşamayan Özgün Çerkes feodalleridir, ikinci suçlu ise, Osmanlı-Çarlık Rusyası’dır.

Bu ikilinin bitmek tükenmek bilmeyen savaşlarının faturası ne yazık ki bu savaşlara iradesi dışında taraf olan Çerkeslere yazılmıştır. Osmanlıdan yana olan Çerkesler, birlikte olduğu Osmanlı’nın Çarlık Rusyası’na yenik düşmesi sonucu müttefik desteğinden mahrum kalmıştır. Bunun doğal sonucu Çerkesler de Osmanlı topraklarına sürgün edilmişlerdir. Bu tarihi gerçeği bilmezlikten gelen “Beyaz Türk” olan bazı Çerkeslerin; “Türkler bizi vatanlarına kabul ettiler. Bizi bağırlarına bastılar. Yemediler yedirdiler, içmediler içirdiler” gibi ipe-sapa gelmez, tarihi gerçeklerle hiç ilgisi olmayan söylemleri tamamen maksatlı ve siyasidir. Osmanlı Çerkesler’in sürülmesine ve kendi topraklarında kendi istediği gibi yerleşmesine göz yummuştur. Çünkü “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur.” felsefesi ağır basmıştır. Zaten Osmanlı halk birikiminde herhangi bir kimliğin egemenliği söz konusu değildir. Her çeşit halktan insanların oluşturduğu bir imparatorluktu. Adı da Osmanlı… Yani Türk değildi. Zira Osmanlı’nın Türk’e bakışı da herkesçe malumdur. Onun için Çerkesler’i Türkler değil, Osmanlı kabul etmiştir. O da kendi siyasi çıkarları içindir. Bu gerçekleri saptırmak ta doğru değildir.

Şu anda Çerkesler bir elmanın iki yarısı misali bir yarısı ile TC’de diğer yarısı ile Rusya Federasyonu içindedir. Tarih bizi Moskova ve Ankara ile birlikte yaşamaya mahkûm etmiştir.

Şimdi Çerkesler ne istiyor? Ve kimden? Çerkesler tüm Dünyadan ve özellikle Moskova ve Ankara’dan şunları istiyor:

1-Kendi ulusal ve tarihsel değerlerimizle “Kendi topraklarında kendi kaderlerini kendleri tayin eden bir toplum olmayı”.

2-Ankara ve Moskova’nın kendi halkına layık gördüğü “Kendin olabilme” hakkının bize de tanımasını.

3-Bölünmüş aile durumunda bulunan bizlerin Ata Yurt Çerkesya’da (Abhazlar dâhil) tekrar bütünleşebilmeleri için insani ve demokratik anlayışın gösterilmesini.

4-Bu günkü bölünmüşlüğümüzün tarihen müsebbibi durumunda olan Osmanlı ve Çarlık Rusyası’nın varisleri Ankara ve Moskova’nın “PASLAŞILAN SORUNU” olmak yerine her iki merkeze eşit mesafede dost sayılmamızı.

5-Yetmiş yıl halkların kardeşliğini savunan Moskova’nın, Demokratik, Laik ve Çağdaşlığı ile Ankara’nın geldiği bu noktada bizi anlayıp dinlemelerini.

6-Tarihi Olayları kin, nefret, intikam ve şiddet içermeden tarihe bıraktığımızın bilinmesini ve biz Çerkesler’in potansiyel suçlu olarak görülmemesini.

7-Ve nihayet; barış, sevgi ve kardeşlik içinde yaşamak, kendi kültürel kimliğimizle var olmayı istediğimizin bilinmesini istiyor ve sesleniyoruz;

Lütfen bizi duyunuz. İnsanlık camiasının bir parçası olduğumuzu hatırlatıyoruz. Bu gezegenin tüm insanlığın ortak mülkü olduğunu unutmayınız.

(21 Mayıs 2005) *Yeni Kafkasya gazetesinde yayınlanmıştır.
Sayı : 2010 09 Yayınlanma Tarihi: 2010-09-01 00:00:00