Batı ve Çerkesler

0
245

1856

Savaş sırasında İngiliz ve Fransız hükümetleri ittifak kurulup kurulamayacağını belirlemek için Çerkeslerin arasına ajanlar göndermişti

Paris Anlaşması Kafkasya eyaletleri açısından pek tatmin edici olmamıştır. 1854 savaşı başladığında Rusya’yla uzun süredir savaş halinde olan Müslüman lider Şamil’in Türkiye ile ittifak içine gireceği düşünülüyordu. Yaz aylarında İngiltere’de Rusya’nın gücünün zayıflatılması için sahip olduğu varlıkların yağmalanması gerektiğine dair bir görüş hâkim oldu. Bunu uygun ve adil bulmayan Aberdeen Kontu ve hükümet, parlamentoda saldırıya uğruyorlardı. 20 Haziran’da Lord Lyndhurst mevcut statükoyu korumak isteyenlerin aleyhinde etkileyici bir konuşma yaptı. Çerkesler için şöyle diyordu: “Çerkesleri cesaretlendirdik ve silah verdik, tüm bunları tekrar eski konumlarına döndürmek yani Rusya toprağı haline gelmeleri için mi yaptık? Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Çerkeslere böylesi bir davranışta bulunmak haksızlıktır. Durumun böyle devam etmesi asla kabul edilemez.”
Savaş sırasında İngiliz ve Fransız hükümetleri ittifak kurulup kurulamayacağını ya da ne tarz bir ittifak kurulabileceğini belirlemek için Çerkeslerin arasına ajanlar göndermişti.
Ancak bu çalışmalar pek başarılı sonuçlar getirmemişti. İngiltere Kafkasya’daki tüm kabileleri Çerkes adıyla adlandırmıştır. Oysa bu kabilelerin kimi Hıristiyan kimi Müslüman, kimi ‘peygamber savaşçılığı’ ilkesine bağlıyken kimi cumhuriyetçi dağlı, kimi Rusya’nın rüşvetiyle baştan çıkmışken kimi baştan çıkmamak için tüm gücüyle direnen insanlardan oluşmaktadır. Üstelik bazı kabilelerin birbirleriyle dost olduğunu söylemek bile zordur. Hatta şöyle bir saptama yapılmıştır: Rusya bölgeden elini çekse ve Çerkesler eski Osmanlı düzenine dönseler, Osmanlılar paşa sistemiyle yönetmeyi sevdiği için eskiden olduğu gibi rüşvet ve haraç olayı sürecekti. Bu da Çerkeslerin ve diğer dağlıların gelişmesine bir katkı sunmayacaktı. Diğer yandan eğer Ruslar Türkiye’nin dahline izin verilmeksizin püskürtülmüş olsaydı bu kez de müttefikler bir diğerinin kendisinden üstün avantajlar elde etmesini kıskanacak olan çeşitli liderlerle uğraşacaktı. Liderlerin çoğu Batılı güçlerin koruması altında bağımsız bir devlet kurmak konusunda oldukça istekliydi.
Dağlılar arasında Çerkesya’dan bahsedilmeksizin barışa dair söylentiler yayılınca Müslüman kabileler Osmanlı Sultanı’na ithafen yazılmış bir dilekçeyi sunmak üzere bir heyeti İstanbul’a yolladı. Hıristiyan kabileler bu dilekçede yer almak istemedi. Ancak Sultan batılı müttefikleri olmaksızın bir şey yapamazdı, batılı müttefikler de bir proje geliştiremeyince tüm Kafkasya savaştan önceki konumuna dönmüş oldu. 3 Mayıs 1856’da İngiltere parlamentosundaki bakanlar Çerkesleri Rusya’nın ellerine terk etmekle suçlanınca, deniz kuvvetleri müsteşarı şöyle dedi: “Hangi bölgeleri devretmişiz? Gürcistan, Mingrelya ve İmeretya halkının gönlü Rusya’dan yanaydı ve savaş sırasında aktif bir rol oynamadılar.
Şamil idaresindeki Çerkesya halkıydı Ruslarla savaşan. Ancak onların bölgesi Karadeniz’de değil Hazar Denizi kıyısındaydı ve bizimle hiçbir zaman işbirliği yapmadılar.” Müsteşar diğer dağlılardan şöyle söz etti: “Sabit bir hükümetleri yok, her lider kendini eski zamanlardaki dağların efendisi gibi görüyor, kendi bölgesinde kontrolsüz bir güce sahip. Bu insanların bir hükümete ihtiyacı var. Sonrasında da bölgelerin bu hükümetle işbirliği içinde olmasını sağlamak gerek. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bu bölgelerin şu anki durumuyla savaştan önceki durumu arasında hiç fark yoktur. Sözlerim, savaş sürseydi bağımsız bir Çerkesya kurulabilirdi manasında algılanmasın.” (İngiliz siyasetçi George Dodd’un 1856 tarihli ‘Rusya Savaş Tarihi’ kitabından)
Çeviri: Serap Canbek

Sayı : 2011 09