Bir Çerkes Köyünde Yaşamak!

0
1547
Geçtiğimiz yazı köyümde geçirdim. Bir Çerkes köyü olan köyümden ilk çocukluk, gençlik, orta yaş ve artık yaşlılığa doğru evrildiğimiz bu yıllarda da hiç kopmadım. Kopmak da istemedim açıkçası. Eşimde aynı yörenin insanı olunca ve sosyal bağlarımızı da hiç koparmamaya gayret edince bu bağlılık biraz daha sağlıklı yürüdü elbette. Hepsinden önemlisi çocuklarımın o ortamda yaşamaları için yıllarca çaba gösterdim ve sanırım başarılı oldum da.
Bütün bunları anlatmamın sebebi kişisel tarihimi anlatmak değil aslında. Yaz döneminde köyümüzde misafir olan kardeşim-arkadaşım Hulusi Üstün’le ( …Ki artık hanım köylü olmak istemezse eğer bir köyü var. Aşağıdemirci !) sohbet ederken 2005 tarihli bir yazısından bahsetti. Sohbetimiz ‘ne olacak halimiz’ e cevap arama noktasına geldiğinde, bu tevafuktan hareketle “ Çerkes kültürüne son bir yaşam alanı” başlıklı yazısından bahseden Hulusi, düşüncelerini anlattığında heyecanlandım açıkçası. Doğrusunu söylemek gerekirse ben bunu niye düşünemedim diye de kıskandım.
Köylerimizin her geçen gün boşalması ve her birinin ayrı ayrı birer huzurevi havasına bürünmesi, bu tür sohbetlerin konusu oluyordu elbette. Sık sık köylerdeki hayatı canlandırmanın projelerini üretmeye çalışıyor emekli olup çoluk çocuğu hale yola koyduktan sonra dönmek dışında da bir şey üretemiyorduk açıkçası.
Geçim imkanlarının gittikçe daha kısıtlı hale gelmesi, tarım teknolojilerinin ilerleyip bedensel işgücüne ihtiyacın her geçen gün azalması gibi sebeplerden, bu çarkı geri döndürmenin neredeyse imkânsız olduğunu görüyorduk elbet. Bizi esas düşündüren köyden kente göç esnasında uğradığımız kültürel erozyondu. Kentlerde kurulan derneklerimiz bir nebze bu problemin çözümünde katkı verse de köylerdeki yaşantının doğal vasatını asla karşılayamıyordu. Başta dilimiz olmak üzere müzik, dans, yemek gibi kültürün bir çok öğesi kentlerin karmaşasında hızla kayboluyor, bizden sonraki kuşaklara aktarabileceklerimiz git gide hep kağıt üstünde kalıyordu.
Hulusi’nin elinde de köylerimize tersine bir göçü sağlayacak sihirli bir formül yoktu tabii ki.
Onun kısaca söylemek istediği Türkiye’nin bir ya da birkaç yerinde belirlenmiş bazı Çerkes köylerinin bir anlamda pilot bölge seçilerek ileriki kuşaklara bir Çerkes “yaşam alanı” bırakmak; bu yaşam alanının bir Çerkesin gündelik hayatında olabilecek her türlü ihtiyacını karşılayabildiğini göstermekti.
Benzer bir projeyi daha önce düşünen ve dillendiren olmuş mudur bilemiyorum ama bu proje bana çok mantıklı, olabilirliği olan ve heyecanlandırıcı geldi.
Sizlere tavsiyem bu yazıyı önce bir okumanız. Hulusi Üstün’ün blogundan “Çerkes kültürüne son bir yaşam alanı” adlı yazıyı bulun ve bir değerlendirin derim.
Ben bu yazıdan hareketle onun ayak izlerine basarak ve belki de biraz rol çalarak birkaç kelime söylemek istiyorum izninizle. Malum köşemizin ismi “Ettekraru Ahsen…” Tekrarda fayda var diyerek ve bu kültürün bir evladı olarak düşündüklerimi aktarmak sanırım faydalı olacak.
Kafkasya coğrafyası ve iklim şartlarına haiz, karışık olmayan, (Böyle köylerimiz var!) büyük merkezlere çok yakın olmayan ama çok da kıyıda köşede kalmış, ulaşım şartları çok zor bir yer de olmayan bir köyümüzün küçük bir Kafkasya modeli olması çok da zor değil aslında.
Evlerinin mimarisinden, bahçe düzenlenmesine, öncelikli olarak olabildiğince fiziki şartları uygun olmalı bu yaşam alanının. Köyde yaşayacak insan sayısını iskan edebilecek arazisi olan, tarım alanları sulak ve verimli olan, ormanla iç içe yeşillikler içerisinde kaybolmuş bir Çerkes köyünün tekrardan ihya edilmesini düşünebiliyor musunuz sevgili Çerkesler.
Kendi içerisindeki ekonomisi ile kahve, bakkal, berber vs gibi birkaç iş kolunda istihdam yatabilecek bu köyün en azından yine de kendi içerisinde yürütebileceği bir de okulu olmalı mesela. Ama devlet eliyle ama özel bir eğitim kurumunda muhakkak ve muhakkak anadili eğitimini de sağlayacak bir düzenleme olmalı. Özel okullarda kendi inisiyatifleri ile yapılabilen fazladan yabancı dil eğitiminin bu Çerkes köyünde anadil eğitimi olarak uygulanabilmesi küçük bir detay aslında. Belki bu eğitim kurumuna değişik yörelerden gelebilecek çocukların barınabileceği yurt benzeri bir yerin köyde ayrıca bir istihdam yaratabileceği de göz ardı edilmemeli. Yanı sıra kültürel katkı anlamında dışarıdan gelen çocuklarımıza hamilik yapabilecek yerleşik köylülerimiz ve burs verenlerimiz bu canlılığa katkı verebileceklerdir.
Bu proje hayata geçirilebilinirse eğer köyde Çerkes el sanatları da tekrar canlandırılabilinir ve buradan hareketle Türkiye ve Kafkasya’daki Çerkeslere satış yapılabilinir.
Gözünüzün önüne görsel bir şölen gibi olabilecek şöyle bir manzarayı tasavvur etmek de hayal olmasa gerek. Köyde Kafkas at ırklarını yetiştiren bir hemşerimiz Çerkes eyeri ile eyerlediği atının üzerinde bir anıt gibi durmakta mesela. Başında kalpağı, üzerinde çerkeskası ve yamçısı ve de elinde kamçısı… Belinde gümüş kakmalı kaması… Köyün içerisinde milli kıyafetleri ile salınan güzel Çerkes kızlarından birisi belki de bu atın terkisinde kaşenine kaçacaktır vakti geldiğine… Köyün thamadeleri de bu işi mahkemelere taşımadan kırıp saracaktır kendi içerisinde.
Romansı gibi görünen bu ayrıntılar aslında çok da zor olmasa gerek diye düşünüyorum sevgili okurlar, muhterem hemşeriler. Doğal bir açık hava müzesi, otantik bir film platosu görünümündeki bu yerleşim birimi zaten kendini döndürecek ekonomik çarkı yaratacaktır. Ve emin olun başta Türkiye olmak üzere dünyanın dört bir yanından Çerkeslerin cazibe merkezi haline gelecektir. Yanı sıra diğer kültür guruplarının da tanıma adına ziyaret edebilecekleri bir köy olacaktır.
Evlerinden Çerkes ezgilerinin tınıları yükselen, mutfaklarında haluj, psihalive, mamıs, şipsi, lepsi kokuları birbirlerine karışan… Bakkalının tezgahında gelen ziyaretçilere Çerkes Peyniri satılırken derdini Adigece anlatanların vurguları kulaklarımızda olan…
Değişik el sanatları ürünlerinin üretildiği atölyelerinde gençlerin voredleri çekiç seslerini bastıran…
Kurulan müzesinde bu kültüre ait her şeyi bulunduran… Hediyelik eşya mağazasında paket yapılan üç bacaklı Çerkes sofrasının kırılmaması için sıkı sıkıya ambalajlayan gencin kargo görevlisine tekrar tekrar tembihatta bulunan sesleri yankılanan…
Velhasıl bir Çerkes yaşam alanında olabilecek her şeyi barındıran bir ya da bir kaç köyü tekrardan hayata geçirmek çok zor olmasa gerek.
Bunun için önce buna inanan bir avuç insan yeterli aslında. Öncelikle bunu güzelce projelendiren; devamında finansmanı noktasında önce insanımızın ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Adıge Cumhuriyeti’nin ve de benzeri konularda kültürel destek bağlamında fonlar veren kuruluşların desteği ile bu projenin hayat bulması gelecek kuşakların Çerkes dendiğinde gözlerinde oluşan soru işaretlerini kaldıracaktır diye düşünüyorum.
Gelin önce bu konuda fikri müsadememizi bir yapalım derim!

Sayı: 2011 09
Yayınlanma Tarihi: 2011-09-01 00:00:00