Bir şehide; Çerkes Atiye Dipşov Hanım

0
1886
Yeşil Bursa’ya gidenler Maksem caddesinden üst tarafta bulunan Gökdere akarsuyuna doğru ilerlerse caddenin sonunda Şehide Atiye Hanım Sokağı ile karşılaşırlar.
 
Unutulmuş, hüzünlü bir hikayesi vardır bu sokağın. Bilenler elbette bunun hikayesini bilirler, biz bilmeyenler için kısaca anlatalım.
 
Yıl. 1922.
 
11. ve 6. Yunan Fırkaları Üçüncü Kolordu önünden mütemadiyen kaçmaktadır. Geçtikleri kasaba ve köyleri yakmaktaydılar. Bursa’nın da yakılmasına karar vermişlerdi. Mevcut ihtiyat akaryakıtlarını köyleri ve kasabaları yakmak için kullandıklarından ellerinde petrol kalmamıştı. Bu yüzden tahliye ettikleri kasabaların bütün akaryakıtlarına el koyma emri almışlardı. Bu nedenle evlerden dükkanlardan zorla akaryakıt toplanmasına başlanmıştı.
Bursa-Yenişehir arasındaki köprüleri uçurmak ve ahşap olanları yakmak için çaba sarf eden Yunanlılar, en son Gökdere akarsuyu üzerindeki köprüleri yakmak için de Bursa’dan petrol toplamaya kalkışmıştı.
Gökdere üzerindeki Set başı, Irgandı köprüleri yakılmış, sıra Maksem köprüsüne gelmişti. Bu köprü civarındaki evlerin kapıları tek tek çalınıyordu. Halk artık Yunanlıların çekilmekte, Türk ordusunun gelmekte olduğunu anlamış kapıları açmıyordu. Bu hal Yunanlı yangıncıların sinirlerini bozuyordu. Yunanlı yangıncılar Maksem köprüsü civarındaki evlerden akaryakıt alamamışlardı. Bu evlerden birinde Nafia Merkez Mühendisi Ömer Lütfü Bey oturmaktadır. Ömer Lütfü Beyin en büyüğü on iki yaşında olmak üzere beş çocuğu vardır. Ömer Lütfü beyin eşi Çerkes Atiye Dipşov hanımdır. “Atiye Hanım vatanperver, mücadeleden yılmayan, cesaret ve celadet sahibesi bir dişi arslandır.”
 
Yunanlıların ısrarla kapıyı çalmaları üzerine pencereyi açarak seslenir:
 
-“Ne istiyorsunuz, bey evde değildir. Kapıyı açamam…” deyince Türkçe bilen bir Yunan askeri:
-“Aç, aç! Çabuk aç… Gaz ver, çabuk!…”
Atiye Hanım, bu tehdide korkusuzca cevap verir:
-“Size ne kapıyı açarım, ne de verecek gazımız var, burası gazcı dükkanı değil!..”
 
Yunanlı neferlerden biri bu red cevabı üzerine uzaklaşır ve ikiyüz metre kadar uzakta gaz bidonu doldurmaya uğraşan arkadaşının yanına giderek bir şeyler konuşur. Bu konuşmadan sonra bir Yunan subayının başlarında bulunduğu bir manga asker tekrar gelerek Atiye Hanımın kapısını çalarlar.
 
Atiye Hanım aynı medeni cesaretiyle pencereye çıkarak gelenlerin kim olduğunu görmek ister. Tam bu esnada Yunan askerleri yaylım ateşine başlarlar. Çerkes Atiye Dipşov Hanım aldığı beş kurşun yarasıyla şehide olur.
 
Bu hadiseden birkaç saat sonra Yunanlıların alelacele Bursa’yı tahliyeye başladıkları haberi şehirde yayılır.
Kahraman Atiye Hanım da şehadeti ile üç yıl siyahlara bürünmüş kalmış olan Bursa’nın düşmandan kurtuluşunun ve yeşil rengine kavuşmasının müjdecisi olmuştu. Bu şehidenin aziz ruhu şad olsun…”
 
Şehide Atiye Dipşov Hanımın dayısı Em.P.Alb. Ömer Lütfü Öner de 1inci dereceden İstiklal savaşı madalyalıdır. Babaları Çarlık ordusunda iken sürgün edilmiştir. Sonraları Osmanlıda General rütbesi ile görev almıştır. Medine Muhafızı Osman Paşa ile tüm cephelerde kahramanca savaşmıştır.
 
Yazar* şöyle diyor: “Kahraman Türk hanımını başından aldığı 5 kurşun yarasiyle şehit etmişlerdi.”
 
Bu şehadet bana şu soruyu sorduruyor: Neden “Hain Çerkes “ Neden “ Türk hanımı Atiye” ?
 
Evet!
 
Bazılarının “ bilmen kaçıncı isyanı” oluyor da, neden bir kişinin “hatası” bir halkı kaplayacak şekilde “Hain Çerkes” olarak adlandırılıyor?
 
Ya bütün kitaplardan “Hain Çerkes “ sözü çıkartılmalı, ya da Çerkes kökenli olup bu ülke için şehit olmuş, yararlıklar göstermiş, emek vermiş bütün insanların adının önüne de “Kahraman Çerkes” sözü yazılmalıdır.
 
Mesela, İzmir’deki İlk Kurşun Anıtı yazınına; “Kahraman Çerkes Hasan Tahsin” sözcüğü ne kadar da güzel yakışırdı!
 
* Bu yazıda, 5 Nisan 1957 Tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan “Türk Tarihinde Kadın Kahramanlar – Bizim Jandark’larımız” Derleyen: Lutfi Arif Kender’ adlı yazı dizisinden yararlanılmıştır.
 
 
 

Sayı: 2011 09
Yayınlanma Tarihi: 2011-09-01 00:00:00

Önceki İçerikHer telden..
Sonraki İçerikKör Kurdun Randevusu
Jiy Zafer Süren
1951’de Samsun’da doğdu. Üniversite’yi terk etmiş ve muhasebeci olarak çalışarak emekli olmuştur. Çeşitli dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Kafkasya üzerine yayın yapan, As Yayın’ın kurucuları arasında yer aldı. “Çipxe, Kafkas Aile Armaları” (derleme) ve “Tama Bahar Gelmeyecek” (şiir) isimli iki kitabı vardır. Nisan 2008 itibariyle Jıneps gazetesi yazarları arasında yer aldı, Ocak 2011 tarihinden bu yana yayın kurulu üyesidir.