Travmayı bir atlatabilsek

0
261

Mayıs ayı gelince beni hafakanlar basıyor. Türkiye diasporasında yaşayan bir Çerkes olarak, düne kadar gündemimizde yer almayan “sürgün ve soykırım” kavramları camiamızda konuşulmaya başlandığından beri, bir taraftan da tartışmalar tavan yapıyor.
Oysa yaklaşık yirmi , yirmi beş yıl öncesine kadar bu konuyu konuşmazdık bile. Sonra, 21 Mayıs 1864 sürgünü, artan bir ivmeyle biz Çerkeslerin gündeminde doğal olarak baş sıraya oturdu. Oturdu oturmasına ama bir türlü de “bir ve birlik” olmanın asgari müştereği olamadı.
Bu türden yazıların, bu ne ilki ne de sonu olacak. Belki bir kulak veren olur diye ısrarla vurguladığımız bu konuyu; gün gelir de “ben/biz demiştik” diye bir kez daha vurgulamakta fayda var. Hem böylece tarihe bir kez daha not düşmüş olur; hem de köşemizin adı “Ettekrar-u ahsen…”in gereğini yerine getirmiş oluruz.
Geçmiş yıllara oranla, bir nebze daha yumuşayan ve birliktelik konusunda biraz daha olumlu davranan kurumlarımızı takdir ederek bu konuyu geçeyim. Zira geçmiş yıllardaki gibi biraz daha deşersek yazımızın şirazesi kayacak ve doğal olarak birileri de kırılıp dökülecek.
21 Mayıs’taki bütün bu dağınıklığımızın travmatik bir toplum olmamıza bağlamak sanırım yanlış olmayacak.
Son günlerdeki okumalarımdan yaptığım çıkarımlar bu düşüncemi bir kez daha pekiştirdi. Özellikle Derin Tarih dergisinin son bir kaç sayıdır Çerkesler ve Çerkes Ethem özelinde hazırladığı dosyalar ve yayınladığı kitaplar tarihe ışık tutacak nitelikte.
Ethem Bey’in şahsında ötekileştirmenin ve asimilasyonun aracı olan “Hain Çerkes” ibaresi bizlerin bir anlamda uyanış alarmımız olsa da; bir taraftan da hâlâ bu konuda da kafalarımız net değil.
Ethem Bey’in ve kardeşlerinin milli mücadeledeki olumlu rolü inkar edilemeyecek bir gerçek olmasına rağmen biz Çerkesler için de yine ayrışmanın parçası oldu.
Kendi adıma şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Çerkes Ethem Bey ve ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler bence kurtuluş savaşında ortalığın tozunu atmışlar. Başlıbaşına bir ordu ve devlet gibi çalışmışlar. Ellerindeki müthiş gücü ve popülariteyi, yeni kurulacak olan devletin hizmetine sunmuşlar. Kendi adlarına hareket etmek ve yıldızlarını parlatmak gibi bir niyetleri olmuş olsa, önlerinde duracak kudrette bir yapı yok.
Üç Çerkes kardeşin “fason devlet” kurduğu yirmili yıllardan sonra Çerkeslerin Türkiye siyasetinde kimlikleri ile var olamamasının altında yatan esas sebep de budur. İlk meclisteki nüfusa oranla olan Çerkes mebus sayısı bu tezimizi destekleyecek bir başka gerçeklik.
Reşit Bey’in daha o yıllarda ortaya koyduğu Kürt meselesindeki görüşlerine devlet daha yeni yeni varırken; o günkü muktedirlerin, Çerkeslerin organizasyon gücünden ürkmemesi mümkün mü?
Lafı fazla uzatmadan bir alıntı ile yazımı bitireceğim. Alıntılar, Derin Tarih Dergisi’nin Şubat 2015 sayısında verilen, “Çerkes Ethem Meydan Okuyor” kitabında yayınlanan kendi hatıraları.(S.26)
Ethem Bey Yozgat isyanını bastırmak üzere batı cephesini bıraktıktan sonra yaşanan zafiyet üzerine söyledikleri çok net:
“Yetiş ey halaskârımız (kurtarıcımız) ve Kuvâ-yı Tedibiye umum kumandanı Ethem! Dahilî isyan hareketlerini ve Yozgat havalisinde hayli zamandan beri temerküz edip (yerleşip) kalmış bulunan ihtilalci Çapanoğlu kuvvetlerini de tedip ve tenkile (bastırmaya) muvaffak oldunuz, velakin son yeni bir taarruzlarıyla Garp cephe-i harbimizi bozmaya muvaffak olan Yunan ordusu, Bursa ve Uşak ve Afyon istikametlerine doğru istila yürüyüşlerine devam eylemektedirler. Cephede bozulan kıtaâtımız kısmen esir oldular ve dağıldılar. Mütebaki kısm-ı kalilî (kalan az kısmı ise) silah omuzda ric’at etmektedirler (geri çekilmektedirler)” diye , Ankara’dan Yozgat’a bana şifreli telgraflar yağdıran ve adeta bıçaklar altında kaldığını hissetmiş öküzler ve korkmuş tavuklar gibi acı acı feryat etmekten başka, lüzumuna göre şahsi hiçbir tedbir ve fedakarlık gösteremeyen Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşalar mıdır? Ve acaba, o kabil acz-i ikdamlarıyla (bu tür sonuçsuz çabalarıyla) Türkiye vatanını dahilî ve haricî azim (büyük) tehlikelerden ve onların harekât-ı milliyeye iltihaklarından (katılmalarından) daha evvelleri zuhura gelen ve daha çetin vartalardan vatanı kurtaran fedakârlar…
Bu ve benzeri iddiaların yer aldığı kitaptaki yazıların tarihsel gerçekliği kounusu tartışılabilinir. Tam tersine söylemler de geliştirilebilinir. Benim söylemek istediğim husus şu: Esas olarak Çerkes Ethem’in eleştirdiği isimlerin kim olduğuna bakmalı. Cumhuriyet’in birinci ve ikinci cumhurbaşkanları ile genel kurmay başkanı…
Hal böyle olunca Çerkesleri sindirmek, asimile etmek onlara göre farz olmuş.
Elhak, bunu becermişler de!…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz