Umut Yolcuları (10.Bölüm)

0
48

Bu arada Nawruz, geldikleri bu topraklarda Nebzıf ile evlenmeyi başarmıştı. Evliliklerinin 14. yılında iki oğulları ve bir de kızları oldu. Önceleri Nawruz, karısına oldukça kibar ve saygılı davranıyor, el üstünde tutuyordu. Ama aradan yıllar geçtikçe, arkasında zavallı Hacet’in kendisine emanet ettiği yetim Harun’dan başka bir aile desteği olmayan bahtsız kadına kaba-saba davranmaya, onu sürekli aşağılayarak hor görmeye ve insan yerine koymamaya başladı. Zavallı kadıncağızın çocuklarının sevgisi olmazsa, bir gün bile kocasına tahammül edecek gücü kalmamıştı.
Tseyhable’lilerin Erek Kasabası’na yetiştikleri gün, Canbolat Köyü kadınları birkaç delikanlı ile kasabanın alt kısmında bulunan Kelkit Irmağı’na kamış kesmeye gelmişlerdi. Her yıl rutin bir şekilde köyün kadınları Mayıs ayının son günlerinde at arabaları ile ırmak kenarına gelip kamış kesiyorlardı. Kestikleri kamışların yumuşak kısımlarından hasır (ombl), sepet, seccade gibi ev eşyaları yapıyorlar, sert kısımlarını da tavan aralarına döşüyorlardı. O gün Nebzıf’ın da içlerinde bulunduğu kadınlar, gün boyu ırmak kenarından kestikleri kamışları at arabalarına yükleyip akşama doğru köylerine geri döndüler.
Temruko ve arkadaşları ertesi gün öğleden sonra reisi tekrar ziyarete gitti. Reis Mehmet Efendi odasında Canbolet beyle sohbet ediyordu. Yaveri göçmenlerin geldiğini haber verince, kafile başkanlarını içeri almasını söyledi. Temruko odada Canbolat beyi görünce şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi. Birlikte ana vatanlarında Ruslara karşı birçok cephede savaşmış iki eski komutanın sevinci ve mutluluğu anlatılacak gibi değildi. Temruko başlarına gelenleri uzun uzun anlattı eski dostuna. Canbolet bey kasaba reisine bu kafilenin yerleştirilmesini istediği bölgeyi tarif etti. Reis bey Canbolet beye kafileyi bahsettiği bölgeye yerleştirebileceğini söyleyerek onlara yardımcı olmasını rica etti. Canbolet bey hiç vakit kaybetmeden Temruko ve arkadaşları ile birlikte Değirmenli mevkiinde bekleyen Tseyhable’lilerin yanına geldi. Kafiledeki herkese tek tek sarılıp hal-hatırlarını sordu. Karşılama seremonisi bittikten sonra, iki eski arkadaş bir ağacın gölgesine oturup koyu bir sohbete başladılar.
Bir ara Canbolat bey, Temruko’ya “Yahu sizin Tseyhable’den Çelesket’lerin oğlu Nawruz bizim köyde yaşıyor, o da hep sizi kaybettiğinden bahsediyordu. Şu Allah’ın işine bak, kısmette burada buluşmak varmış” dedi.
Temruko şaşkınlıkla sevinci bir arada yaşıyordu. “Canbolet sen ne diyorsun, bu ne güzel haber. Zavallı yaşlı annesi, bacıları aramızda bu habere kimbilir nasıl sevinecekler” dedi.
Hemen yerinden kalkarak aceleyle Nawruz’un yaşlı annesi Sifif’in yanına gitti. Yaşlı Sifif kucağındaki torununu uyutmaya çalışıyordu.
Temruko, “Anacığım müjdemi isterim. Sana çok güzel bir haberim var. Oğlun Nawruz burada yaşıyormuş. Evlenmiş, ev bark olmuş, üç tanede torunun varmış” dedi.
Zavallı kadın duyduklarına inanamıyordu. Yaşlı kalbi duracak gibi oldu, elinde olmadan bir çığlık attı. “Aman Allah’ım ne büyük bir mutluluk.” (A Thar Kıtatiy) dedi.
Yaşlı kadıncağız sevinç gözyaşlarına boğuldu. Temruko, misafirinin yanına gülerek mutlu bir şekilde geri döndü. Bir müddet daha sohbet ettikten sonra Canbolet bey, “Hava kararmak üzere, çok geç oldu. Artık bana müsaade ederseniz köye döneceğim. Size iki atlı adamımı bırakıyorum. Onlar sizi yarın sabah yeni yerleşeceğiniz yere getirecekler, ben de öğle vaktine doğru Nawruz’u da yanıma alıp oraya geleceğim. Yeni köyünüzde görüşmek üzere hoşça kalın” dedi ve kafilenin yanından ayrıldı.
Nawruz’un yaşlı annesi ve bacıları bu güzel haberi aldıkları dakikalarda, Nawruz ot biçmeden gelmiş yatak odasındaki karyola (p’egor) üzerinde dinleniyordu. Odanın penceresi açıktı. İnsanın içini serinleten bir bahar havası kaplamıştı odayı. Günlük güneşlik, keyifli bir gündü. Karısından büyükçe bir yastık ve bir kül tabağı istedi. Kadın hemen kocasının isteğini yerine getirdi. Yastığı kocasının arkasına, kül tabağını da yanı başındaki sehpanın üzerine koydu. Sehpayı da kocasının rahatlıkla uzanabileceği kadar yanına yaklaştırdı. Nawruz arkasındaki yastığa sırtını dayadı, ayaklarını yatağa uzattı. Yeleğinin cebindeki tabakayı çıkarttı, içinden bir sarma sigara alıp yaktı. Dışarıdan çocukların sesleri geliyordu. Çocuklar kapı önünde annelerinin dün getirdiği kamışlarla oynuyorlardı. Nawruz’un keyifle sigarasını içtiği anda pencereden içeri süzüle süzüle oldukça iri bir kaç jugade (kamışın kahverengi kısmında bulunan tüy.) girdi. Jugadeler serseri bir kar tanesi gibi Nawruz’un gözleri önünde uçuşmaya başladı. Nebzıf arkası dönük olduğu için havada dans eden bu jugadeleri göremiyordu. Jugadelerin havada süzülüşünü seyreden Nawruz aniden kahkaha atmaya başladı. Doleçeriy’in “Beni vurduğunu kimse görmedi sanıyorsan yanılıyorsun. Bak havada uçuşan şu jügadelere, onlar gün gelecek beni vurduğuna şahitlik edecek” sözü aklına geldikçe daha da katıla katıla gülüyordu. Ne olduğunu anlamayan Nebzıf, kocasına “Seni bu kadar deli gibi güldüren şey ne?” diye sordu.
Nawruz gülerek karısına parmağıyla odada uçuşan jugadeleri gösterdi. Kadın, “Bunda gülecek ne var, çocuklar dışarıda kamışla oynuyorlar” dedi.
Nawruz bir yandan hala gülmeye devam ediyor bir yandan da içinden “Aman aradan bunca yıl geçti, artık çoluk çocuğumuz da var. Benden başka kimi var ki bu yaban ellerde? Söylesem hiçbir şey olmaz, bu saatten sonra da hiçbir şey yapamaz” diye düşünüyordu. Kahkaha sarhoşluğu içinde bir anda Doleçeriy’i nasıl öldürdüğünü ve jugadeleri görünce Doleçeriy’in sözünü hatırladığı için bu kadar güldüğünü anlattı. “Yaptığından utanmayan, söylediğinden utanmaz” (Zış’enç’e mıwç’ıterer, yı’onç’e wuç’ıteştep) dedikleri gibi hala gülmeye devam ediyordu. Kadın duyduklarına inanamıyordu. Nebzıf çileli yaşamı boyunca çekmediği acı kalmamış ve bu acılara direnebilmeyi zorda olsa başarmıştı. Ancak kocasının bu anlattıklarına tahammül etmesi mümkün değildi. Savaş meydanında arkadaşına böyle alçakça bir ihaneti yapmış, onursuz bir adamla aynı yastığa baş koyamazdı artık. Kocasının anlattığı şey yenilir yutulur gibi değildi. Yatakta hala keyifle sigarasını tüttüren kocasına, duvarda asılı duran recbeyi (tabancayı) göstererek, “Onu bu tabancayla mı vurdun?” (Ar mı recbemç’e wuwçığa?) diye sordu.
Sorduğu sorunun cevabını bile beklemeden tabancayı eline aldı, namlusunu kocasının kalbine doğrultup hiç tereddüt etmeden ateş etti. “Önünden yuvarladığın taşa, sonradan ayağın takılır” (Mıjöw wappeç’e bığaşerem wukiwl’exejışt) dedikleri gibi Nawruz yaptığı alçaklığın bedelini canıyla ödedi. Adalet topaldır, ağır ağır yürür derler. Wostığay’den yola çıkan topal adalet, ancak 16 yıl sonra yetişebildi Canbolat Köyü’ne. Doleçeriy’in dediği oldu ve jugadeler yıllar sonra şahitlik etti öldürülüşüne.
Tseyhable’liler Canbolat beyin iki adamı rehberliğinde yeni yerleşecekleri bölgeye gitmek üzere sabah erkenden dola çıktılar. Beş saatlik bir yolculuktan sonra yeni köylerinin bulunduğu bölgeye (Bugünkü Temrukohable/Meydandüzü Köyü diye anılan yer) geldiler. Vakit öğle vaktini geçmesine rağmen, Canbolet bey henüz gelmemişti. Nawruz’un yaşlı annesi ve bacıları her geçen saat daha da sabırsızlanıyorlardı. Akşama doğru Canbolet bey yanındaki iki kişi ile birlikte Tseyhableliler’in yanlarına geldi. Temruko misafirlerini karşılamak için onlara doğru yürümeye başladı. Gelenlerin arasında Nawruz yoktu. Canbolet bey ve yanındakiler kafileye yaklaştıklarında yas habercileri (şşıhak’ue) gibi atlarının solundan indi. Temruko gelenlerin atların solundan indiğini görünce, bu gelişi hayra yormadı. Canbolet beyin ve yanındakilerin üzgün oldukları yüzlerinden ve hareketlerinden açık bir şekilde anlaşılıyordu. Bu arada misafirlerin geldiğini gören Nawruz’un annesi ve kız kardeşleri hemen Temruko’nun yanına koşup arkasında merak içinde beklemeye başlamışlardı. Canbolet bey Temruko’ya, “Kusura bakma köyde bir cenaze vardı, erken gelemedim” dedi.
Temruko, arkadaşına “Allah rahmet eylesin, hiç gelmesen de olurdu. Kimlerdendi rahmetli?” diye sordu.
Canbolet bey bir gün önce verdiği güzel haberden sonra, şimdi Nawruz’un öldüğünü nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Temruko’nun hemen arkasında duran, heyecandan dizlerinin bağı çözülmüş, gözleri göz çukurlarından fırlayacak gibi kendisine bakan yaşlı kadına doğru gidip ellerini avuçlarının içine aldı ve “Anacığım Allah sizlere sabır, dünyasını değiştiren oğlunuz Nawruz’a da cenneti versin. Allah akıbetini hayır eylesin” (A syan Tham sabır kuşéöt, zi dunay zixhojığe şuıḱo Nawruz’iy cennetir ḱıret. Tham yiwujıpḱe mafe şöşı`’) dedi.

(Bitti)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here