Yıllar geriye akacak

0
3

Mersin’de insanın nefesini kesen sıcaklar başladı. Burada adeta hayatı felç eden iki aya girmiş bulunuyoruz. Gündüz saatleri içinde denize girmenin dışında, dışarı çıkmak yemek yemek, çay içmek bile tüm vücudunuzdan ter fışkırmasına neden olabiliyor. Bu yüzden işe gitmenin dışında ya kapını pencereni kapatıp klimalı bir odaya kendini hapsetmek zorunda kalıyorsun ya da yaylaya çıkmak. Sen tatile girmesen de Mersin’in havası seni tatile itiyor, rutin hayatını sürdürmek imkânsız. Bir kere ev taşınma havasına giriyor, halılar kaldırılıyor, kapı pencere sonuna kadar açıldığı için temizlik hak getire. Anlayacağınız ev eve, sokak sokağa benzemiyor. Şehirden kaçmanın yollarını arıyorsunuz. Evimiz nispeten şehrin dışında. Bulunduğumuz yerden şehre baktığınızda deniz kenarına devasa bir kalenin surları gibi dizilen yirmi katlı binaların dağla deniz arasındaki sirkülasyonun önünde nasıl bir set oluşturduğunu net görebiliyorsunuz. Limon, Portakal bahçelerinin acımasızca kesilerek beton yığınlarına dönüştürüldüğü bu şehirde, memleketin her yerinde olduğu gibi düşüncesiz ve plansız dikilen yüksek binalarla yok edilen doğanın değerini anlayan insan sayısı henüz çok az. Doğayı fütursuzca yok etmeyi gelişme olarak gören çok. Mersin’in giderek ısınmasında bu vurdumduymazlığın payı hiç düşünülmüyor. Her neyse Mersin’i nemi, küfü, sıcağıyla baş başa bırakıp birkaç haftalığına İstanbul’a kaçıyorum.
Mersin’in sıcağından kaçarken İstanbul yolculuğu için büyük bir talihsizlik sonucu 15 Temmuz’u seçmiş bulundum. Darbeden haberdar olduğumda otobüse şöyle bir göz gezdirdim, birçok yolcu televizyonlarından darbe haberlerini izliyor ancak hiç kimsede bir tedirginlik en ufak bir kıpırtı yok. Gölbaşı’nda çatışma olduğu haberini duyduğumda Serap’ın 12 Eylül’e rastlayan yolculuğunu anlattığı yazısını anımsadım ve kalkıp kaptanın yanına gittim. Yardımcıları olan iki genç de kaptanın hemen yanında oturuyordu. Darbeden haberdar olup olmadıklarını sordum, haberleri vardı. Gölbaşında çatışma olduğunu, ne yapmayı düşündüklerini sordum. Darbeyi çok olağan bulmuş ama benim sorumu yadırgamış görünüyorlardı. “Hiiç, dediler yolumuza devam edeceğiz.” “Gölbaşı’nı sorunsuz geçsek bile İstanbul’a bizi almayabilirler, şirketinizle konuşsanız da geri dönsek.” Şirket bir şey söylememişti, onlar da sormamıştı. Kaptan yardımcısı gençler hafif bir tebessümle “bişicik olmaz” havalarını sürdürürken yerime döndüm. Küçük kızımla birlikte hızla çatışmaların göbeğine doğru yol alıyorduk. Memlekette bombaların patlaması, ölümler kanıksanmış, ya da herkes korkusunu içinde yaşıyor, bütün yolcular huzur içindey(miş) gibi görünüyordu! Gölbaşını sorunsuz geçtik otobüs Ankara’ya girmeyecekti, durmaksızın yolumuza devam ettik. Büyük kızım bütünleme sınavı için orada. Yüreğimin yarısını Ankara’da bırakıp, diğer yarısına sarılarak yolculuğumu karışık duygular içinde sürdürüyordum.
Tuzla’ya yaklaşırken bir tepede bütün şeritleri kapatmış araç kuyruğunu gördüm. Kısa süre sonra otobüsümüz durmak zorunda kaldı. Bizden saatler önce gelip yollara dağılmış öbek öbek insanların arasına bizde karıştık. Birçok yolcu, kaptanımızın etrafını alıp madem İstanbul’a giremeyecektiniz ne demeye Mersin’e dönmediniz diye söylenirken Kaptan nereden bilebilirdik gibilerinden laf yetiştirmeye çalışıyordu. Ben karşısına geçip “size söylemiştim” dedim. “Biz emir kuluyuz, şirket ne dediyse onu yaptık” dedi. Sabah serinliğinde üşüdüğümüz süreyi, güneş kavurmaya başladığında çok arayacaktık. Kaptanımız hiçbir şekilde İstanbul’a giremeyeceğimizi söylediği için yaklaşık üç saat orada bekledikten sonra bir grup insanla birlikte bulduğumuz bir taksiyle şansımızı denedik ve kilometrelerce uzayan kuyruğu gördük. İstanbul’a girebilmek için açık yollar bulmaya çalışan taksimizle de saatlerce yol teptikten sonra, ben varmak istediğim yerdeyim. Obüsteki insanlar orada daha ne kadar bekledi bilemiyorum. Başarıyla sonuçlanmayan bir darbe girişiminin bile hayatımızı nasıl etkilediği ortada. Bu aşama sadece normal akışın durma aşamasıydı. Bundan sonrasında önceki darbelerden de bildiğimiz gibi yıllar geriye akacak, hepimizin yüreklerine korku yerleşecek, gelen nesil de bu darbeden nasibini almış, gelecekle ilgili belirsizlik içinde ve özgürlükten uzak büyüyecekti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here