Karakuyu Ortaokulu Zamanında gelen kurtarıcı (2. Bölüm)

0
6

Tek kişilik dev kadro
Ortaokulun müdür ve öğretmenlerinden oluşan eğitim kadrosunu beklerken, nihayet ortaokul civarında bir öğretmen göründüğü haberi tüm köye yayıldı. O gece gözüme uyku girmemiş, sabah büyük ağabeyimi kaptığım gibi soluğu okulun kapısında almıştım. Okulun tek öğretmeni ve aynı zamanda müdürü Lütfü Hoca gelmiş, kayıtlara başlıyordu. Karakuyu Ortaokulu’nun 1 numaralı öğrencisi olarak kaydımı yaptırmış ve tarihe şerh düşmüştüm, sene 1979. O geceki uykusuzluk işe yaramıştı.
Yaz günleri sonbahara evrilirken merak içinde beklediğimiz okulumuz açıldı, her evden bir sandalye taşındı sınıfa. Çoğunluğu kızlardan oluşan 22 öğrenci, rengârenk ahşap – plastik sandalyelerimizle okula başladık. Sınıfın yaş ortalaması oldukça yüksekti, ben aralarında en küçüklerden biriydim. Evde halı dokumayı, dantel işlemeyi bırakıp okul yoluna tekrar düşen bu ablaları tabii o zamanlar takdir etmek aklıma gelmiyor, sınıfın küçüklerinden biri olarak onlarla nasıl baş edeceğimi düşünüyordum. Karakuyu Uzunyayla’da sosyalliği kadar gözüpek kızlarıyla da ünlüydü o zamanlar!
Okulumuz başlamıştı başlamasına ancak tek öğretmenimiz Lütfü Hoca’nın branşı ne matematik ne fen, ne sosyal, ne Türkçe’ydi. Devlet, Karakuyu Ortaokulu’na o yıl branşı ‘tarım’ olan sadece bir öğretmen atayabilmişti. Tek ekilebilen ürünün buğday olduğu köyümüzde tarım eğitimi sayesinde belki bir ürün daha eklenebilirdi yanına. Biraz hayal kırıklığı olsa da derslerimize başladık. Lütfü Hoca ilkokuldaki gibi hem matematik öğretiyor hem fen, en güzeli de tarım. Eh, arada bir-iki kelime İngilizce! Arada fırçayı yiyoruz okulda Çerkesçe konuşuyoruz diye… Tüm öğrencileri Çerkes olan bir ortaokul (ki çoğumuz henüz Türkçeyi sadece okulda konuşan çocuklarız), teneffüste basıyoruz Çerkesçe yaygarayı. O yıl öyle geçti; bir sınıflı, bir öğretmenli.

Çoğalıyoruz, daha bir okul oluyoruz
O yaz Halkevi’nin arka tarafına iki oda daha eklendi. Orta 1 ve 2, yeni yapılan sınıflara taşındı. İkinci yıl matematik, fen, sosyal ve Türkçe öğretmenlerimiz geldi. Sebahattin ve Mücahit öğretmenler üstelik Kabardey! Osman ve Mustafa öğretmenler ise batıdan bir yerlerden. Lütfü Hoca zorlu bir yıldan sonra çok da baş edemediği Karakuyu’nun kız öğrencilerini daha deneyimli öğretmenlere teslim etti ve tarım derslerine motor dersini ekleyerek ‘taşrada yaşam’ için heyecanlananları eğitmeye devam etti. Benim öyle tarımla, traktör motoruyla uğraşmaya hiç niyetim yoktu. Her Anadolu çocuğu gibi doktor olmaktı amacım. Öğretmenlerimizi sevmiştik. Müdürümüz ve fen dersi öğretmenimiz Sebahattin Hoca oldukça esprili, matematik dersi hocamız Mücahit Hoca daha sert ama iyi bir matematikçiydi. Mustafa Hoca dünya tatlısıydı; verdiği ödevler için bizi evine, eşinin yanına yollardı. Hocanın evi artık kütüphanemiz, eşi kütüphanecimiz olarak evdeki üç-beş ansiklopediden yapardık tüm ödevlerimizi.
Biz orta 2. sınıfa geçip orta 1’ler de başlayınca okul mevcudu 40 kişiyi geçmişti. Okulun arkası göz alabildiğine boş, çayır çimen. Bir voleybol filesi çekildi. Sabah erkenden okula gidiyoruz, çantasını sınıfa fırlatan soluğu voleybol sahasında alıyor. Kızlı erkekli ikiye bölünüp kan ter içinde voleybol oynuyoruz. Öğretmenler sınıfın penceresini açıp bağırıyorlar “Haydiii ders başlıyor” diye. Sabah sporumuzu yapmış olarak derslere giriyoruz terimizi kurutamadan. Haftada bir gün iki saat beden eğitimi dersimiz var, tam voleybol sahasına koşturacağız, bizim öğretmenler Karakuyu’nun gençleriyle voleybola başlamış. Okul saatleri bitiyor, güneş battı batacak, biz bekliyoruz ki onlar gitsin de beden eğitimi dersinde voleybol oynayalım… Böylesine bir voleybol aşkı! Öğretmenler köyün gençlerine diyemiyor ki “Çocukların beden dersi var, voleybol sahasını boşaltın”. İşte böyle hatırşinas insanlar…
Matematik öğretmenimiz Göksunlu Kabardey. İyi öğretiyor bize matematiği, bir de ev ekonomisi dersimiz var onunla. Yemek yapmayı öğreniyoruz bu derste. Karakuyu halkı mercimeği tanımıyor, ancak Mücahit Hoca illa mercimek çorbası diye bir çorba yaptıracak. Pınarbaşı’na giden birine mercimek siparişi veriyoruz. Küçük tüp ve bir düdüklü tencere, mercimek çorbası malzemeleriyle okula gidiyoruz ve nefis bir mercimek çorbası yapıyoruz o gün. Voleybol sahası yine Karakuyu’nun gençleri tarafından işgal edilmiş. Birini gönderip yaptığımız çorbayı tatmaları için sınıfa davet ediyoruz. Karakuyu böylelikle mercimekle tanışmış oluyor ve misafir sofralarının baş tacı ediliyor, öylesine seviliyor mercimek!
Ev ekonomisi dersi ödevi olarak portakal reçeli yapıyoruz. 22 öğrenci birer kavanoz portakal reçeliyle Mücahit Hoca’ya tattırma kuyruğuna giriyoruz. Hoca tadıp not veriyor. Mücahit Hoca bir-iki, beş-on derken bir süre sonra fenalaşıyor ve görüntüsüne bakıp 9’ları, 10’ları basıyor bize.

Dersimiz tiyatro
Orta 2. sınıfta sene 1981, Atatürk’ün doğumunun 100. yılı. Bir tiyatro oyunu hazırlıyoruz. Konu, Kurtuluş Savaşı’ndaki bireysel kahramanlıklar. Oyunun başrolü bir yüzbaşıyı canlandırmak. Seçmeler yapılacak ve yüzbaşıyı en iyi canlandıracak erkek öğrenci seçilecek. Ancak köyün erkek çocuklarının çoğu ilçede veya ilde okuduğu için yüzbaşıyı canlandıracak özellikte erkek öğrenci bulunamıyor ve orta mahallenin ikizlerinden Gülhan, boyu posu ve rol yeteneğiyle yüzbaşı rolünü kapıyor. Kostüm ve dekor için ev ev dolaşıp uygun malzeme topluyoruz. Gülhan için takma bıyık yapılıyor. Ben gecenin sunucusu ve solisti olarak boy gösteriyorum, sınıf arkadaşım ablalar bu durumdan çok hoşlanmıyor ancak engel de olamıyorlar çünkü öğretmenlerimle aram pek iyi. Üç gece üst üste oynuyoruz. İlk gece provaya köyün kızlı erkekli gençleri geliyor, ikinci gece erkekler, üçüncü gece kadınlara oynuyoruz. Erkekler gecesinde bir seyirci, “Yüzbaşı çocuk kimlerin oğlu” diye soruyor. Gülhan takma bıyığının altından gülümsüyor. O yıl hazırladığımız bu oyun Karakuyu halkından tam not alıyor ve takdirle karşılanıyor. Karakuyu Ortaokulu bir nevi üniversite havası estiriyor köyde. Tiyatro gösterimizin methi kulaktan kulağa tüm Uzunyayla’ya yayılıyor. Karakuyu yine yaptı yapacağını! Rakip köyler süzgün.

Mezuniyete doğru: Liseye yol nereden gider?
Ortaokul 3. sınıfta aileden üç kişi Karakuyu Ortaokulu’nda boy gösteriyoruz. Artık üç sınıf olduk, 60 kişiyi geçiyoruz. Heyecanlı bir yıl, mezuniyete hazırlanacağız. Şansımıza bir sonraki yıl lise açılır mı diye espriler yapıyoruz. Burası Karakuyu, hiç belli olmaz havasıyla devam ediyoruz mezuniyete doğru. Tüm orta 3’lerde bir belirsizlik, kim liseye gidebilecek, kim köyde kalacak bilinmiyor.
O yıl 15 tatilde Kayseri’de okuyan amcaoğlu ve halaoğlu köye geliyor. Yaşıtlarım; onlar Kayseri’nin en iyi okulundalar, ben köy ortaokulunda. Hafif bir kıskançlık var tabii bende. Fen lisesi sınavlarına hazırlandıklarını anlatıyorlar bana, onlar girer de sınava ben giremez miyim, üstelik okula devam edebilmem için bir fırsat. 15 tatil dönüşü okul müdürü Sebahattin Hoca’nın karşısına dikiliyor ve fen lisesi sınavlarına girmek istediğimi iletiyorum. Hoca ünlü kahkahasını atıyor ve “Kızım burayı okuldan sayıp bize başvuru formu bile göndermediler” diyor. Büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığıyla eve gelip ağabeyime söylüyorum. Başvuru için çok az bir süre kalmış ve Kayseri’den yapılması gerekiyor. Ağabeyim gidip hocamla mı konuşuyor, hocam hevesimi mi kırmak istemiyor, birisini gönderip kimliğimi aldırıyor ve Kayseri’ye gidip benim adıma fen lisesi sınavlarına başvuruyor. Hiç unutamadığım bir olaydır, sevgili Sebahattin Hocamı her zaman büyük bir fedakârlık timsali olarak hatırlarım.
Fen liseleri o zamanlar bizim gibi köy çocukları için, hele hele kız çocukları için çok önemli. Hem eğitimi çok iyi hem de yatılı kalınabiliyor. Sınav iki aşamalı, ilk sınava Kayseri’de giriyorum. Büyük bir heyecanla sınav sonucunu bekliyorum. Bir sabah okula gittiğimde Lütfü Hoca tüm okulu kapının önüne topluyor ve heyecanla beklediğim sonucu açıklıyor ama öyle heyecanlı ki… “Arkadaşınız kazandı” diye bağırıyor; önce parasız yatılı sınavına girenlerden biri mi diye herkes birbirine bakıyor. Sonra anlaşılıyor ki ilk sınavı geçmişim. Amcaoğlu, halaoğlu geçememiş. Bu, köyde büyük bir olay oluyor tabii. Okuldan sayılmayıp başvuru formu bile gönderilmeyen bir köy ortaokulu öğrencisinin bu sınavı geçmesi okul için de gurur kaynağı oluyor.
Köyde beni ikinci sınava hazırlama seferberliği başlıyor. İyi besleneyim, vitamin alabileyim diye hocalarımın köyde kıt olan meyvelerden gönderdiğini hatırlıyorum eve. Ankara’da, İstanbul’da okuyan abilere mektuplar yazıyoruz, kitap istiyoruz. Öylesine ciddi yani! İkinci sınav yaz ortası.
19 Mayıs’ta erkek öğrenciler şort, kızlar pantolonla köyde yürüyüş yapıyoruz.19 Mayıs kutlamaları için Karakuyu halkını okulun civarına çağırıyoruz. Erkek öğrenciler pek üzgün çünkü okullu olmayan gençlik tarafından şort giydiler diye makaraya alınacaklar. Ben 7 kişilik bando takımında trompet çalıyorum, kardeşim trombolin taşıyor, çalamıyor. Bando takımı kalabalık görünsün diye iki öğrenci, ellerinde trombolin uygun adım yürüyorlar. Köyü baştan sona turluyoruz. Köyün ihtiyarları “Vay maşşallah” diye bizi alkışlıyorlar. Okulun arkasındaki çayırlıkta 19 Mayıs kutlamalarına başlıyoruz. İp atlama mı dersiniz, yumurta yarışı mı, çuval yarışı mı, kızlar ve erkekler arasındaki koşu yarışı mı… Her şeyde olduğu gibi koşuda da boy olarak benden uzun sınıf arkadaşlarımla mücadele ediyorum, ölümüne koşuyorum. İkinci oluyorum ama bayıldığım için dereceye girmenin heyecanını yaşayamıyorum. Karakuyu Ortaokulu korosu olarak Mayıs’ın 19’unda, güzel bir bahar gününde türküleri, şarkıları döktürüyoruz.
Mezuniyet gecesi için yine hummalı bir çalışma yapıyoruz. Köy halkı için bir gösteri hazırlıyoruz. Bu sefer daha komedi içerikli bir gösteri. Güle oynaya mezun oluyoruz. O yıl mezun olanların büyük bir kısmı liseye devam ediyor. Ben fen lisesi ikinci sınavını kazanamayınca Kayseri’de liseye başlıyorum. 1979 yılında eğitime başlayan Karakuyu Ortaokulu yüzlerce Uzunyayla çocuğunun okumasına vesile olduğu için ayrı bir değeri var benim gözümde. Kim bilir bu yıl kaçıncı mezunlarını verecek!
Karakuyu Ortaokulu 1 numaralı öğrencisinden tüm Karakuyu Ortaokulu öğretmenlerine, öğrencilerine ve mezunlarına sevgiyle… (Bitti)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here